Türk-Yunan ilişkilerinde patrikhane’nin yeri nedir?
TÜRK-YUNAN İLİŞKİLERİNDE PATRİKHANENİN YERİ NEDİR?
Mondros Mütarekesi’nden sonra özel olarak İstanbul, genel olarak Türkiye’deki Rum-Yunan faaliyetleri İstanbul’daki Fener Rum Patrikhanesi’nden yönetilmiştir. Patrikhane, başta siyasi faaliyetler olmak üzere, terör örgütlerinin teşkilatlandırılması, çetelerin desteklenmesi, gösterilerin düzenlenmesi, kültürel çalışmaların yürütülmesi, propagandanın yaygınlaştırılması gibi işleri yapan bir kuruluş durumundaydı.
Hatıralarında Patrikhane’den “fesat ve nifak yuvası” olarak bahseden Rauf Orbay(1) Birinci Dünya Savaşı’ndan sonraki uygun ortamdan yararlanan azınlıkların Patrikhane etrafında kurdukları teşkilatlarla Osmanlı Hükümeti’ne karşı vaziyet alacak kadar ileri gittiklerini ifade etmektedir(2).
1918′li yıllarda Patrikhane’nin böyle bir merkez durumuna gelmesinde, burasının Yunanistan’ın Türkiye üzerindeki emellerinin gerçekleştirilmesi yolunda çok uygun bir kuruluş olması başlıca rolü oynamıştır. Çünkü, Rum Ortodoks Kilisesi, Yunan tarihinde önemli bir fonksiyona sahipti.
İstiklalini kazanan ve bir hayli de genişleyen Yunanistan, hedefine ulaşabilmek için doğudaki büyük Türk potansiyelini yalnız Yunan Kilisesi ile etki altına almayacağını biliyordu. O nedenle, Yunan tarihinde önemli bir fonksiyonu bulunan Rum Ortodoks Kilisesi’ni Türkler’e karşı tahrik ve baltalama aracı olarak kullanma kararı almıştır. 1908′de II. Meşrutiyetin ilanı üzerine faaliyetlerini artıran Patrikhane, Venizelos’un siyasi programının birinci maddesi olmuştur.
Bizans’ı ihya etmek, bu hülyayı milli bir siyaset haline getirmek için Fener Patrikhanesi’nin faaliyet ve tahriklerine ihtiyaç vardı. Patrikhane’nin daha önceki büyük hizmetleri bilinmekteydi. Venizelos bu konudaki düşüncelerini; “Patrikhane, Yunanistan’ın emrine girmelidir; bu suretle birleşmiş bir Patrikhane’nin ilerideki milli davalarda rolü pek büyük olacaktır” şeklinde ifade etmiştir.
Girit’teki başarılarından cesaret alan Venizelos, Yunan Başbakanlığı’na geçmek üzere Girit’ten ayrıldığı tarihte papaz kıyafetiyle gizlice İstanbul’a gelmiştir. Bir hafta süreyle İstanbul’da kalan Venizelos, Başbakanlığı döneminde uygulayacağı programa uygun bazı emirler vermiştir. Bu tarihten sonra Patrikhane, Venizelos’un ve Yunanistan’ın Türkiye’deki uygulama aracı haline gelmiştir. Toprak isteklerinin diğer Hıristiyan ülkelerce desteklenmesi için dini her zaman politik bir silah olarak kullanan Yunanistan, Fener Rum Patrikhanesi’nin desteğini de kazanmıştı(3).
Patrikhane’nin Yunanistan emellerine hizmet eden bir kuruluş durumuna gelmesi, daha 1910 yıllarında gerçekleşmiş bulunuyordu(4). Yunan Millet Meclisi’nde 5 Mart 1921′de yapılan bir tartışmada Dışişleri Bakanı Baltacis’in sözlerinden Patrikhane’nin Yunanistan’a nasıl hizmet ettiği çok iyi anlaşılmaktadır. Baltacis, Patrikhane’ye hücumlarda bulunan Milletvekili Kampanis’e şu cevabı vermiştir:
“Yunan milleti bugün Fener Patrikhanesi’ne şükran borçludur. Onun geçmişteki mücadeleleri, Yunan milletini bu fütuhata nail ettirdi. Sözlerinizi geri alınız(5)!”
Patrikhane, Mondros Mütarekesini takip eden günlerde artık “Sen Sinod” Meclisi Mukaddes Nizamnamesi’ni ikinci plana bırakarak doğrudan doğruya Yunan Başbakanı Venizelos’un temsilcisi sıfatıyla siyaset sahasına atılmıştı. Fakat Venizelos, Patrikhane’yi bu hali ile Anadolu’da başarmak istediği büyük işler için yeterli görmüyordu. O nedenle Patrikhane’nin yeniden düzenlenerek aktif bir duruma gelmesi sağlandı.
Siyasi Temsilci Kanelopulos, Patrikhane ile diğer Rum kuruluşlarını kısa bir süre içinde birleştirmeyi başardı. Kanelopulos, Venizelos’tan aldığı emre göre; Patrikhane’yi hazır duruma getirdi, basın organlarını idare etti ve örgütleri faal bir duruma getirdi(6).
Patrikhane’deki çalışmalar için hiç bir yardımdan kaçınmayan Venizelos, Yunan İstihbarat Servisi ödeneğinden bir kaç milyon Drahmi ile Amerika’da oturan İstanbullu Niçepulos’un bağışladığı 4 milyon Drahmi’yi ve Yunanistan İçişleri Bakanlığı’nın Anadolu ve Rumeli göçmenlerinin yerleştirilmesi için ayırdığı 500 bin Drahmiyi Partikhane’nin emrine verdi(7).
Parasal alt yapı oluşturulduktan sonra Patrikhane’nin yönetim bakımdan düzenlenmesi gerçekleştirildi. Bu amaçla, ilk iş olarak Karamanlı olan Patrik uzaklaştırıldı ve yerine 1919 Kasım’ında Doroteos getirildi. Böylece Patrikhane, Osmanlı Hükümeti’nden bağlantısını kesmeye başladı(8).
Ocak 1919′da İstanbul ve çevresindeki kiliselere bir emir gönderen Patrikhane, Osmanlı devletinin kanunlarına göre yapılan “İhtiyar Heyeti” seçimi yöntemini kaldırarak, Rumların kendi cemaatlarına özel olarak “muhtar” ve “ihtiyar” meclisi seçimleri yöntemini getirmiştir(9).
Ayrıca, Patrikhane’nin cismani ve ruhani kadrosunun da takviye edilmesi gerekiyordu. Bu amaçla, Drama, Amasya, Ankara, İnoz (Enez), Vize, Çanakkale, Trabzon ve Kayseri Meropolitleri İstanbul’a getirilerek Ruhani Meclis’e geçici üye sıfatıyla kaydedildi. Patrikhane bu uygulamasında Osmanlı Hükümeti’ne karşı hiçbir bağlılık kaydı göstermeyerek bağımsız hareket ediyor; bazı konularda Venizelos’un fikir ve emirlerini almakla yetiniyordu. Buna bir örnek olmak üzere, 1918 sonları ile 1919 başlarındaki “Patrik Seçimi” ile ilgili gelişmeleri hatırlatmak yararlı olacaktır.
Bu dönemde Osmanlı Hükümeti Adliye ve Mezhepler Bakanlığı’nın tüm uyarılarına rağmen Patrik seçiminin bir türlü yapılmadığı ve bu seçime Yunanistan’la Osmanlı toprakları dışındaki bazı metropolitlerin de katılması için uğraşıldığı görülmektedir. Hükümetin uyarılarına karşılık Patrikhane, Aralık 1918′ de konunun Wilson Prensipleri’ne bağlı olduğunu ve bu nedenle de Patrik seçiminin bir süre ertelendiğini bildirerek cevap vermiştir(10).
Rum Patrikhanesi Nizamnamesi’ne göre eski patriğin ölümü ve Patrik vekilinin tayininden kırk gün sonra yeni Patriğin seçilmesi gerekirken(11), Rum Patrikhanesi buna yanaşmamaktadır. Hükümet, 12 Aralık 1918′de Patrikhane’ye bir yazı daha göndererek yeni Patriğin niçin seçilmediğini tekrar sormuş(12). Patrikhane, buna “milletin geçirmekte olduğu olağanüstü durum dolayısıyla patrik seçiminin ertelenmesinin zorunlu olduğu” cevabını vermiştir(13).
Yürürlükteki kanun ve düzenlemelere uymayan Patrikhane, sudan bahanelerle Patrik seçimini geciktiriyor ve Osmanlı Hükümetine karşı herhangi bir sorumluluk duymuyordu. Dini kisvesinden sıyrılan Patrikhane, Yunanistan’ın Türkiye’deki bir otoritesi haline gelmiş bulunuyordu.
Yunan Ordusunun Edirne’yi alıp, Çatalca’ya doğru ilerlemesi üzerine Rum Patrikhanesi, o bölgede bulunan Rum Metropolit ve papazlarına Yunan askerleri geldikçe karargahlarına gidip kendilerini takdis etmelerini emretmişti. Edirne Metropoliti Polikaryos, Trakya’da bulunan pek çok papazı da yanına alarak Atina’ya kadar gitmiş ve orada Edirne’yi kurtardığından dolayı Venizelos’a teşekkür etmiş ve ona uzun ömürler dilemiştir(14).
Doktor, öğretmen, eczacı, müfettiş, yazar, tercüman, mühendis gibi aydınlardan oluşan büyük bir kuruluşla faaliyet gösteren ve bini aşkın merkez hizmetlisi olan Patrikhane, 1919 yılı ortalarına gelindiğinde bağımsızlığını ilan etmişti. Temmuz 1919′da kapısının üzerine çifte kartallı “Bizans Bayrağı”nı asan Patrikhane, bütün işlerini, birinci derecede İstanbul Yunan Siyasi Temsilciliği, ikinci derecede ise müttefik temsilcileri ile görmeye başlamıştı(15).
Patrikhane’nin bu dönemde gösterdiği her türlü faaliyette başlıca rolü, Patrik V. Germanos’un yerine “Locum Tenens(Patrik Vekili)” olarak tayin edilen Bursa Metropoliti Doroteos Mamelis oynuyordu.
Doroteos’un Patrik Vekilliğine seçilmesi İngiltere tarafından da desteklenmişti. Lord Granville onun hakkında 23 Kasım 1918′de Balfour’a gönderdiği raporda; “Bursa Metropoliti Locum Tenens Doroteos, gözüpek, azimli ve zeki bir papazdır. Patrikhane’nin imtiyazlarının Jön Türkler tarafından feshedilmesini her şeyden önce Bab-ı Ali nezdinde protesto etmiş, Bab-ı Ali ile Patrikhane arasında imza edilmiş olan 1897 anlaşması ile kurulan hukuki durumun iadesi için de ısrarda bulunmuştur” demektedir. Lord Granville, aynı raporunda; Doroteos’un “daha sonra da Türkiye Ortodoks Rumları’nın dava ve haklarının tanınmasını Patrikhane adına savunma göreviyle Avrupa’ya gitmek üzere başpapazlarla papazlardan kurulu muhtelif murahhaslar heyeti tayin ettiğini” eklemektedir(16).
Rum çetelerinin faaliyetlerinde önemli paya sahip olan Doroteos’un asıl önemi, politik alanda oynadığı roldü. Çünkü O, 9 Mart 1919 da “Patrikhane ile Osmanlı Hükümeti arasındaki münasebetleri kesen ve Rumları tebaa görevlerinden affeden” bildiriyi yayınlayan kişiydi.
Doroteos aynı zamanda, Ermeni Patriği ile birlikte, Türkiye’deki asayişsizlikten, Türklerin “milli savunma bahanesiyle Hıristiyanlara saldıracaklarından, Anadolu’da teşkilatlanmakta olan millicileri hükümetin desteklediğinden” bahseden bir dilekçeyi 3 Temmuz 1919′da İngiliz Yüksek Komiserliği’ne vererek önlem alınmasını istemişti(17).
Mavri Mira Örgütünün başkanlığını yapan Ermeni Patriği Zaven Efendi ile birlikte 17 Ekim 1919′da bütün Türkiye’nin işgal edilmesini isteyen, 14 Şubat 1920 günü “Lloyd George’a İstanbul için Yunan mandasını teklif eden de Doroteos Mamelis’ti(18).
Bir ara Rumların çıkarlarını savunmak için Paris’e giden Patrik Vekili Doroteos, oradan dönüşünde Atina’ya uğramış ve Pire’den İstanbul’a Yunan kruvazörleri ile gelmişti(19).
Doroteos’un Paris’ten dönerken Atina’da kendisini karşılayanlara yaptığı konuşma, hem kendi zihniyetini, hem de Patrikhane’nin gerçek durumunu aydınlatması bakımından önemlidir. Patrik Vekili, bu konuşmasında şunları söylemiştir:
“Patrikhane yalnız emellerini korumakla yetinmedi, fakat milletle birleşerek bu hedefe varılması için el altından tahrik etti ve her zaman Türk’ten ilk darbeyi o yedi. Kuduran Türkler ilk darbelerini hep Patrikhane’ye indirdiler. Rum Milletinin bağırsaklarını söktüler. Cellatların darbeleri altında can vermiş din adamlarımızı şehit olarak gösteriyorum. Fakat, şimdi muzaffer İtilaf orduları ile Yunanlılar bu eski dünyayı yıkıyorlar(20).”
Doroteos zamanında propagandaya da önem veren Patrikhane, Yunanca ve Fransızca olarak yayınlanan “Kara Kitap”ta Türkler’in zalim(!) idarelerine dair belgeler yayınlamıştır. Türkiye’deki Rum okullarında Türkçe’nin yasaklanması da onun zamanında gerçekleşmiştir.
Paris Barış Konferansı’na sunulmak üzere hazırlanan ve 500 yıldan beri esir bulunan Türkiye Rumları’na bağımsızlık verilmesini öngören kararlar da Doroteos’un zamanında alınmıştır(21). Bütün bunlar, onun propagandaya ne kadar önem verdiğini göstermektedir.
Patrikhane Anadolu’dan “baba mirası” diye bahsetmeye başlamıştı. Patrikhane’nin haftalık resmi dergisi Eklisiyastiki Alitya’da 2 Kasım 1918′de yayınlanan bir yazıda şöyle denilmektedir:
“Rum milletinin, eşitlik vaatleri ile avutulduğu günler geçti. Artık, Patrikhane imtiyazlarının devamına ait vaatlerle ilgilenecek kimse kalmadı. Bu nazariyeler devresi kapanmıştır. Büyük hastalıklara tesirli ilaçlar lazımdır. Bu devlet (Osmanlı İmparatorluğu) yıkılıyor, adi ve köhne vaatler tutmayacaktır. Milletimiz birçok yerlerde azınlık halinde bulunsa bile baba mirası üzerindeki sosyal ve tarihe haklarını kaybedemez. Biz dedelerimizin topraklarında ev sahibi olarak kalıyoruz ve kalacağız(22).”
Türkiye’deki bütün Rum faaliyetlerinin merkezi olarak çalışan Patrikhane’nin yaptığı önemli işlerden birisi de, “İtilaf filolarının İstanbul limanına gelişini kutlamak için Rum okulları müdürlerine okullarını üç gün tatil etmelerini emretmesi(23)” olmuştur.
Doroteos’un Patrik Vekilliği zamanında gerçekleştirdiği en önemli faaliyetlerden biri de, Rum okullarında devletin resmi dili olan Türkçe’nin okutulmasını yasaklamasıdır(24). Mütareke’den yaklaşık üç ay kadar sonra ruhani ve cismani meclislere aldırılan bu kararla Patrikhane, önce Rum okullarındaki Türkçe levhaları kaldırtmış(25), sonra da o zamana kadar yapılan çalışmaların doğal bir sonucu olarak, okullarda Türkçe eğitim yasaklanmıştır.
Fener Rum Patrikhanesi artık kendisini bağımsız saymakta, tamamen Türklük aleyhine çalışmakta ve Yunanistan’ın çıkarlarına hizmet etmektedir. Nitekim, 9 Mart 1919′te resmi bir bildiri yayınlayan Patrik Vekili Doroteos, “Patrikhane’nin Osmanlı Hükümeti ile ilişkisini kesmiş ve Rumları tebaa görevlerinden affetmiş”tir(26).
Bu arada Patrikhane, İstanbul’da tutuklu olan Rumların serbest bırakılması için girişimlerde bulunuyordu. Buna uygun olarak İstanbul’daki papazlara bir emir gönderilerek, kendi bölgelerinde meydana gelen “cinayetleri” bir deftere yazmaları istenmiş(27), bunun hemen ardından da hapiste tutuklu bulunan bazı Rumlar’ın serbest bırakılmaları için hükümete başvurulmuştur(28).
Hükümet bu istekleri kabul etmeyince, Patrikhane’nin İngiliz Komiserliği’ne müracaat ettiği anlaşılmaktadır. Bir gün İstanbul hapishanelerini teftişe çıkan İngiliz genel karargahının en güçlü şahıslarından birisi olan Kolenel (Albay) Heatchate Smythe, o gün azınlıklardan olan bütün mahpusları serbest bıraktırmıştır. Bunların arasında kendi ailesinden iki kişiyi öldüren bir Ermeni olduğu gibi, Tokatlıyan’ın önünde Hayri Paşanın oğlunu tabancayla sinsice vuran bir Rum da bulunmaktadır(29).
Alb. Smythe’in bu serbest bırakma olayını ve zaman gerçekleştirdiği H. Edip Adıvar’ın hatıralarından tam olarak belirlenemiyorsa da, bu olayın, Patrikhane’nin bu konudaki istekleriyle aynı döneme rastladığı sanılmaktadır.
Patrikhane’nin Rum tutuklularının serbest bırakılması için uğraşması, çete faaliyetleri ile de yakından ilgilidir. Çünkü bu insanlar, serbest bırakıldıktan sonra çeşitli bölgelerdeki Rum çeteleri ile Anadolu’yu işgale başlayan Yunan ordusuna alınıyorlardı.
Patrik Vekili Doroteos, İzmir’in işgali üzerine “Yunan ordularının Hıristiyanlık adına mukaddes cihad yaptıkları ve Türkiye’deki Rumların Yunan ordusuna katılması için” resmi bildiri yayınlamıştır. 1 Eylül l919′da yayınladığı bir başka bildiride de Yunan ordusunun Türklere karşı başarılarını överek, yerli Rumların Yunan ordusuna katılmaları emrini tekrarlamıştır. Patrikhane’nin emriyle sadece İzmir ve çevresinden değil, İstanbul Rumlarından birçoğu da İzmir’e giderek gönüllü olarak Yunan ordusuna yazılmışlardır(30).
İstanbul’da çeşitli bahanelerle pek çok Rum gösterisi yapılmıştır. Bölge kaymakamı her ne kadar taşkınlıkların ayak takımı Rumlar tarafından yapıldığını söylese de (31), gösterilerde Patrikhane büyük rol oynamıştır.
Patrikhane pek çok siyasi organizasyonlarda da bulunmuştur. Bu bakımdan dikkat çeken en önemli faaliyet, özellikle 1919 yılı ortalarından itibaren Osmanlı Hükümeti ile ilişkisini kesen Patrikhane’nin gerçekleştirmek istediği işlerde İstanbul’daki İtilaf Devletleri ve Yunan Temsilcilikleri’ne başvurmasıdır(32).
Patrikhane ile İtilaf Devletlerinin Temsilcilikleri arasındaki ziyaretler, ilişkileri iyice geliştirmiştir. 27 Aralık 1919′da Fransız temsilcisi Amiral Amet, Fener Rum Patrikhanesi’ne gelerek, Patrik Vekili’ne “iade-i ziyaret” yapmış ve Patrikhane’nin çeşitli dairelerini gezmiştir(33).
Bu dönemde Patrikhane’nin yaptığı en önemli siyasi faaliyet, çeşitli heyetler kurarak Paris Barış Konferansı’nda Anadolu’nun Yunanlılar’a verilmesi için girişimlerde bulunan Venizelos’u desteklemek olmuştur. Patrik Vekili Doroteos zamanında, “Rum Milletvekilleri” adı verilen 40 kişilik bir heyet 1919 Ekim’inde Fransa (Paris), İngiltere, İsviçre ve Yunanistan’a gitmiş, buralarda İstanbul’un Rumlara katılmasını istemişlerdir(34). Heyetin faaliyetlerinin verimli olduğu, Venizelos’un Patrikhane’ye bir müjde telgrafı çekmesinden(35) anlaşılmaktadır.
Paris Barış Konferansı’nda “Onlar Heyeti”nin 30 Mart 1919 da İzmir’i Yunanistan’a verme kararı almasında de Patrikhane’nin bu tür çalışmalarının rolü vardır. Bu kararın alınmasında, üç büyüklerin (Wilson, Lloyd George ve Celemenceau) 6 Mayıs kararında da olduğu gibi Rum Patrikhanesi’nin tahrif edilmiş nüfus istatistikleri etkili olmuştur(36).
Her türlü fırsatı değerlendiren Patrikhane, ileriye dönük yatırımlar yapmıştır. ABD Başkanı Wilson’un Avrupa’ya gelmesi üzerine Aralık 1918′de bir telgraf çeken Patrikhane, ona “karşılama iltifatı”nda bulunmuştur(37).
Mütareke’den sonraki günlerde, Patrikhane’nin önemli siyasi çalışmalarından birisi de, diğer azınlıklarla işbirliğinin kurulmasına çalışmak olmuştur. Rum Patrikhanesi, bu ilişkileri sağlamak için yaptığı Türk aleyhtarı toplantılara Ermenileri ve Ermeni Patriği Zaven Efendi’yi de sık sık çağırmıştır(38).
DİPNOTLAR
* Lozan Konferansı’nın ilk dönem görüşmelerinin yapıldığı sırada 25 Aralık 1922′de Le Journal Gazetesi Muhabiri Paul Herriot’ya Çankaya’da verdiği demeç, Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri C: III., (1918-1937), İst., s. 57.
1) “Rauf Orbay’ın Hatıraları”, Yakın Tarihimiz, C. I, s. 113; Behçet Kami de bu konuda şunları söylüyor; “Fakat, mademki İstanbul’da bir Patrikhane vardır ve Patrik Rumların başı idi, fesada nihayet gelmeyecekti…” Tarihimizde Rumlar, Patrikhane, Yunancılık, İst. 1341, s. 18.
2) “Rauf Orbay’ın Hatıraları”, a.g.e., s. 84.
3) Şahin, s. 162.
4) Pontus Meselesi, s. 30.
5) Şahin, s. 174.
6) Pontus Meselesi, s. 32; Bayar; 1454-1455.
7) Pontus Meselesi, s. 31.
Şahin, s. 163.
9) Âti, 12 Ocak 1919, s. 3
10) Âti, 10 Aralık 1918.
11) Âti, 23 Aralık 1919.
12) Âti, 27 Aralık 1918, s. 3.
13) Âti, 3 Ocak 1919.
14) Şahin, s. 177.
15) Pontus Meselesi, s. 31-32; Şahin, s. 163-164.
16) İngiliz Belgeleri, s. 5.
17) Tansel I., s. 88.
18) Tansel I., s. 89.
19) Şahin, s. 165.
20) Tansel I., s. 85, Not: 23.
21) Tansel I., s. 88.
22) Sabah, 16 Kasım 1918; M.A. Ayni, Milliyetçilik, a.g.e., s. 311.
23) Evkât, 23 Ocak 1919; M.A. Ayni, a.g.e., s. 310-311.
24) Âti, 1 Şubat 1919, s. 3.
25) Bu konuda da değerlendirme için bkz. Ati, 4 Şubat 1919, s. 4, “Rum Mekteplerinde Türkçe Tedrisat” başlıklı yazı.
26) İngiliz Belgeleri, s. 51. Bu Patrik Vekili Doroteos, Londra’da vefat etmiş, cesedi Britanya “Centaur” harp gemisi ile getirilerek 11 Nisan 1921′de İstanbul’da gömülmüştür. Bkz. İngiliz Belgeleri, s. 52.
27) Âti, 10 Aralık 1918; Ati Gazetesi bu tamimi “şaşılacak”, “garip” bir tamim olarak görmektedir; “biz bu tamimi şayân-ı sitiğrâb görürüz.”
28) Âti, 12 Aralık 1918.
29) H.E. Adıvar; Türk’ün Ateşle İmtihanı, 6. bsk., İst., 1982, s. 16.
30) Şahin, s. 172.
31) Tansel I., s. 86.
32) Âti, 4 Ocak 1919, s. 3.
33) Âti, 29 Aralık 1918, s. 3.
34) HTVD., s. 11 (Mart 1955), Belge: 256.
35) Şahin, s. 169.
36) İngiliz Belgeleri, s. 50.
37) Âti, 19 Aralık 1918, s. 2.
38) Tansel I., s. 100. Bu dönemdeki Rum-Yunan-Ermeni işbirliği aşağıda ele alınmıştır.