Doğu Ege Adaları
YUNAN İDDİASI
Uluslar arası hukuka göre anlaşmalardaki şartlar, anlaşmanın yapıldığı zamanın mevcut koşullarına göre düzenlenir. Eğer koşullarda köklü değişiklikler olmuşsa o zaman anlaşmanın ilgili maddeleri düşmüş sayılır. (Lozan antlaşmasının Doğu Ege ve Boğazönü Adalarının statüsünü belirleyen 12′nci maddesi ile Doğu Ege Adalarının statüsünü belirleyen 13 üncü maddesi) Lozan ve Paris Antlaşmaları (1947 Paris Antlaşması, Oniki adanın silahlandırılmamak koşuluyla İtalya’dan Yunanistan’a devredildiğini içerir.) da o günün koşullarına göre düzenlenmiştir.
Ancak II’nci Dünya Savaşının bitimine kadarki olaylar köklü değişiklikler göstermiştir. Bu değişikliklerden birincisi Türk-Yunan ilişkilerinin olumlu devam etmesi ve her iki ülkenin işbirliğinde bulunması, diğeri ise Türkiye’nin koşullar değişti gerekçesiyle Lozan Antlaşmasının Boğazlar Sözleşmesini 1936 yılında Montrö Antlaşmasıyla değiştirerek boğazları tahkim etmesidir. Koşullar II’nci Dünya Savaşından sonra daha da değişmiştir. Dolayısıyla Lozan ve Paris Antlaşmalarının, Adaların askerden arındırılmasını içeren maddeleri, koşullar değiştiğinden uluslar arası hukuka göre ortadan kalkmıştır.
YUNAN İDDİASINA CEVAP
Uluslar arası hukuk bu Yunan teziyle bağdaşmaz. Koşullar değişti, anlaşma sona erdi diye uluslar arası hukuk bir hüküm getirmemektedir. Türkiye, Yunanistan’ın iddia ettiği tezi Montrö Antlaşmasında uygulamıştır, ama bunu hiçbir zaman tek taraflı bir kararla yapmamıştır. Koşulların değiştiğini ileri sürerek ilgili tüm ülkeleri bu konuda anlaşma yapmaya çağırmış ve Lozan Antlaşmasının Boğazlar Sözleşmesini diğer ülkelerin de imzaladığı bir anlaşma ile değiştirmiştir. Dolayısıyla tek taraflı bir kararla koşullar değişti anlaşma sona erdi şeklindeki Yunan tezi uluslar arası hukuk çerçevesinde geçersizdir.
YUNAN İDDİASI
Türkiye’nin sonradan teşkil ettiği Ege Ordusu ve bölgede konuşlandırdığı amfibi kuvveti Ege adaları için tehdit teşkil ettiğinden, meşru müdafaa için adalar silahlandırılmışlardır. Aslında bu adalardaki Yunan kuvvetlerinin Türkiye’ye tehdit oluşturması söz konusu olamaz.
YUNAN İDDİASINA CEVAP
1- “Türkiye’nin Doğu Ege adalarının silahsızlandırılması görüşüne karşılık olarak Yunanistan tarafından ileri sürülen tezlerden bir tanesi; BM şartının 51 nci maddesi gereği her ülkenin ülke toprağını savunmak için vazgeçilmez hakları olduğu ve bu kapsamda “Türkiye’nin 1974 yılında Kıbrıs’ı işgali, 20 yıldır Yunan adalarının bütünlüğüne yönelik hareket, açıklamalar ve iddialar, Yunan adalarının hemen karşısında Ege Ordusu’nun teşkili ve Akdeniz’deki en büyük amfibi güç ile teçhiz edilmesi, Kardak adasına yapılan saldırı ve Yunanistan’ın uluslar arası hukuktan kaynaklanan haklarını kullandığı takdirde “casus belli” tehditleri gerekçe olarak ileri sürülmektedir.
2. Türkiye’nin Ege Ordusu’nu ve Amfibi Kuvvetleri Ege kıyılarında konuşlandırmasının gerekçelerini şöyle sıralayabiliriz.
a. Ege Ordusu, Yunan adalırının uluslar arası hukuka aykırı olarak silahlandırılmasından çok sonra, 1975 yılında kurulmuş ve Türkiye’deki iklim koşullarının en elverişli olduğu Ege Bölgesinde, her türlü sınıf ve silahların eğitiminin yapılması maksadıyla genelde eğitim birliklerinden oluşan ordudur.
b. Osmanlı devrinin ihtiyaçları ve daha sonra Türk devletinin coğrafi yapısı nedeniyle Türk donanmasının konuşlanması belirli bölgelerde yoğunlaşmıştır. Ege Ordusu ile Amfibi Kuvvetlerin Ege kıyılarına konuşlandırılmasında, iki kutuplu dünyanın eski düzeninde, NATO ve Türkiye’nin 5 nci maddeden kaynaklanan güvenlik ihtiyaçları dikkate alınmıştır. Bu durum NATO planları ve tatbikatlarında söz konusu kuvvetlerin kullanılmasında da kendisini göstermiştir ve halen göstermektedir. Değişim sonrasında yeni dünya düzeninin güvenlik ihtiyaçlarının tam olarak belirgin olmaması, anılan kuvvvetlerin coğrafi mevkilerinin Türkiye’nin; gerektiğinde kullanmaya ihtiyaç duyabileceği hareket alanlarına eşit mesafelerde bulunması, yeni risk ve tehdit potansiyelinin fazlasıyla mevcut olduğu Balkanlar, Ortadoğu ve Kafkaslar istikrarsızlık üçgeninin ortasında yer alan bir cephe ülkesi konumuna gelmesi ve NATO’nun 5 nci maddesi kapsamındaki görevlerinde bir değişiklik olmaması ve de ekonomik zorunluluklar nedenleriyle bir konuş değişikliği yapılmamıştır.
Türk Silahlı Kuvvetleri, Abhazya’dan El Halil’e ve Kuveyt’e, Somali’den Bosna-Hersek ve Arnavutluk’a kadar bölgesinde ve bölgesi dışındaki barış ve istikrarı koruma çalışmalarına katkıda bulunmak maksadıyla Birleşmiş Milletler, AGİT ve NATO’nun güvenliği sağlama görevlerine katılmış ve katılmaya da devam etmektedir. Türkiye, yalnız güvenlik tüketen değil, aynı zamanda gücünün gereği uluslar arası sorumluluklarını yerine getiren güvenlik üreten bir ülke durumundadır. Diğer taraftan, Ege ordusuna geniş bir coğrafi alanı kapsayan Türkiye’nin batısındaki harekat alanları için özellikle asimetrik tehditlerin karşılanması için de ihtiyaç duyulmaktadır. Ayrıca Ege kıyılarında bulunan Amfibi Kuvvetlerin bazı unsurlarından barışı koruma görevleri için de istifade edilmektedir.
c. Donanma Komutanlığı’na bağlı gemilerin bir kısmının Ege kıyılarında konuşlandırılması, 17 Ağustos 1999 tarihinde meydana gelen depremden sonra Gölcük’te bulunan tesislerin hasar alması nedeniyle bir zorunluluk olarak ortaya çıkmıştır.
ç. Diğer taraftan Doğu Ege adaları gibi silahsızlandırılmış statüde bulunmayan Ege bölgesinde, gerek duyulan birliklerin uygun mevkilerde konuşlandırılma serbestisi ve ülke bağımsızlığından kaynaklanan özgürlüğü kısıtlanamayacağı uluslar arası hukukun temel unsurları arasındadır.
d. Ege Ordusunun ve Amfibi Kuvvetlerin Yunanistan’a karşı bir tehdit oluşturduğu iddiaları ise askeri açıdan tamamen bir saptırmadır. Yunanistan Silahlı Kuvvetleri’nin silahsızlandırılmış statüdeki adalarda bulundurduğu ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin tüm Ege Bölgesindeki kuvvet mukayesesi incelendiğinde, Yunanistan’ın mukayese kabul etmeyecek şekilde kuvvet üstünlüğüne sahip olduğu ortaya çıkmakta ve bu da Yunanistan’ın gerçek niyetlerini ispatlamaktadır.
e. Belirtilen bu nedenler dikkate alındığında, adaların silahlandırılması meşru müdafaa olarak ileri sürme düşüncesi geçersizdir. Kaldı ki Türkiye’nin, uluslar arası anlaşmalarla egemenliği belirlenmiş Yunan topraklarına yönelik bir emeli de yoktur.”