Boğazönü Adaları
YUNAN İDDİASI
Montrö Konvansiyonu, Boğazönü Adalarının askersizleştirilme statüsünü ortadan kaldırmıştır. Çünkü Montrö Konvansiyonu, Lozan Antlaşmasının, Boğazönü Adalarının askersiz statüsünü dikte eden Boğazlar Sözleşmesinin yerini almış, Boğazların silahsız statüsünü iptal etmiş, adaların askerden arındırılmış statüsünü de kaldırmıştır. Boğazönü Adaları üzerinde Yunanistan’ın uygun gördüğü egemenlik haklarında hiçbir sınırlama yoktur.
YUNAN İDDİASINA CEVAP
Lozan Antlaşmasının12′nci Maddesi; Limni, Semadirek, Midilli, Sakız, Sisam ve İkarya adalarının silahsızlandırılmaları koşuluyla Yunanistan’a bırakıldığını teyid etmektedir. Antlaşmaya Ek Boğazlar Sözleşmesi ise Limni ve Semadirek’in diğer adalardan daha da kapsamlı bir silahsızlandırmaya tabi olmasını öngörmüştür.
Montrö Konvansiyonu ise Türkiye’nin Boğazları silahlandırmasına imkan vermekle birlikte Yunanistan’a ait adaların statüsünü değiştirmemiştir. Çünkü, ne Montrö Konvansiyonunda ne de Konferansın tutanak ve belgelerinde, Montrö Konvansiyonunun Lozan Boğazlar Sözleşmesinin yerine konulacağı öngörülürken, bunun Lozan Antlaşmasına ilgili hükümlerini de sona erdireceğine ilişkin hiçbir veri yoktur.
Yine, Montrö Konvansiyonunda açıkça veya dolaylı olarak Limni ve Semadirek’in askerden arındırılmış statülerinin sona erdirildiğine ilişkin hiçbir hüküm yer almadığına göre; antlaşmalar hukukunun “aynı taraflar arasında aynı konuda sonraki antlaşmanın hükümlerinin önceki antlaşmaların kendisine aykırı düşen hükümlerini üstü kapalı olarak; ortadan kaldırdığı” kuralını ileri sürmenin imkanı yoktur. Çünkü ortada, aynı konuda birbiriyle çatışan ve birlikte uygulanmaları ihtimali bulunmayan değişik içerikli iki hükmün varlığı söz konusu değildir.
Burada var olan, bir yanda bir antlaşmanın açık hükmü, öte yanda ise tartışmalı verilere dayanarak Yunanistan’ın ileri sürdüğü bir yorumdur.
YUNAN İDDİASI
Yunanistan’ın Boğazönü Adalarını askerleştirebileceği hususu, Türk Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Aras’ın 1936 yılında TBMM’nde yaptığı konuşma ve aynı tarihte Türk Hükümetinin talimatı ile Türkiye’nin Atina Büyükelçisi aracılığı ile Yunan Hükümetine gönderilen mektupla da teyid edilmiştir.
YUNAN İDDİASINA CEVAP
Türk Dışişleri Başkanı Fatin Rüştü Aras’ın, adaların statüsüne ilişkin konuşması veya olabilecek diğer beyan ve belgeler, dönemin siyasi koşulları çerçevesinde yapılmış bir iyi niyet beyanı olmaktan öteye anlam taşımaz. Zira uluslararası antlaşmalarla kurulmuş bir sistem tek bir beyanla ortadan kaldırılamaz. Çünkü, F. Rüştü Aras’ın sözlerinin herhangi bir hukuksal etkisinin olabilmesi için gerek Türkiye’nin gerekse Yunanistan’ın kesin ve istikrarlı bir biçimde Aras’ın sözlerine Yunanistan’ca atfedilen doğrultuda davranmış olması gerekmektedir. Nitekim, uygulanan uluslararası hukuk, bir antlaşmanın taraflarının daha sonraki tutumlarının ve uygulamalarının, anılan tarafların antlaşmaya ilişkin iradelerinin kanıtını oluşturduğunu kabul etmektedir. Bir bildiri ya da açıklamaya bu tür hukuksal etkiler atfedilebilmesi için, tarafların daha sonraki davranışlarının da bu bildiri ya da açıklamanın anlamına aykırı düşmemesi gerekmektedir.
YUNAN İDDİASI
Türkiye, Montrö Konvansiyonundan sonra Gökçeada ve Bozcaada’yı askerleştirmiştir. Bu durum, Montrö Konvansiyonunun Lozan Boğazlar Sözleşmesinin tüm askerden arındırmaya ilişkin hükümlerine son verdiğinin kanıtıdır.
YUNAN İDDİASINA CEVAP
Boğazönü Adaları Lozan’da hep birlikte ele alınmışlarsa da bu, onların hukuksal statülerinin daha sonraki gelişmeler karşısında aynı biçimde değerlendirileceği anlamına gelmez. Öncelikle, Montrö Konvansiyonunun başlangıç bölümünde, yeni sözleşmenin, Türkiye’nin güvenliği çerçevesinde yapıldığının ve Lozan Boğazlar Sözleşmesine son verdiğinin bildirilmesi, Gökçeada ve Bozcaada ile Limni ve Semadirek adalarının hukuksal statülerinin ayrı ayrı değerlendirilmesini doğrulamaya yeter niteliktedir.
Çünkü, Montrö Konvansiyonu ile askerleştirmenin kabulü yalnızca Türkiye’nin güvenliği lehine olmuştur. Montrö Konvansiyonunun, Lozan Boğazlar Sözleşmesini tümüyle ortadan kaldırdığı kabul edilse bile, Lozan Antlaşmasının12 nci Maddesi çerçevesinde Gökçeada ve Bozcaada ile Limni ve Semadirek’in değişik hukuksal statülerde bulunması gerekmektedir.
Öte yandan, anılan 12′nci Madde, büyük devletlerin 1914 kararına dayanarak Yunanistan’a bırakılan diğer adalar yanında Limni ve Semadirek’in de askerden arındırılmış bir statüye konulmasını öngörürken, Gökçeada ve Bozcaada’nın bu çerçevede aynı statüye bağımlı olmasını kabul etmemektedir.
Ayrıca 12′nci. Maddenin açık ayırımı dışında, 1914 kararı da Gökçeada ve Bozcaada’nın Meis ile birlikte Türkiye’ye bırakılmasını öngördükten sonra, yalnızca Yunanistan’a bırakılan adaların askerden arındırılması şartını getirmektedir.
YUNAN İDDİASI
Türkiye, 1936 Montrö Konferansı öncesinde İngiltere’ye gönderdiği taslak metinde, Lozan Antlaşmasının Çanakkale Boğazı, Marmara Denizi ve İstanbul Boğazı ile iki Yunan Adası da dahil olmak üzere “Boğazlar” olarak adlandırılan bölgelerin askerden arındırılmalarına ilişkin maddelerin kaldırılması görüşünde olduğunu bildirmiştir. Bu da Limni’nin silahlandırılmasının kabul edilmesi demektir.
YUNAN İDDİASINA CEVAP
Anılan belge Türkiye’nin Montrö Konferansına sunulmak üzere hazırladığı önerinin esas noktalarını özetleyen bir ön taslak niteliğindedir. Bu belgenin baş kısmındaki İngiliz Büyükelçiliğinin telgrafında da belirtildiği gibi Türk önerileri, bu metnin İngilizlere verildiği sırada henüz nihai şeklini almamıştır. Türk Heyetinin Montrö’de dağıttığı nihai öneride iki Yunan Adasına atıfta bulunulmadığı gibi, “Boğazlar” genel tabirinin Çanakkale ve İstanbul Boğazları ile Marmara Denizinden oluştuğu tasrih edilmiştir. Kaldı ki, Montrö’de esas alınan Türk projesi Boğazların yeniden silahlandırması hakkında hiçbir hüküm içermemektedir.
Ayrıca Konferans’ta kabul edilen Montrö Sözleşmesinin dibacesinde Boğazlar genel tabirinin tarifi yapılmış ve bu tarifte iki Yunan adasına yer verilmemiştir. Boğazların yeniden askerileştirilmesi Montrö Sözleşmesinin ekindeki Protokol’de karar bağlanmıştır. Protokol’ün 1 inci maddesinde, Türkiye’ye sözleşmenin dibacesinde tarif edilen Boğazlar bölgesini derhal silahlandırabilmek hak ve yetkisi verilmiştir.
Sözleşmenin hiçbir yerinde Yunanistan’a da Türkiye gibi silahlandırma yetkisi veren açık veya zımni herhangi bir hüküm bulunmamaktadır.
Montrö Konferansı zabıtlarının tetkikinden Yunan heyetinin Limni’nin silahlandırılması konusunu hiçbir şekilde ortaya atmadığı görülmektedir.
Nitekim, Yunan Heyet Başkanı Mavrudis 19 Haziran 1936 günü konferansa giderken verdiği demeçte (Yunan Vradini Gazetesi) şunları söylemiştir:
“We shall not discuss the subject of izlands since thiz issue has no relation to the other issues that are going to be discussed at teh Conference. We shall also not discuss Bulgarian acces to the Aegean becanse this issue does not exist for the other Balkan countries including Greece.”
YUNAN İDDİASI
Yunanistan, 1937 tarihli Krallık Kararnamesiyle bu adaları “tahkim edilmiş gözetim altında bölge” ilan etmiş, buna Türkiye itiraz etmediği için bu adaların askerlerden arındırılmış statüsü ortadan kalkmıştır.
YUNAN İDDİASINA CEVAP
Yunanistan’ın, 1937 Kararnamesiyle söz konusu adaları askerleştirmiş olduğuna ilişkin kanıt yoktur. Yalnızca Kararnamedeki “tahkim edilmiş” terimi bile kanıt oluşturmaz. Ayrıca Yunanistan, 1969 yılında Türkiye’nin, adaların Yunanistan tarafından antlaşmalara aykırı olarak askerleştirilmesine karşı verdiği notaya Yunanistan’ın verdiği cevabi noktada; Limni’nin de adı açıkça belirtilerek antlaşmalara aykırı herhangi bir tahkimatta bulunulmadığı bildirilmektedir. Bu da, Yunanistan’ın anılan adaları askerleştirmeye hakkı olmadığı kabul ettiğinin göstergesidir.
YUNAN İDDİASI
Özellikle Limni adası, Türk boğazlarının ve dolayısıyla NATO’nun savunmasına büyük katkıda bulunacak bir konuma sahip olduğundan silahlandırılması gerekir.
YUNAN İDDİASINA CEVAP
Limni Adasının statüsü, hukuki durumları anlaşmalarla tescil edilmiş diğer Boğazönü Adalarından ayrı düşünülemez. Montrö Konvansiyonu Lozan Antlaşmasının, Doğu Ege Adalarının silahsızlandırılmaları koşulunun getiren 12′nci maddesi Türkiye’nin güvenliğini esas alan bir gereklilikten kaynaklanmaktadır. Bu nedenle, NATO’nu savunmasına katkı bahanesiyle Limni’nin silahlandırılma arzusu aslında Türkiye’yi tehdit etmekten başka amaç taşımamaktadır. NATO’ya olacağı iddia edilen söz konusu katkı zaten Türkiye topraklarından yeterince sağlanabilir.
YUNAN İDDİASI
Limni Adası savaş zamanında savunulacağını göre barış döneminde savaş hazırlığı için eğitim yapmak gereklidir. Bu nedenle Limni; NATO tatbikatlarına dahil edilmelidir. Çünkü Limni Adası, Boğazlardan geçebilecek bir Sovyet donanmasını, Çanakkale ağzını kontrol altında tuttuğu için durdurabilir, Ege’den gelecek bir Sovyet saldırısında, kalkan rolü oynayabilir, Ege üzerindeki muhtemel hava saldırılarında kullanılabilir. Bu özellikleriyle Ege’de ikinci Savunma Hattının esas unsurudur.
YUNAN İDDİASINA CEVAP
LİMNİ Adası gayri askeri statüde bulunduğundan tatbikatlara dahil edilemez. Limni’nin tatbikatlara veya diğer ilgili NATO dokümanlarına dahil edilememesi ise bu adanın harpte savunulamayacağı anlamına gelmez. Harp zamanı/ sulh zamanı planlama şeklinde bir gerekçe ile Ada’yı NATO Harp zamanı askeri planlaması içine almak, adanın ilke olarak izlediği ikili sorunlara karışmama tutumuna da aykırıdır.
Yunanistan’ın adanın NATO Harp Zamanı İhtimalat Planlamasına sahne olmasını istemesinin ardındaki nedenlerden biri de adada hukuk gerçekleştirdiği silahlandırma olgusunu meşru kılmaktadır. Çünkü gayri askeri durumdaki adaların sulh zamanı veya harp zamanı adı ile askeri planlamaya sahne olması, ister istemez bu adalar üzerinde fiilen kuvvet oluşturulmasına veya adadaki hukuk dışı bulunan mevcut Yunanistan kuvvetlerinin tesciline zemin hazırlamak demektir. VP’ndan tehdit beklemediğini ifade eden Yunanistan açısından adanın silahlandırılmasının Türkiye’ye karşı olacağı açıktır.
Ege’deki 3000′i aşkın ada için Limni’nin savunma için seçilmesinde güdülen amaç, Limni konusunda bir başarı sağlanması halinde, bunu emsal göstererek diğer gayri askeri durumdaki adaların statüsünü de erozyona uğratmaktır.
Limni’nin 1915′de Gelibolu seferi sırasında Türkiye’ye karşı bir üs olarak kullanılması hatırlardadır. Limni’nin silahlandırılması, mevcut Yunan politikası çerçevesinde Türkiye’nin güvenliğine ve Ege’nin statükosunu fiilen değiştirmeye yönelik ciddi bir tehdittir.
Aralık 13th, 2009 at 14:16
Yukarıdaki tezlerden ikinci Yunan teziyle ilgili dönemin dışişleri bakanı “Fatin Rüştü Aras” değil TEVFİK Rüştü Aras olacaktır.Sanıyorum ki Demokrat Parti Dönemi dışişleri bakanı Fatin Rüştü Zorlu ile karıştırılmış.