Oniki Adalar

YUNAN İDDİASI

Oniki Adaların askersizleştirilme statüsü mevcut olmakla birlikte, bu statüyü tayin eden Paris Antlaşmasına Türkiye taraf olmadığından, bu konuda Türkiye Yunanistan’ın muhatabı değildir.

YUNAN İDDİASINA CEVAP

1947 Paris anlaşması objektif Statü yaratan bir anlaşmadır. Bu yüzden taraf olmama diye bir husus söz konusu olamaz. Ayrıca Lozan Antlaşmasının 16′ncı maddesi, bu adaların geleceğinin 6 büyük devletin ileride yapacağı anlaşmalarla belirleneceğini ifade etmektedir. Yani Lozan Antlaşması bir yerde 1947 Paris Anlaşmasına atıf yapmıştır. Dolayısıyla Türkiye’nin Paris Anlaşmasının uygulanmasında söz hakkı mevcuttur.


YUNAN İDDİASI

1951 yılında İtalya silahlanmaya başlamıştır. Dolayısıyla Oniki Adalarla ilgili Paris anlaşmasının askerden arındırma maddesinin düşmesi gerekmektedir.

YUNAN İDDİASINA CEVAP

İtalya’nın durumu ile 12 Adaların durumu ayrıdır. İtalya, Bulgaristan ve Macaristan gibi devletlerin ülkelerinin 1947 Paris Barış Antlaşmaları ile askerden arındırılmalarının nedeni, bu eski düşman devletleri cezalandırma ve savaştan sonra daha iyi denetleyebilme amacından kaynaklanmaktadır. Buna karşılık Paris Anlaşmasının Oniki Adaların Yunanistan’a bırakılırken askerden arındırılması maddesi, Türkiye’nin güvenliği düşünüldüğü için anlaşmada yer almıştır. Dolayısıyla İtalya’nın durumu ile ONİKİ Adaların statüsü arasında benzerlik yapılamaz.

YUNAN İDDİASI

1974 Kıbrıs olaylarından bu yana Türkiye Doğu Ege Adalarını tehdit etmektedir. Böyle bir tehlikeye karşı da Yunanistan; anılan adalarda BM Anlaşmasının 51′nci maddesinde tanınan meşru savunma hakkına dayanarak adaları silahlandırabilir.

YUNAN İDDİASINA CEVAP

Her şeyden önce meşru savunma hakkı kavramı, gerek uluslar arası hukuktaki genel anlamında, gerekse BM Antlaşmasındaki anlamında, silahlı saldırı karşısında kalan bir devletin aynı yöntemlerle kendisini korumasını belirtmektedir. Ege Adalarına karşı Türkiye’nin böyle bir fiili saldırısı olsa bile önce Güvenlik Konseyine başvurulması gerekir. Sonuç olarak BM Antlaşmasının 51′nci maddesi hiçbir zaman Yunanistan’a böyle bir hak vermez.

Ege Denizinin “Yarı-Kapı Deniz” olması. Türkiye, Ege’nin bir “yarı-kapalı deniz” olduğu ve bu nedenle burada bölgenin niteliğine uygun olarak özel kuralların uygulanması görüşündedir. İlk olarak 27 Şubat 1974 tarihli Türk notasında söz konusu edilmiştir.

BM Deniz Hukuku Sözleşmesinin 122′nci maddesinde “kapalı ya da yarı-kapalı deniz” kavramı şu şekilde tanımlanmaktadır:

“İki yada daha çok devletle çevrilen ve bir başka deniz ya da okyanusa dar bir suy yolu ile açılan ya da tümüyle veya büyük ölçüde iki ya da daha çok kıyı devletinin karasuları ve münhasır ekonomik bölgesinden oluşan körfez, havza, ya da deniz.”

Bu tanım, Ege’nin kendine özgü durumunu yaratan çok sayıda adayı kapsamasının yanı sıra “yarı-kapı deniz” özelliğiyle de adaların kıta sahanlığı sorununun birlikte kararlaştırılması ve hakça ilkelere göre saptanması gereğini kapsamlı olarak ortaya koymaktadır.

Ege’de kıta sahanlığı sınırlandırılması, öteki sorunlar gibi Lozan Antlaşmasının kurduğu denge üzerine gerçekleştirilmelidir. Lozan Antlaşması, Ege Denizinde Türkiye ve Yunanistan arasında bir denge kurmuştur. Ege’nin bu iki ülke tarafından eşit kullanılmasının gerekliliğini öngören bu denge, kıta sahanlığı sınırlandırılması açısından da göz önünde tutulmalıdır. Bu görüş ilk olarak 19 Haziran 1976 II’nci Bern görüşmeleri sırasında Türkiye tarafından açıklanmıştır.

Kategorisi: Adaların Silahlandırılması, Ege Adaları ve Anlaşmazlıklar

Etiketler:

Yorum Bırakın

Kategoriler

Son Yazılar