Yunanlılar’ın Trakya’yı İşgal İçin Yaptıkları Mezâlim ve Propaganda Faaliyetleri
[Yunanlılar'ın Makedonya'da askerlik karşılığı Müslüman, Musevî ve Ermenilerden bedel-i nakdî aldıkları, Doğu ve Batı Trakya'da Müslümanlardan yirmi bir yaşından otuz bir yaşına kadar olanların zorla askere çağrıldığı, Batı Trakya'da siyasî sebeplerden dolayı mahkum edilen yedi bin kadar Müslüman'dan bir çoğunun tahliye edilip, geri kalanlar için 26 Nisan'da Yunan Hükûmeti'nin yüzüncü yıldönümü münasebetiyle genel af ilan edileceğinin bildirildiği, Trakya'da Yunan Mezâliminin devam ettiği, görevlilere işkence yapıldığı ve mektupların postahanelerde açılarak sansür edildiğine dâir Sinekli Hudud Emniyet Müfettişliği'nin tahriratı.]
11 Nisan 1921
Bâb-ı Âlî
Dâhiliye Nezâreti
Emniyyet-i Umûmiyye Müdîriyeti
Umûmî: 233
Emniyyet-i Umûmiyye Müdîriyeti Cânib-i Âlîsine
Atûfetlü efendim hazretleri,
Yunanlılar Makedonya’da İslam, Mûsevî ve Ermenilerden bedel-i nakdî kabûl etdiğini, Şark ve Garbî Trakya’da Müslimânların yirmi bir yaşından otuz bir yaşına kadar olanlarının belediyeden künyeleri istenildiği ve Rumlardan otuz beş yaşına kadar askere da’vet olunmuş ise de kuvve-i ma’neviyyeleri bozulmuş olduğundan icâbet etmediklerinden cebr ü tazyîkle alınmağa karâr verildiği ve Şarkî Trakya’da siyâseten habsedilen yedi bin kadar Müslimândan ekserîsi tahliye olunduğundan el-yevm Edirne’de iki-üç bin kişi kadar ancak kaldığı, bunların da Nisan-ı Rûmî’nin yirmi altıncı günü Yunan Hükûmeti’nin yüzüncü senesi olduğundan yevm-i mezkûre[de] afv-ı umûmî i’lân olunacağı ve mezkûr günü tes’îden Edirne’de tâklar yapılmakda olduğu ve bir hafta mukaddem Hayrabolu müftîsinin ayağından iple bağlayarak dereye kadar sürüklemek sûretiyle işkence etdiklerinden Tekfurdağı Meb’ûsu Mustafa Neyyir Bey bi’z-zât kazâ-yı mezkûra azîmetle müftî-i mûmâ-ileyhi alup Edirne vâlisine götürerek vak’ayı anlatdığından ba’demâ Müslimânlara ilişilmemesi içün emir verildiği ve Uzunköprü kazâsına tâbi’ Hamidiye karyesinden bir İslam kadına “Zevcinin silâhlarını söyle !” diyerek bacaklarından bir ağaca asarak donuna bir kedi konulup altına yakılan bir ateşin dumanıyla iz’âç olunmak sûretiyle işkence edildiği ve Çerkesköyü’nden habsolunanlardan Belediye Re’îsi Molla Mehmed ve tüccârdan Osman ve Saraylı Halid ve Kahveci Faik ve mukaddemâ Çerkesköy İstasyonu’nda inzibât askeri me’mûru olan Mustafa efendiler salıverilmişlerse de mûmâ-ileyh Mustafa Efendi’ye boğazına kaynar su dökülmek sûretiyle işkence edildiğinden vefât etdiği ve Çorlu eşrâfından Arnavud Ali ve Ziya beylerle Bakkal Mustafa ve Tüccâr Emin ve Reji Me’mûru Feyzi Bey ve Çengel Çiftlik sâhibi Ziya ve Mehmed beylerle müftîsi ve bunlardan daha kırk kişi habsedilmişlerse de ekserîsi bugünler tahliye olunduğu ve mektûblar umûmiyetle postahânede açılarak ba’dehû kapanmak sûretiyle sansür yapıldığı ve bugünler Ortaköy, Karabağ, Kemal, Doğanca hudûdunda Bulgarlarla sık sık müsâdeme edildiğinden her gün dört-beş mecrûh Edirne’ye getirilmekde olduğu istihbâr kılınmağla arzolunur. Ol bâbda emr ü fermân hazret-i men-lehü’l-emrindir.
Fî 7 Nisan sene [1]337 Sinekli’de Hudûd Emniyyet Müfettişi
Mehmed Nazmi
Çekmece’de Kalıkratya Merkez Me’mûriyeti’nin 78 numaralı ve fî 11 Nisan sene [1]337 târihli tahrîrâtı sûretidir.
40 numaralı ve fî 21 Mart sene [1]337 târihli tahrîrât-ı aliyyeleri üzerine vâki’ olan tahkîkât-ı âcizîde Kâtib Abidin Efendi’nin müsellâh iki Yunan askeri tarafından hânesinden gece yarısı kaldırılarak ve karye hâricine çıkılınca tâ Sürgün karyesine kadar döğülerek, söğülerek elleri bilekçe ve ba’dehû kolları iple bağlı olduğu hâlde götürüldüğü ve polis koğuşunda dahi döğülüp, söğüldüğü ve sabâhı gelen zâbitler tarafından sehven götürüldüğü beyânıyla ve orada li-maslahatin bulunan Yenice köyünün sâbık muhtarı refâkatiyle i’âde edildiği ve bu keyfiyetin işâ’a edilmemesi dahi zâbit tarafından tedhîşi mutazammın ve müfîd bir tarz u beyânda tefhîm kılındığı nâ-kâbil-i ketm ve efkâr bir derecede mütehakkık ve mütebeyyin bulunduğuna ve mezkûr karyenin sükkânı bi’l-umûm Hıristiyân milletinden ve millet-i mezkûre şu sıra Yunanîlerin desâ’is-i siyâsîlerini ne mertebe fırkası bulunduklarından ve vukû’ bulan musâhabede gerçi bu tecâvüzü[n] cümlesi tarafından bî-rahmâne ve mel’ûnâneyi takbîhen tasdîk ve tebyîn edilmekde ise de bunlardan birisine vukû’ bulacak su’âle cevâb-ı nigerânenin verileceği mütehakkık bulunmasıyla berâber taraflarından kâtibin şikâyeti üzerine tahkîk içün gelmiş diye Yunanîlerin dahi derhâl âgâh edileceklerine ve mezkûr karyeye yevm-i muvâsalatım olan Mart’ın yirmi üçüncü gününden avdetinin günü olan otuz birinci gününe kadar her gün müsellâh bir onbaşı ile iki, ba’zen üç nefer Yunan askerinin mezkûr karyeye sabâhları gelerek öğlen üzerleri avdet ve akşam üzeri dahi diğer bir onbaşı ile aynı mikdâr askerin gelüp gecelere kadar âdetâ mezkûr karyenin inzibâtına me’mûr imiş gibi bulunmakda olduklarını bi’z-zât müşâhede eylediğime mebnî bi’l-âhire başka bir Mezâlime bâdî olacağı mütâla’asıyla mezkûr tahkîkâtım tevsî’ ve ta’mîkinden insirâf-ı nazarla yalnız Kâtib Abidin Efendi’nin me’hûz ifâdesiyle iktifâ edilmiş ve mezkûr ifâde zîrine ayrıca fezleke ve mütâla’a dercine de lüzûm görülememişdir. Ma’a-mâfîh bu bâbdaki müşâhedât ve mesmû’âtıyla âcizânem Abidin Efendi’nin bu sûretle kaldırılmasının dahi yollarda hayâtına kasdolunacağı gibi harekât-ı hâ’inâne ile de kat kat giriftâr-ı ye’s ve tedehhüş edilmiş bulunmasının kable’l-muhârebe Ereğli’de bulunan me’mûrlardan zannedilmiş bulunduğundan nâşî olduğu ve hâricden mesmû’ olduğuna nazaran â’ilesinin yüz aded altun lira kıymetli hulliyâtının dahi askerler tarafından gasbolunduğu ve fakat Abidin Efendi’nin bi’l-âhire ma’rûz kalacağı daha azîm tehlikeye karşu bu bâbda şakşakada bulunamadığı ve efrâd-ı â’ilesi el-ân başka hânede birer mecnûne hâlinde bulunmakda ve Abidin Efendi dahi pek müte’essir ve mütedehhiş görünmekde bulunduğundan herhâlde diğer bir mahal kitâbetine hem de müsâra’aten kaldırılması ve çünki kaldırılmayacak olduğu sûretde efrâd-ı â’ilesinin a’sâb veyâhut kalb illetine mübtelâ olmaları hemân mutlak gibi görüldüğüne ve bununla berâber kuvve-i ma’neviyyesi tâ bu mertebeye muhtel olan Abidin Efendi’nin de îfâ-yı vazîfede bi’l-âhire matlûb derecede gayret ve besâleti görülememesi melhûz idüğine ve herhâlde diğer bir me’mûriyet kitâbetine nakli hem adâleten, hem maslahaten muvâfık olacağı muhât-ı ilm-i âlîleri oldukda îcâb-ı serî’asına bî-dirîğ-i himmet buyurulması ma’rûzdur.
Sinekli Merkez Rüsûmât Müdîriyeti
BOA. DH. KMS. 60-3/28