Heybeliada Ruhban Okulu nedir?

YENİDEN AÇILMASI İÇİN YUNANİSTAN’IN BÜYÜK ÇABA GÖSTERDİĞİ HEYBELİADA RUHBAN OKULU NEDİR?

19. yüzyılın başlarından itibaren Ortodoks milletler arasında dini birliği korumak amacıyla teolojik konularda türdeşliği sağlayacak çözümler aramaya başlayan Patrikhane, bu amaçla bir ilahiyat okulunun açılması çalışmalarına başladı. İlk adımı atan Patrik IV. Germanos, Bizans döneminden kalan Heybeliada’daki manastırı onarttı(1842). 1 Ekim 1844′te hizmete açılan okuldaki eğitim, şu dört ana aşamadan geçmiştir:


1. 1844 – 1919: Dört yıl ortaokul ve üç yıl teoloji eğitimi.

2. 1919 – 1923: Orta öğretimsiz, beş yıllık teoloji eğitimi.

3. 1923 – 1951: Birinci dönemdeki uygulamaya dönüldü,

4. 1951 – 1971: Dört yıl lise ve üç yıl teoloji.

Heybeliada Ruhban Okulu, Fener Rum Patrikhanesi’ne bağlı olarak çalışmıştır. Okul müdürü metropolitler arasından atanmış, aynı zamanda Ayia Triada Manastırı’nın sorumluluğunu da üstlenmiştir. Okulda patrikler ve Rum cemiyetinin bağışlarıyla kurulan zengin bir kütüphane oluşturulmuş, eğitim için bazı kitaplar da Patrikhane Kütüphanesi’nden getirilmiştir(1).

Selanik’te yayınlanan Mekadonia adlı gazetede 1 Mart 1952′de Yunan Kral ve Kraliçesi’nin Türkiye’ye gelişi nedeniyle başlatılan seri bir yazıda Heybeliada Ruhban Okulu ile ilgili şu bilgiler verilmiştir:

“Heybeliada’daki Ruhban Okulu’nda üç katlı, yüz odalı binada 20 öğretmen ile birlikte 12 memur görevdedir. Öğretim iki kısımda yapılır. Birinci kısım üç sınıflı lise, diğer kısım ise 6 sınıflı ilahiyat şubesidir. İlahiyat şubesinde liseyi bitirenler okurlar. Burası yavaş yavaş bütün Hıristiyanlığın büyük bir üniversitesi haline gelecektir. Bu okul diğer vakıflar gibi cemaatlere bağlı değil, doğrudan doğruya Patrikhane’ye bağlıdır ve beş kişilik bir misyon tarafından yönetilmektedir(2).”

1950 – 1960 yılları hem Patrikhane’nin hem de Ruhban Okulu’nun Türk milli politikaları ve Lozan’da oluşturulan hukuki statünün aksine bazı faaliyetlere giriştiği ve bu bakımdan zamanın Türk hükümetlerinden de birtakım tavizler kopardığı bir dönem olmuştur. Sözü edilen dönemin başlarında, Amerika-Türkiye’nin ilişkileri her alanda artmıştır. Kuzeyindeki Rus tehdidini çok şiddetli algılayan Türkiye, Batı’ya özellikle Amerika’ya daha çok yaklaşmakta ve yeni oluşmakta olan NATO ittifakına girmek istemekteydi. Bu çerçevede 1948 yılı başlarında Fener Patrikhanesi üzerinde Amerikan ve baskılarının arttığı gözlenmektedir. Patrikhane, Amerikan ve Rus çıkarları bakımından kullanılmaktadır.

Sovyet lideri Stalin, 1943 yılı itibariyle 1924′ten beri boş duran Moskova Patriklik makamına Sergius’un (Sergei) seçilmesini sağlamıştır. Stalin, Sovyet ideolojisine ters düşse bile kilise kurumunu politik manevralarda kullanmış, Rus Ortodoks Kilisesi’ni en azından Yakın Doğu’da ve giderek uluslar arası Ortodoks dünyasında prestij kazanabilmesi için kullanmak istemiştir. 1945′te Aleksei’nin devraldığı Moskova Patrikliği aracılığıyla Sovyet yönetimi, aralarında Suriye, Lübnan, Filistin, Mısır ve Balkan ülkelerindeki Ortodoks cemaatleri ve kurumlarına yakınlaşmayı tasarlamıştır. Doğulu Ortodoks Hıristiyanları aynı Çarlık Rusya’sında olduğu gibi himayesi altına alabileceğini düşünen Moskova, Rusya dışındaki Ortodokslara artan bir ilgiyle sarılmıştır. Stalin’in bu yolla Yakın Doğu’yu ve elbette Balkanları etkisi altına almayı tasarladığı görülmektedir.

Patrikhane’nin, eğer üzerinde siyasi amaçla çalışılırsa, bölgesel ve giderek uluslararası boyutlarda önemli bir malzeme olacağını kavrayan Stalin, Türkiye üzerindeki emellerini de bu kanalla çıkaracağı bir krizle gündeme getirmeyi amaçlıyordu. Stalin bu girişimden herhangi bir sonuç almamıştı; ancak, gene de hem Türkiye, hem de Yunanistan, Fener Patrikhanesi’ne bir Sovyet müdahalesi ihtimalini kuşkuyla izlediler.

Ankara Hükümeti, Patrikhane’nin Moskova’nın nüfuzuna girmesinden ve bir Sovyet müdahalesi için bahane oluşturabileceğinden rahatsızdı. Yunanistan ise, 19. yüzyılda Rumların elinde bulunan birçok ruhani liderliği ellerinden alan Arap ve/veya Slav Ortodoksları gibi şimdi de Fener’e el atabilecek bir Rusya’nın Ortodoks aleminin iç çevrimindeki Rus-Helen rekabetini yeniden gündeme getirebileceğinden çekinmekteydi(3).

25 Şubat 1946′da ölen Patrik 11. Bünyamin’in (Venyamin) yerine V. Maksimus seçilmiştir. Amerikan gizli servisleri Patrik Maksimus’un “Rus ajanı” olduğu görüşündedir(4). Yunan iç savaşında komünistleri destekler tavırlar takınan Patrik Maksimos, Marksist görüşlere hoşgörüyle yaklaşmaktadır(5). Bu nedenle Amerikalılar 1948 yılı başlarında Maksimos’un görevinden alınıp yerine Athenegoras’in getirilmesi için yoğun bir faaliyet içine girmişlerdir(6). Maksimos’un “sağlık sorunları” mazeret gösterilerek 27 Mart 1948′de görevi bırakması(7) ve sonra da ileri sürdüğü bazı şartlar kabul edilerek 18 Ekim 1948′de istifa etmesi sağlanmıştır(8).

ğAmerika’da iken Fener Rum Patrikliğine seçilen Athenegoras, Amerika’dan Başkan Truman’ın yaveri ve özel uçağı ile İstanbul’a 26 Ocak 1949 günü gelir ve ertesi gün merasimle taç giyer. Bir zamanlar Osmanlı Devleti’nin bir vilayeti olan Yanya’da 1886 yılında doğmuş olan ve son 18 senedir Amerika’da bulunan Athenegoras, “fevkalade telsik” yoluyla Türk vatandaşlığına kabul edilmiştir. Çünkü, hukuki olarak Patriğin Türk vatandaşı olması zorunluluğu vardır. Başkan Truman’dan Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ye özel bir mesaj getirmiş olan Patrik, Ankara’da büyük itibar görmüştür. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı tarafından kabul edilen ilk Rum Patriği olan Alhenegoras’ın, asıl adı Aristokles Spiru’dur. 1903 yılında Yanya’dan İstanbul’a gelip Heybeliada Ruhban Okulu’na girmiş, 1910 yılında Ruhban Okulu’nun bitirdikten sonra Athenegoras adını almıştır(9).

Athenegoras’ın Patriklik makamına oturması, Türk basını tarafından çok fazla dikkate alınmamıştır. Ancak Moskova ile Washington arasındaki nüfuz mücadelesine dikkat çeken yabancı basın, Amerika’nın Athenegoras’ın bu makama seçilmesine yardım ettiğini yazmıştır(10).

Dönemin dış siyasi gelişmeleri ve uluslar arası güç dengelerinde ön plana çıkan Fener Rum Patrikhanesi ve Patrik Athenegoras, Heybeliada Ruhban Okulu’yla ilgili önemli atılımlara başlamıştır. Milli Eğitim Bakanlığı’nın 8 Aralık 1950 tarihinde 927601 sayılı emri ile, Ruhban Okulu’nun “yüksek okul” haline getirildiği ve “yabancı öğrenci alabileceği” karara bağlanmıştır. Bakanlığın Talim ve Terbiye Dairesi’nin 25 Eylül 1951 tarihli ve 151 sayılı kararı ile de “yüksek okula daha çok sayıda yabancı öğrenci alınabileceği” İstanbul Valiliği’ne bildirilmiştir(11). Savaş ve casusluk faaliyetleri gerekçe gösterilerek 1939′da yasaklanmış olan yabancı öğrenci alma işi, böylece serbest bırakılmıştır.

Athenegoras’ın Patrik olduğu 1949′da Heybeliada Ruhban Okulu’ndaki öğretmenler, Türk vatandaşı olan 16 öğrenciye ders veriyorlardı. İstanbul’daki erkek Rum liselerinde o tarihlerde 2.500 civarında öğrenci bulunmasına rağmen, Rum aileler çocuklarını papaz okuluna göndermek istemezlerdi. Bunun en önemli gerekçelerinden biri, Cumhuriyet hükümetlerinin Patrikhane hakkında izlediği politikaydı(12). Türkiye, Lozan’da oluşan hukuki statüyü aynen uyguluyordu.

Patrik olduktan sonra Türk Hükümetine başvuran Athenegoras, Yunan uyruklu öğrencilere “öğrencilikleri süresince” Türkiye’de oturma izni aldı. Bununla yetinmeyen Patrik Athenegoras, okuldan mezun olan öğrencileri Patrikhane’de “stajyer” adı altında görevlendirmeye başladı.

1957′de Kıbrıs nedeniyle Türk-Yunan ilişkileri bozulmaya başlayınca Türkiye Cumhuriyeti bu uygulamayı yasaklamıştır. Zürih ve Londra Antlaşmalarının getirdiği yapay dostluk, yasağı kısmen gevşetse de; Başpiskopos Makarios’un Kıbrıs’ta giriştiği hareketler ve Enosis çabalarının yoğunlaşması dolayısıyla bu uygulama 1964′te tamamen yasaklanmıştır(13). Kıbrıs’ı kana bulayan Başpiskopos Makarios da Heybeliada Ruhban Okulu’nun mezun ettiği “papaz”lardandır.

13 Nisan 1964′te dönemin Milli Eğitim Bakanı Dr. İbrahim Öktem, “Rum azınlık ilkokullarına bugüne kadar tanınan ve mevzuat hükümlerini aşan özel hakların bundan böyle kaldırılacağını, Ruhban Okulu’ndaki yabancı öğrenci sayısının tahdit edileceğini ve Yunan Hükümetinin Türkiye’de eğitim görmüş 35 öğretmene Batı Trakya’da görev vermediğini, buna aynen mukabele edileceğini, Yunanistan’da Türk azınlık okullarına tanınmayan bu neviden haklar konusunda bundan böyle mütekaabiliyet esası ile sıkı sıkıya bağlı kalınacağını” açıkladı(14).

1950-1960 dönemdeki Türk hükümetlerinin tavizci politikalarından yararlanan Patrikhane, İmroz ve Bozcaada Rum okullarını Milli Eğitim Bakanlığı mevzuatı dışına çıkartarak, doğrudan doğruya kendi yönetimi altına almıştı. Bu çalışmayı Meliton Sotiri Hacis isimli bir papaz organize ediyordu. İstanbul’lu bir Rum olan Papaz Meliton, 1937′de Heybeliada Ruhban Okulu’ndan mezun olmuştu. Yunan pasaportlu Meliton, Patrikhane tarafından görevli olarak İngiltere’ye göndermişti. İngiltere’de 10 yıl kalan Meliton, 1947′de Patrikhane’ye dönmüştür. O tarihlerde patrik olan Maksimus, Meliton’un Türk vatandaşlığına alınması için bir başvuru yapmış ise de, bu Bakanlar Kurulu tarafından reddedilmiştir.

Patrik olduktan sonra, Yakovas ve Emilyanos gibi Türk düşmanı papazlarla Meliton’u yanına alarak sıkı bir örgütlenmeye giden Athenegoras, Meliton’u önce Türk vatandaşlığına kabul ettirmiş, ardından da onu, İmroz ve Bozcaada Metropoliti olarak görevlendirmiştir(15).

İmroz ve Bozcaada’daki bu gelişmeleri yakından izleyen Türk Hükümeti, eski hukuki statüyü gündeme getirerek, 16 Temmuz 1964′te bu iki adadaki Rum okullarının Milli Eğitim Bakanlığı emrinde Türkçe dini eğitim yapmalarını öngören kanun maddesini tekrar yürürlüğe koymuştur. Bunun üzerine Yunanistan, konuyu Pariste’ki UNESCO toplantısına getirmiştir. Türkiye, buradaki görüşmelerde konunun tamamen Türkiye’yi ilgilendiren bir iç mesele olduğunu dile getirmiştir. Milli Eğitim Bakanı İ. Öktem, konuyla ilgili gerekli açıklamaları yapmış; Türk delegesi Prof. B. Tuncel, de “Meselenin ele alınması halinde Türkiye, Yunanistan’da yaşayan Türk asıllı çocukların eğitimden mahrum bırakılması konusunu UNESCO’nun incelemesini isteyeceğini” söylemiştir. Bunun üzerine konu konferansın gündeminden çıkarılmıştır(16).

127 yıl Patrikhane’nin kendisine tahsis ettiği ödenekle yaşatılan(17) Heybeliada Ruhban (Papaz) Okulu, Anayasa Mahkemesi’nin “Özel Yüksek Okulların Devletleştirilmesi” hakkındaki 12 Ocak 1971 tarih ve 1971-3 sayılı kararından sonra kapanmıştır(18).

Kapanma süreci şu şekilde işlemiştir: Dönemin Türk Hükümeti “özel öğretim kurumları”nı düzenleyen bir kanun hazırlamıştır. 8 Haziran 1965 gün ve 625 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu(19)’un bazı maddelerinin iptali hakkında Danıştay Dava Daireleri Kurulu, 1969/39 esas sayısı ile Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuştur. Danıştay, “özel bir yüksek okulca verilen diplomaların iptali konusunda, Danıştay’da Milli Eğitim Bakanlığı’na karşı açılan davada ileri sürülen Anayasa’ya aykırılık iddiası ciddi görülerek 8 Haziran 1965 gün ve 625 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nun 1. ve 13. maddelerinin iptalini istemiştir(20).

Anayasa Mahkemesi’nin verdiği kararın “Sonuç” bölümü şöyledir:

“1- 8 Haziran 1965 günlü, 625 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nun 1. maddesinin özel yüksek okullar bakımından Anayasa’ya aykırı olduğunu ve bu yönünden iptaline, … karşı oylarıyla ve oy çokluğu ile;

2- Aynı kanunun 14. maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline, … karşı oylarıyle ve oy çokluğu ile;

3- a) Aynı kanunun 8. maddesinin özel yüksek okullara ilişkin 2., 3. ve 4.fıkralarının,
b) 48. maddenin yüksek öğrenim veren özel okullara ilişkin hükmünün, 44 sayılı kanununun 28/2 maddesi uyarınca iptallerine oy birliğiyle;

12 Ocak 1971 gününde karar verildi(21).”

Anayasa Mahkemesi’nin Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nun ilgili maddelerini iptal ederek Yüksek Öğretim Kurumlarının sadece devlet tarafından açılıp, işletilebileceğini “emredici” bu kararından sonra; mevcut özel yüksek öğretim kurumları ya faaliyetlerine son vermiş, ya da bir devlet üniversitesine bağlamıştır.

Bu karardan sonra, Heybeliada Ruhban (Papaz) Okulu da “özel yüksek okul” statüsünde değerlendirilmiş, okulun varlığını sürdürebilmesinin ancak Türk üniversitelerinden birisine veya bir ilahiyat fakültesine bağlanarak mümkün olabileceği belirtilmiştir(22).

Türk Hükümeti ile Patrikhane ve okul yöneticileri arasında çeşitli görüşmeler yapılmıştır. Ancak, okulun Türk üniversitelerine bağlanmasını istemeyen Patrikhane ve okul yöneticileri, Heybeliada Ruhban Okulu’nu kendiliğinden kapatmışlardır(23).

Aynı karara göre; Amerikan Robert Koleji binaları 1971′de Boğaziçi Üniversitesi’ne devredilmiştir. Ardından da Robert Koleji, Arnavutköy Kız Lisesi ile birleşmiş ve Özel İstanbul Amerikan Robert Lisesi adını almıştır. Kolejin yüksek kısmı Boğaziçi Üniversitesi’ne dönüşmüştür(24).

Öğrenci Kaynakları ve Sayıları

Heybeliada Ruhban Okulu’nun öğrencilerinin büyük bir kısmı Patrikhane’nin yetki alanındaki bölgelerden geliyordu. Ancak Etiyopya Kilisesi, Anglikan Kilisesi gibi değişik kiliselerden gelenler de okulda eğitim görüyorlardı. Kapatıldığı tarihe kadar geçen 127 yıl içinde okuldan 930 kişi mezun oldu. Bunlardan 343′ü piskopos oldu. Piskoposlardan 12′si patriklik makamına kadar yükseldi(25). 930 öğrencinin 255′i 1950-1969 yılları arasında mezun olmuştur. Bunların da sadece 38′i Rum asıllı Türk vatandaşıdır. Bu dönemde 162′si Yunan uyruklu olmak üzere toplam 187 yabancı öğrenci okulu bitirmiştir.

Yunanlı araştırıcı Alexis Alexandris’in verdiği rakamlara göre; Heybeliada Papaz Okulu’nun (Theological College of Chalki) 1920-1979 arasındaki öğrenci sayıları yıllara göre şu şekildedir:

ÖĞRETİM DÖNEMİ ÖĞRENCİ SAYISI
1920-21 37
1923-24 30
1927-28 37
1933-34 75
1948-49 70
1978-79 25(26)

Yazarın 1978/79 yılı için verdiği rakam, tablonun diğer okulların rakamlarını da içermesinden dolayıdır. Buradaki 25 öğrenci okulun faaliyetlerine son verdiği 1971 tarihine kadar (1948/49 yılından itibaren) okuyanları göstermektedir.

Aynı dönemde İstanbul’da bulunan Rum azınlık okulları ve toplam öğrenci sayıları da şöyledir:

ÖĞRETİM DÖNEMİ OKUL SAYISI ÖĞRENCİ SAYISI
1920-21 88 -
1923-24 73 14.862
1927-28 57 9.006
1933-34 48 7.635
1948-49 – 4.256
1958-59 56 -
1978-79 26 957(27).

Okulu Yeniden Açma Girişimleri

1971′de kendiliğinden kapatılmasının ardından Heybeliada Ruhban Okulu’nu yeniden açılması için gayret gösterilmiş ve buna gerekçe olarak da “din adamı yetiştirmek” gösterilmiştir. Oysa, okulun yeniden faaliyete geçirilmek istenmesindeki asıl amaç, Fener Rum Patrikhanesi’nin “Ekümeniklik(Evrensellik)” iddialarına dayanarak oluşturulmasıdır.

Aralık 1991′deki ABD ziyareti sırasında bir konuşma yapan ve Ruhban Okulu’nun açılabilmesi için Türkiye’ye baskı yapılmasını isteyen Yunan Başbakanı Mitçotakis, 1 Şubat 1992′de de Türkiye’ye aynı amaçla ricada bulunmuştur.

Patrik Bartholomeos da, 16 Ocak 1992′de Türkiye Milli Eğitim Bakanıyla yaptığı görüşme sırasında Ruhban Okulu’nun yeniden açılması için resmen istekte bulunmuştur. Patrik, Bakan Köksal Toptan’a, “Papaz okulu’nu açın… Bu sizin lehinize olur” demiş, Milli Eğitim Bakanı ise bu teklifi şiddetle geri çevirmiştir(28).

Avrupa Topluluğu Komisyonu Dönem Başkanı Jacgues Delors, Türk Cumhurbaşkanı’na bir mesaj göndererek, okulun açılması talebinde bulunmuş, Dünya Kiliseleri Birliği ile Fransa Katolik Konseyi de Türkiye Başbakanı nezdinde aynı girişimleri tekrarlamışlardır.

Ruhban Okulu’nun yeniden açılmasıyla ilgili girişimlere ABD de katılmıştır. Nisan 1994′te Başbakan Tansu Çiller’e bir mektup gönderen ABD Başkanı Bill Clinton, ülkesinin Heybeliada Ruhban Okulu’nun yeniden açılması konusuyla ilgili olduğu mesajını vermiştir. Konu sadece Türkiye’de bir eğitim kurumunun konumu olarak değerlendirilmemiştir(29). Clinton’ın devreye girmesi, Ruhban Okulu’nu yeniden açma girişimlerinin uluslar arası politikanın bir parçası olduğunu da göstermiştir.

22 Nisan 1994′te Yunanistan Başbakanı Andreas Papandreu ile görüşen ABD Başkanı Bill Clinton, “İstanbul’daki Ekümenik Patrikliğin statüsü ve çalışma şartlarıyla ilgilenmesini Türk Hükümeti’nden istedim” ifadesini kullanmış ve konuyla doğrudan ilgilendiğini ifade etmekte bir sakınca görmemiştir(30).

Okulu daima gündemde tutmaya kararlı olan Patrikhane, 1994 yılı Ağustos ayının sonunda. 1971′den beri kapalı olan okulda “150. Kuruluş Yıldönümünü Kutlama Törenleri” düzenlemiştir. Okulun tekrar açılması isteklerinin dile getirildiği törene; Fener Rum Patriği Bartholomeos, İskenderiye Patriği Prathemios, Romanya Patriği Teoktistos, Dünya Kiliseler Birliği Genel Sekreteri Yorgi Çeçis, Vatikan Büyükelçisi Sergio Sebastion, dünyanın dört bir yanından gelen başpiskopos ve kilise temsilcileri ile eski mezunlar katılmıştır. Kutlamalara davet edilen İstanbul Valisi Hayri Kozakçıoğlu ve Adalar Belediye Başkanı Can Esen törene katılmamışlardır.

Ayin sırasında Ruhban Okulu’nun yeniden açılması isteği dile getirilmiş, ayinden hemen sonra düzenlenen basın toplantısında da aynı istek tekrarlanmıştır. Basın toplantısında konuşan, Tarabya Metropoliti ve okulun eski hocalarından Konstantin Harisiadis “okulun kapatılmasının haksızlık olduğunu ve tekrar açılmasını istediklerini” ifade etmiştir. 1950′de Heybeliada Ruhban Okulu’ndan mezun olan, bir dönem Patrik Vekilliği ve Adalar Metropolitliği de yapan Harisiadis, büyük bir tedirginlik içinde yaptığı konuşması sırasında konuşmalarının yanlış anlaşılmaması için sık sık gazetecileri uyarmıştır. 1971 yılında özel teşebbüse ait fakülteler kapandığında okulun da kapandığını belirten Harisiadis konuşmasını şöyle sürdürmüştü:

“Özel fakülteler kapsamına bizim okulumuz girmiyordu. Okulun özel (!?) bir statüsü vardı. Okul, lise sonrası 4 yıl eğitim vermesine rağmen lise tedrisatı veren okullar kapsamındaydı(?). Bu nedenlerle okul yüksek okul sınıfına dahil edilemez. Okulun açılmasına izin verilmelidir(31).”

27 Nisan 1996 Cumartesi günü Avrupa Parlamentosu’ndan sağ partilerin oluşturduğu Hıristiyan Demokrat Grup üyesi 20 parlamenter, Fener Rum Patrikhanesi’ni gizlice ziyaret ederek 11 saat süren bir toplantı yaptılar. Görüşmede Patrikhane’nin statüsü, Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılması, Türk Yunan ilişkileri ve Türkiye’nin AB üyeliği ve Türkiye’deki insan hakları ihlalleri(?) tartışıldı. Toplantı sırasında Patrik Bartholomeus, Başkanlığını AP Hıristiyan Demokrat Grup lideri ve Belçika eski Başbakanı Wilfried Martines’in yaptığı parlamenterlerden Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılması konusunda destek istedi(32).

Okulu yeniden açma girişimlerine 1997 yılı sonlarına doğru yeniden hızlandırıldığı görülmektedir. Konuyu uluslar arası arenada gündeme getirmeye çalışan Patrik Bartholomeus, Türkiye’yi bir oldu-bitti ile karşı karşıya bırakmaya çalışmıştır.

Yanındaki 20 kişilik heyetle Yunanistan Hava Yolları’nın (Olympic) tahsis ettiği 400 kişilik Boeing 747 Jumbo jet uçağıyla 19 Ekim 1997′de ABD’ye giden Fener Rum Patriği Bartholomeos, bir ay süren gezisi sırasında görüştüğü ABD yetkililerinden Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılması için Türkiye’ye baskı yapmalarını istemiştir(33).

Aynı gezide ABD başkanı Bill Clinton tarafından “300 milyon Ortodoks Hıristiyan’ın ruhani lideri” ve “ekümenik patrik” olarak tanıtılan Bartholomeos, “okulun açılmasını istediklerini ve bunun bir lüks değil, bir ihtiyaç olduğunu” belirtmiştir(34).

Hürriyet Gazetesi’nin 28 Kasım 1997 tarihli nüshasında yer alan Selin Çağlayan imzalı ve “Ruhban Okulu’na Formül Aranıyor” başlıklı haberde, 55. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin 1971 yılında kapatılan Heybeliada Ruhban (Papaz) Okulu’nun tekrar açılması için girişim başlattığı belirtildi. 27 Kasım 1997 tarihinde toplanan MGK’na dayandırılan haberde şu ifadeler kullanıldı:

“… Ancak bu maddenin özel din okulu açmak isteyen diğer çevrelere de aynı fırsatı vermesi tedirginlik yaratıyor. Uzun süredir Bakanlar Kurulu’nun gündeminde bulunan Ruhban Okulu’nun açılabilmesi için yasa değişikliği önerisi hükümetteki muhafazakar bakanların “İmam Hatiplerin orta kısımları kapatılıp papaz okulu açılmaz. Biz seçmenimize ne deriz itirazına takılıyor. Bu nedenle gerekli imzalar bir türlü tamamlanamıyor.

Dışişleri Bakanlığı’nın Hükümete şu tavsiyelerde bulunduğu öğrenildi: Ruhban Okulu konusu Türkiye’nin dışarıdaki imajını gereksiz yere zedeliyor Okulun açılması Türkiye’nin dış ilişkileri açısından olumlu ve yararlı olacaktır Taviz vermiş durumuna düşmemek için bu konuda Amerikan Kongresi’nden gelmesi beklenen ciddi baskılar öncesinde bunun yapılması yararlıdır.

Türkiye’nin Lozan Antlaşması’na göre azınlıkların dine eğitiminin gerektiğinde ulusal yasalarda gerekli düzenlemeler yaparak sağlaması yükümlülüğü vardır.

Ruhban Okulu, İstanbul’daki Fener Patrikhanesi’ne din adamı yetiştirmek için kurulmuştur. Okul faaliyette olmadığı ve sadece Türk vatandaşı olan din adamlarının Patrikhane’de çalışma koşulu olduğu için Patrikhane din adamı sıkıntısı çekmektedir Bu nedenle çeşitli formüllerle Yunanistan’dan din adamı getirme yoluna gitmektedirler. Bu da aramızda yeni bir sorun yaratmaktadır(35).”

Başbakan Mesut Yılmaz’ın Aralık 1997′deki ABD gezisi sırasında Heybeliada Ortodoks Ruhban Okulu’nun yeniden öğrenime açılması konusu bir kez daha gündeme geldi. Amerika’nın “beklentisi” Başkan Yardımcısı Al Gore tarafından gündeme getirildi. Başbakan Yılmaz’ın bu beklentiye bağlayıcı bir cevap vermediği ifade edildi(36).

Bugünkü Hukuki Durumu

150. kuruluş yıldönümü törenlerindeki basın toplantısında Harisiadis, okulun açılması halinde eğitimin nasıl olacağını şöyle açıklıyordu: “Okul Patrikhane’ye bağlı olacak ve denetimini Milli Eğitim Bakanlığı yapacak. 100 Öğrenciye eğitim verebilecek kapasitemiz var. Müfredat bir konsey tarafından belirlenecek ve Milli Eğitim Bakanlığı’na sunulacak. Öğretmenler de yine aynı konsey tarafından belirlenecek ve atamalar Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yapılacak(37).”

Harisiadis’in sözleri arasında yer alan ve okula “yabancı” öğrenci kabul edilmesini de öngören istek ise tüm bu laf kalabalığı arasında kaybolup gidiyordu. Uzayda yaşamadığına göre Harisiadis, tüm bunları söylerken kuşkusuz Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde yüksek okulların kuruluş koşullarını ve bu koşulların Anayasa’nın 130 ve 132. maddeleriyle belirlendiğini çok iyi biliyordu. Özellikle de dini özerkliğe sahip bir okulun kurulması için anayasa’nın 130. maddesinin değişmesi gerekliydi.

Fener Rum Patriği Bartholomeos da yazılı verdiği bir mülakatta bu konuda şunları söylemiştir: “İstanbul’da cemaatimiz sayısının çok azalmış olması ve de Heybeliada’daki Ruhban Okulu’nun 1971 yılından beri kapalı tutulması(?)ndan dolayı, Patrikhanemiz günümüzde zor bir yaşam mücadelesi vermektedir Ruhban Okulu’nun açılması ve de orada okuyacak yabancı tabiyetli öğrencilerden mezuniyet/erini müteakip, kurumumuzda kalmayı arzu edenlerin Türk tabiyetine geçişlerinin kabulü konularında Patrikhane olarak müteaddit defalar hükümetimize ricalarda bulunduk(38).

Bilindiği gibi 130. madde, bilimsel özerkliğe sahip üniversitelerin devlet tarafından kanunlarla kurulmasını emretmektedir. Dini özelliğe sahip bir okulun kurulması için bu maddenin değiştirilmesi gerekir. Anayasa’nın 132. maddesi ise, sadece, Türk Silahlı Kuvvetleri ve Emniyet Teşkilatı’na bağlı özel yüksek öğretim kurumları açılabilir, demektedir. Ruhban Okulu bu maddenin de kapsamı dışındadır.

Yukarıda ortaya koyduğumuz faaliyetleri dikkate alındığında Ruhban Okulu’nun, Milli Eğitim Bakanlığı ya da Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK)’na bağlı olarak faaliyet göstermesi istenmektedir. Araştırmacı yazar Aytunç Altındal’ın ifadeleriyle, “özel ve özerk statüde bir Hıristiyan Ruhban Yüksek Okulu kurmak istemektedirler. Türkiye Cumhuriyeti’nin yasalarını karıştırmayın demektedirler Biz bu okulu liseden sonra bir yıl eğitim verecek, uluslararası statüye tabi olarak kurmak istiyoruz demektedirler. Böyle dayanıksız bir noktadan başlattıkları hareket, bir sonuç vermeyince de, bizi insan haklarını ihlal etmekle suçlamaktadırlar. Bunun bir sonraki aşaması, Ayasofya’yı Ortodoksların ibadetine açma talebi olacaktır(39).

Nitekim 1998 yılının Aralık ayında, Vakıflar Genel Müdürlüğü “Türk devleti aleyhinde propaganda ve yolsuzluklar yaptığı” gerekçesiyle Heybeliada Ruhban Okulu Yönetim Kurulu’nu feshetmiştir(40).

KAYNAK
Güler, Ali-; Dünden Bugüne Yunan-Rum Terörü, Ocak Yayınları, Ankara 1999.

DİPNOTLAR
1) Y. Benlisoy-E. Macar, Fener Patrikhanesi, Ayraç Yayınları, Ank., 1996, s. 67. Patriğin yazlık köşkü de okulun bünyesindedir. N. Sevinç, Ajan Okulları, İst., 1975, s. 208.
2) Ö. Kalpakçıoğlu, Yunan’dan Dost Olmaz, İst., 1993, s. 242-243.
3) M. Hatipoğlu, Yakın Tarihte Türkiye ve Yunanistan 1923-1954, Ank., 1997, s. 278-279.
4) Ö. Kalpakçıoğlu, a.g.e., s. 233.
5) M. Hatipoğlu, a.g.e., s. 280.
6) Ö. Kalpakçıoğlu, a.g.e., s.
7) A. Sofuoğlu, Fener Rum Patrikhanesi ve Siyasi Faaliyetleri, İst., 1996, s. 164.
8) M. Hatipoğlu, a.g.e., s. 281-282.
9) Bu gelişmeler ve Athenegoras’ın hayatı, faaliyetleri hakkında ayrıntılı bilgi için bkz., Ö. Kalpakçıoğlu, a.g.e., s. 240 vd. A, Sofuoğlu, a.g.e., s. 164 vd. M. Hatipoğlu, a.g.e., s. 281 vd. İ. Soysal, Soğuk Savaş Dönemi ve Türkiye Olaylar Kronolojisi (1945-1975), İst., 1997, s. 70.
10) İ. Soysal, a.g.e., s. 70.
11) Ö. Kalpakçıoğlu, a.g.e., s. 243,
12) Ö. Kalpakçıoğlu, a.g.e., s. 243.
13) Ö. Kalpakçıoğlu, a.g.e., s. 243-244.
14) Şahin, s. 231; A. Sofuoğlu, a.g.e., s. 194.
15) Ö. Kalpakçıoğlu, a.g.e., s. 235-236. 1972 yılına kadar Patriklik yapan Athenegoras, Temmuz 1972′de Heybeliada Ruhban Okulu’nda düşerek felç oldu ve öldü. (Bkz: Y. Benlisoy-E. Macar, a.g.e., s. 55).
16) Şahin, 232. Bu dönemde Türk Hükümeti’nin Patrikhane ve Rum azıklık okullarını olması gereken hukuki statülerine sokma çabalarını diğer örnekleri için S. Şahin ve A. Sofuoğlu’nun eserlerinde yeterli bilgi vardır.
17) M.H. Vahapoğlu, Osmanlılardan Günümüze Azınlık ve Yabancı Okullar, Yönetimleri Açısından, Ank., 1990, s. 66.
18) M.H. Vahapoğlu, a.g.e., s. 166-167.
19) Bkz: Düstur, 5. Tertip, 4. Cilt, 3. Kitap, s. 2847 vd.
20) Anayasa Mahkemesi Kararları Dergisi, Sayı: 9, Ank., 1972, s. 131.
21) Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı: 9, s. 153.
22) G. Calan, “Fener Patrikhanesi Vatikan Olma Yolunda”, Nokta, 4-10 Eylül 1994, s. 31; A. Gül’ün değerlendirmesi; A. Sofuoğlu, a.g.e., s. 26.
23) A. Sofuoğlu, a.g.e., s. 26.
24) Bkz., Y. Akyüz, Türk Eğitim Tarihi Başlangıçtan 1988′e, 3. bsk., Ank., 1989, s. 417.
25) Bkz., Y. Benlisoy-E. Macar, a.g.e., s. 66-67.
26) The Greek Minority Of İstanbul And Greek-Turkish Relations, Athens, 1992, s. 236, Appendix C.
27) A Alexandris, a.g.e., s. 326 vd. Tabloda 1920/21 ve 1958/59 yılları için sadece toplam okul sayıları verilmiş, toplam öğrenci sayıları gösterilmemiştir.
28) A. Sofuoğlu, a.g.e., s. 215.
29) G. Calan, a.g.m., s. 28.
30) G. Calan, a.g.m., s. 31.
31) G. Calan, a.g.m., s. 27.
32) Türkiye, 29.4.1996.
33) Türkiye, 20.10.1997.
34) Türkiye, 24.10.1997.
35) Benzer bir değerlendirme için bkz.: Ö. Hersan, “Yunanistan’a Jest Hazırlığı”, Sabah Gazetesi, 20.09.1997.
36) Hürriyet, 21.12.1997.
37) G. Calan, a.g.m., s. 27.
38) H. Şentürk, “Fener’in Sinyalleri”, Panorama, 20-26 Nisan 1994, s. 27.
39) “Statü Meselesi Sorunlar”, Nokta, 4-10 Eylül 1994, s. 30.
40) Posta, 11.12.1998.

Kategorisi: Önemli Sorular ve Yanıtlar

Etiketler:

Yorum Bırakın

Kategoriler

Son Yazılar