Sonuç

Anadolu’nun doğal bir uzantısı gibi, Ege kıyılarımızın bitişiğinde bulunan Oniki Ada 400 yıl gibi çok uzun bir süre Türk hakimiyeti altında kalmıştır. Adalar, 1912′den sonra İtalyanların, 1947′den sonra da Yunanlıların egemenliğine girmişlerdir.

Diğer Ege adaları gibi Oniki Ada da coğrafi yapısı bakımından Anadolu yarımadasının bir devamıdır. Jeopolitik ve topografik açıdan Anadolu yarımadası, Oniki Ada grubunda da devam etmektedir.

Oniki Ada, stratejik açıdan Türkiye için son derece önemlidir. Bu adalar Ege denizinde kuzey-güney istikametindeki deniz yollarını kontrol edebilecek bir konumdadır. Anadolu’nun güney kısmını stratejik açıdan tehdit eden bir konumda bulunan Oniki Ada, askeri harekatlarda üs olarak kullanılabilecek özelliklere sahiptir.


“Oniki Ada” ismi Yunanca’dan tercüme edilmiştir. Batı dillerine kelime Yunanca söylenişi ile geçmiştir. Kelime Yunanca’da “oniki (dodeca)” ve “adalar (nesos)” kelimelerinin birleşiminden oluşmakta ve “Dodecanesos” şeklinde söylenmektedir. Batı dillerine bu şekliyle geçmiştir. Osmanlılarda ise Ege adalarına “Cezayir-i Bahri Sefid (Akdeniz Adaları)” deniliyordu ki, bu Sisam, Sakız gibi Oniki Ada’nın dışındaki adaları da içine alıyordu.

Türkler adaları ele geçirdikten sonra, bunların bazılarının ismini olduğu gibi söylemiş, bazılarını Türkçe’nin hançeresine uydurmuş, bazılarına ise Türkçe isimler vermiştir.

“Oniki Ada” denilen adalar grubu, Ege denizindeki diğer adalarla birlikte antik Yunan öncesi dönemde, Anadolu halklarının yerleşim yerlerindendir. Antik Yunan sonrasında, Büyük İskender’in hakimiyetine giren adalar, bir bütün halinde değerlendirilmişlerdir. MS 50′li yıllardan sonra Oniki Ada, Romalıların hakimiyetine girmiştir.

Uzun süre Romalılarda kalan Oniki Ada, MS 645 yılından sonra Arapların hakimiyetine geçmiştir. 700′lü yılların başlarına kadar Arapların elinde kalan Oniki Ada, bu tarihlerde Bizans’ın eline geçmiştir. XIII. yüzyılın başlarında ise Oniki Ada Venedik ve Cenevizlilerin macera aradıkları yerler olmuştur.

1300 yıllarında Aydın Menteşeoğullarından Mesud Bey, Oniki Ada’dan biri olan Rodos’a saldırmış ve büyük bir kısmını ele geçirmiştir. 1306 yılında ise Saint-Jean Şövalyeleri Rodos’u ve Oniki Ada’nın bazılarını ele geçirmişlerdir. Mesud Bey tekrar Rodos’u ele geçirmek istediyse de başarılı olamamıştır. Bunun üzerine şövalyeler, Rodos’a tam anlamıyla hakim olmuşlardır.

Fatih Sultan Mehmet, 1480 yılında Rodos adasının fethine teşebbüs etmiş, fakat başarılı olamamıştır. 1482 yılında Fatih Sultan Mehmet’in oğlu II. Beyazıd’ın kardeşi Cem Sultan’ın Rodos Şövalyelerine sığınması üzerine, ada tekrar önem kazanmıştır. Bu durumu da dikkate alan Kanuni Sultan Süleyman, Mısır’ın Osmanlı İmparatorluğu’na katılmasından sonra çok büyük bir önem kazanan İstanbul-İskenderiye deniz ticaret yolundaki Rodos ve Oniki Ada’nın fethedilmesine karar vermiştir.

Malta Şövalyelerinin, Osmanlı gemilerinin yolunu kesmeleri ve yağmalamaları üzerine, Osmanlı donanması, 1522 yılında 700 gemilik büyük bir deniz kuvveti ve 100.000 kişilik bir kara kuvveti ile İstanbul’dan Marmaris’e oradan da deniz yoluyla Rodos adasına ulaşmıştır. Rodos yolu üzerinde bulunan Harki, İlyaki, İncirli adaları, Rodos kuşatmasının ilk aylarında ele geçirilmiştir. Güçlü bir donanmaya sahip olmalarına karşın şövalyeler, 21 Aralık 1522′de Rodos’u Osmanlılara teslim etmişlerdir. Serbest bırakılan şövalyeler, önce Kıbrıs’a daha sonra da Malta adasına geçmişlerdir.

Rodos’un fethinden sonra Osmanlı donanması, Oniki Ada’nın tamamını kısa aralıklarla ele geçirmiştir. Kanuni İstanbul’a dönerken Bodrum Kalesi de Türklere itaat etmiştir. Böylece Şövalyelerin adalarda 213 yıl, Bodrum’da 117 yıl süren egemenlikleri sona ermiş ve buralarda Osmanlı yönetimi başlamıştır. Kıbrıs dışında Doğu Akdeniz, bir Osmanlı gölü haline dönüşmüştür.

Oniki Adalar arasında yer alan Kerpe ve Kaşot adaları ise daha sonraları, Barbaros Hayrettin Paşa’nın kaptan-ı derya olduğu dönemde alınmıştır. O dönemde Girit adası hariç bütün Ege adaları Osmanlıların eline geçmiştir. Osmanlılar bu adaların büyük bir kısmını Ceneviz ve Venediklilerden, birkaç tane küçük adayı Bizanslılardan, Rodos’u ise Şövalyelerden almışlardır. Yani adalar Osmanlıların eline geçtiği zaman bu adaların hiçbirinde Yunanlıların egemen değildir ve adalar Yunanlılardan alınmamışlardır.

Osmanlılar Oniki Ada’yı tamamen ele geçirdikten sonra adalar halkına, her yerde yaptıkları gibi, kendi dinlerinde ibadet etme ve kendi dillerinde eğitim yapma hakkını vermişlerdir. Osmanlıların adalarda uyguladığı yönetim, halk tarafından seçilen ve genellikle 12 kişiden oluşan bir meclis ile yürütülmüştür. Halk tarafından bir yıl için seçilen ve “Demogeronia” denilen bu 12 üyeli mahalli meclislerin başkanı, bir tür belediye başkanı gibidir. Her ada, kendi geliri ile orantılı olarak Osmanlı’ya vergi vermekle yükümlü kılınmıştır.

“Oniki Ada” olarak adlandırılan adalar grubuna bu ismin verilmesinde, Osmanlıların söz konusu adalarda uyguladıkları “12 üyeli mahalli meclis” sisteminin etkili olduğu söylenebilir. Çünkü, “Oniki ada” denilen adalar grubunda, 12′den fazla ada vardır. Büyük olanlar sayıldığında adaların toplam sayısı 13-14, hepsi sayıldığında ise 20′den fazladır.

Osmanlılar, egemenlikleri altındaki bölgelerde bilinçli ve sistemli bir İslamlaştırma ve Türkleştirme siyaseti uygulamamıştır. Osmanlı için, adalardaki huzur ve iç barışın sağlanması en önemli amaç olmuştur.

Bu siyasete uygun olarak, Oniki Ada’nın fethedilmesinden sonra buralarda, yeter sayıda resmi görevli ve koruma birlikler dışında Türk iskanı yapılmamıştır. Bunun sonucu olarak, adalardaki Türk nüfusu hiçbir zaman çoğunluğa geçememiştir.

Yunanistan ise, kendi yönetimi dönemlerinde adalardaki nüfus üstünlüğüne çok önem vermiş, bu amaçla da adalardaki Hıristiyanların sayısını artırmaya, Türkleri ise çeşitli sebeplerle buralardan göç ettirmeye çaba göstermiştir.

1821′de başlayan Mora isyanında İngiltere, Fransa ve Rusya Mora yarımadasını ve ona bağlı bazı adaları “geçici kaydı” ile kendi himayelerine aldılar ve bu üç devlet anlaşarak 1830 yılında tam bağımsız bir Yunanistan devleti kurdular. Sınırlarını da kendileri belirleyip, Eğriboz adası da dahil olmak üzere Kiklad adalar grubunu da Yunanistan’a verdiler. Kuzeydeki Taşoz’dan güneydeki Meis’e kadar uzanan Ege adaları ve Oniki Ada grubu Osmanlılarda kalmıştı.

Ege adaları, Batılı devletlerin girişimleriyle Yunanistan ve Osmanlı İmparatorluğu arasında bir paylaştırılmıştı. Yunanistan 1881′de Teselya’yı topraklarına katarak, Ege kıyısında topraklarını genişletti. Daha sonra aynı politikayı izleyerek Girit adasının kendisine bağlanmasına (enosis) çalıştı. Bunu hemen başaramadı; ancak, Girit adasına özerklik verdirdi.

Batılı devletlerin onayını alan İtalyan birlikleri, 4 Ekim 1911′de Osmanlıların Kuzey Afrika’da elinde kalan son toprakları olan Trablusgarp’a saldırdılar. İtalya Trablusgarp’ta çetin bir direnme ile karşılaştı. Gönüllü olarak Libya’daki direnişi örgütlemeye giden Mustafa Kemal ve Enver Bey gibi genç Türk subayları, Libya halkından bir direniş cephesi oluşturdular.

Bu yüzden de Libya savaşı uzayıp gidiyordu. İtalya’nın İngiltere ve Fransa gibi “büyük devlet” saygınlığı sarsılmaya başlamıştı. İtalyan kamu oyunda da bir huzursuzluk baş göstermeye başlamıştı. Bunun üzerine İtalya, bir şaşırtma hareketi yaparak dikkatleri Osmanlı Devleti’nin bir başka yönüne kaydırma yoluna gitti ve Ege denizindeki adalara yöneldi. Osmanlı’nın denizlerde İtalya kadar gücü yoktu.

18 Nisan 1912′de 24 parçalık bir İtalyan filosu Çanakkale Boğazı’na saldırdı. Türk Hükümeti, boğazı bütün gemilere kapattı. Avrupa’da çıkarları etkilenen İngiliz ve Rusların tepkisi artarak devam etti. Boğazlar bir ay kapalı kaldı. Avrupa’daki tepkileri göz önünde tutan İtalya, Çanakkale Boğazı’na saldırmaktan vazgeçti ve 1912 yılı Mayıs başlarında güney Ege’deki Anadolu’nun doğal uzantısı durumundaki Oniki Ada’yı işgal etti.

Böylece güneybatı Anadolu kıyılarını abluka altına alan İtalya, İstanbul ile Doğu Akdeniz arasındaki deniz yolunu kesiyor ve Anadolu kıyılarını tehdit ediyordu. Fakat bu durum büyük devletlerin politikalarına tersti ve İtalya bu devletlerden gelecek tepkileri yatıştırmak için “Türkiye’yi barışa zorlamak amacı ile Oniki Ada’yı işgal ettiğini, işgalin geçici olduğunu, barış yapıldıktan sonra adaları Türkiye’ye geri vereceğini” açıkladı.

İtalya ile Osmanlı Devleti arasında 10 Ekim 1912′de Uşi Barış Antlaşması imzalandı. Bu antlaşmaya göre Trablusgarp, Osmanlı hakimiyetinden İtalyan hakimiyetine geçti. Buna karşılık İtalyanlar da savaş sırasında işgal ettikleri Oniki Ada’yı boşaltacaklar ve Osmanlılara teslim edeceklerdi.

Fakat bu maddenin uygulanmasına fırsat kalmadan Balkan Savaşı patlak verdi. Balkan Savaşı’nda Türkiye’ye karşı savaşanlardan biri de Yunanistan’dı. İtalya, Oniki Ada’yı boşalttığı takdirde bunların Yunanlılar tarafından işgal edileceğini ileri sürerek adaları boşaltmadı. Türkiye’de aynı endişeyi taşıdığı için, Balkan Savaşı boyunca Oniki Ada’nın İtalyan işgalinde kalmasına sessizce razı oldu.

Balkan Savaşı’nda, Yunanistan, Arnavutluk ve Epir bölgesini işgal etmişti. Fransa Yunanistan’ın Arnavutluk’tan çekilmesi karşılığında Oniki Ada’nın Yunanistan’a verilmesini istiyordu. Uşi Antlaşması’na aykırı olduğu için hem İtalya hem de Türkiye bunu reddetti. İngiltere’nin ısrarlı tutumu Balkan Savaşlarının sonuna kadar devam ettiyse de hem Türkiye hem de İtalya ikna edilemedi. Yunanistan’ın savaş sonunda çok geniş topraklar elde etmesi üzerine, İngiltere ısrarından vazgeçti. Dolayısıyla da Oniki Ada uzun süre Uşi Antlaşması’nın hükümlerine aykırı olarak İtalyan işgalinde kaldı.

Balkan Savaşı sonunda İtalya, Oniki Ada’yı kendi toprağı gibi görmeye başlamıştı. Ancak dünya kamuoyu önünde Libya’dan bütün Türk askerinin çekildiği ortaya çıkınca, İtalya Türkiye’den yeni isteklerde bulundu: “Türkiye, Oniki Ada’yı boşaltma karşılığı olarak İtalya’ya Antalya bölgesinde liman ve demir yolu yapımı, maden işletme imtiyazları ve özel bir nüfuz bölgesi vermeliydi.”

İtalya adalardan Anadolu’ya sıçramayı düşünüyordu. İtalyanlar Oniki Ada’yı vermemek için her yola başvuruyorlardı. Türk Hükümeti de Oniki Ada’yı İtalyanlardan almak için kararlı görünüyordu.

Nihayet Birinci Dünya Savaşı patlak verdi. İngiltere’nin de içinde bulunduğu devletler, İtalya’yı kendi saflarına çekmek için Oniki Ada’nın İtalya’ya verilmesini 26 Nisan 1915 günü Londra’da yaptıkları bir gizli antlaşma ile kabul ettiler. Oniki Ada’da İtalyan egemenliğinin kabul edilmesi ve Antalya bölgesinde İtalya’ya bir pay verilmesi resmen hükme bağlandı. Osmanlı devleti, yapacak çok fazla bir şeyi olmamasına rağmen, bu durumu asla kabul etmedi. Daha sonra da Türkiye’nin tanımadığı Sevr Antlaşması hazırlandı. Bu antlaşmada da Türkiye Oniki Ada üzerindeki bütün haklarından İtalya lehine vazgeçiyordu. Bilindiği gibi Sevr Antlaşması asla onaylanmadı.

Lozan barış görüşmelerinde ise Oniki Ada’nın egemenliği İtalya’ya verildi. Türkiye bu duruma ses çıkarabilecek durumda değildi. Ama Yunanistan Oniki Ada’nın İtalyan egemenliğinde kalması meselesine, “adaların gelecekteki kaderlerinin belirlenmesi hususunda” rezerv koydu. Özellikle Meis adası sorununun Lozan Konferansı’nın ikinci devresine kalmasında ısrar ediyordu. Görüşmeler uzayınca Türk heyeti, “Meis adasının Türkiye’ye verilmesinin gerektiğini ancak, Türk heyetinin dünya barışına yardım etmek gayesiyle bir fedakarlık yaparak Meis adasından feragat ettiğini” bildirdi. Böylece Meis adası da İtalya’ya bırakılmış oldu. 1928-1929 yıllarında Meis adası ve civarındaki adacıklar için İtalya ile tekrar başlayan görüşmeler de bir sonuç vermedi ve Türkiye Ankara Antlaşması’yla Meis adasında İtalyan hakimiyetini tanıdı.

İtalya Dışişleri Bakanlığı’nca idare edilen Oniki Ada, İkinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar İtalyanlar’da kaldı. Oniki Ada’da resmi dil ve eğitim dili İtalyanca oldu. Basın ve konuşma özgürlüğü kısıtlandı. 1925 yılında şartlar daha da ağırlaştırıldı. Oniki Ada’da oturanlara İtalyan vatandaşlığına geçme mecburiyeti getirildi. Bütün bu baskılar sonunda adalardan göçler başladı. Oniki Ada halkı, %15 civarında azaldı.

Oniki Ada, İkinci Dünya Savaşı’nda İtalya ve onun müttefiki Almanya’nın, hem deniz hem de kara üssü olara çok işine yaradı. Savaş sırasında bu adalar İngilizler tarafından işgal edildiyse de İtalya tekrar geri aldı.

1945 yılında müttefiklerin eline geçen Oniki Ada, o yıl Yunanistan’a bırakıldı. Bir yıl sonra da, 27 Haziran 1946′da Paris’te yapılan Dışişleri Bakanları Konferansı’nda Oniki Ada’nın Yunanistan hakimiyetine geçmesi kabul edildi. İtalya bunu 10 Şubat 1947′de onayladı ve Yunanistan askeri yönetimi Nisan 1947′de Oniki Ada’yı resmen aldı.

Nüfusun çoğunluğu Rum’du. Zaten bu yüzden İkinci Dünya Savaşı’nın galip devletleri Oniki Ada’yı Yunanistan’a vermek istiyorlardı. Ayrıca Yunanistan, Almanlara karşı savaşmıştı. Türkiye ise İkinci Dünya Savaşı’nda tarafsızlık politikası gütmüş, en son anda ve mecburen Almanya’ya savaş ilan etmişti. Ayrıca o sıralarda Türkiye üzerinde büyük bir Rus baskısı vardı. Bu yüzden Türkiye Oniki Ada üzerindeki doğal ve yasal haklarını etrafa duyuramadı.

Türkiye, İtalya ile barış antlaşması imzalarken Oniki Ada sorunuyla ilgili olarak görüşmelere katılmak istedi. Bu olmadı. Fakat antlaşma imzalandıktan sonra Oniki Ada’nın Yunanistan’a verilmesi hususunda Türkiye çekimser kaldı. Böylece Türk Hükümeti Oniki Ada üzerindeki Yunan hakimiyetini resmen tanımadı.

İtalya 1947 yılında Paris Antlaşması ile Oniki Ada’yı Yunanistan’a bırakırken, adalardaki Rum nüfusu dikkate almıştı. Oysa bu gün bazı bölgelerdeki bir ırki çoğunluğun bulunmasının o bölgelerin aynı ırk tarafından kurulmuş bir başka devlete verilmesi konusunda kesinlikle uyulması gereken bir kural olmadığı açıktır.

Ayrıca Oniki Ada’yı oluşturan adalardan bir kısmı Türk kara suları içindedir. Anadolu kıyılarından ışıkları görülebilenleri vardır. Oniki Ada’yı Anadolu yarımadasının bir devamı olarak düşünmek gerekir. Bu durumda da esas olanın Anadolu yarımadasının kara suları olduğu ortaya çıkar. Bu adalar, Anadolu’ya jeolojik bağlarla bağlıdır ve Anadolu yarımadasının tabii bir uzantısını oluşturmaktadır.

Ayrıca Oniki Ada, Türkiye için büyük bir stratejik önem taşımaktadır. Özellikle son zamanlarda Türkiye’ye karşı yürütülen dostlukla bağdaşmayan politikalar, bu adaların ilerde muhtemel bir saldırıda hareket üssü olarak kullanılabileceği endişesini yaratmaktadır.

Bu gün Oniki Ada grubu içinde yer alan adaların sadece ikisinde Türkler yaşamaktadır; bunlar Rodos ve İstanköy’dür. Bu iki adada yaşayan Türklerin de çok büyük sıkıntıları vardır. Kendi milli kültürlerini ve kültürel kimliklerini korumak ve geliştirmekten mahrumdurlar. Sayıları güç geçtikçe azalmaktadır.

Rodos adasında 2000 civarında Türk yaşamaktadır. İstanköy adasında ise sadece bir köyde, Germe’de 850 Türk yaşamaktadır. Bunlar bir yandan milli kimlik ve kültürlerini yaşatmaya çalışırken, bir yandan da asırlar boyunca Türkler tarafından adalarda meydana getirilen sanat ve kültür eserlerini koruma uğraşı vermektedirler.

Meis, İstanköy ve Rodos adasında, Türk hakimiyetinde kaldıkları 4 asır boyunca önemli sanat eserleri meydana getirilmiştir. Bunların başında; camiler, mescitler, medreseler, çeşmeler, külliyeler, şadırvanlar gelmektedir. İnsanlık kültürü açısından da korunması gereken bu eserler, zamanın tahribatına ve fanatiklerin kasıtlı sabotajlarına bırakılmış durumdadırlar.

KAYNAK:
Taşkıran, Dr. Cemallettin-; Oniki Ada’nın Dünü ve Bugünü, Gnkur. ATASE Yayını, Gnkur. Basımevi, Ankara 1996.

Leave a Reply