Yunanistan’daki insan hakları ihlalleri nelerdir?
YUNANİSTAN’DAKİ İNSAN HAKLARI İHLALLERİ NELERDİR?
Yunanistan, bağımsızlığını kazandığı 1830′dan bu yana, kendi topraklarında yaşayan azınlıklara yönelik asimilasyon ve göç ettirme politikasını sürdürmektedir. Yunanistan sınırları içindeki Türklerle ilgili en son düzenleme Lozan Antlaşması’nda yapılmış ve Türklerin hakları garanti altına alınmıştır. Ancak Yunanistan bu garantileri hiçe sayarak göç ettirmek veya asimile etmek suretiyle Batı Trakya Müslüman Türk azınlığını tamamen eritmek için sistemli bir politika uygulamıştır.
BATI TRAKYA TÜRKLERİ
Yunanistan, Lozan’a rağmen azınlık haklarını ihlal etmiştir. Antlaşmanın imzalandığı 1923′ten bu yana Batı Trakya’daki Türk azınlığa uygulanan insan hakları ihlalleri şöyle sıralanabilir:
a) Eğitim
Yunanistan ile Türkiye arasında 1953 yılında varılan bir mutabakat çerçevesinde her yıl karşılıklı olarak Batı Trakya ve İstanbul’a 25 öğretmen gönderilmesi öngörülmüş, daha sonra 1955 yılında öğretmen sayısı 35′e çıkartılmıştır. Ancak, aradan geçen süre zarfında Yunanistan, Batı Trakya Azınlık okullarına Türkiye’den gönderilecek öğretmen sayısını re’sen giderek azaltmış ve sadece 16 öğretmen için vize vermeye başlamıştır.
b) Din
Yunanistan’ın laik bir ülke olmaması nedeniyle dinsel kurumların günlük yaşamda yargısal, sosyal bir işlevi bulunmaktadır. Batı Trakya Türk Azınlığının din ve vicdan özgürlük ve haklarıyla din kurumları Lozan Antlaşması’nda genel ifadelerle düzenlenmiştir.
Batı Trakya Türk Azınlığının din kurumlarını düzenleyen metin 1913 Atina Antlaşmasıdır. Bu antlaşma hükümleri 1920 tarih ve 2345 sayılı yasa ile Yunan hukuk sisteminin bir parçası haline getirilmiştir. Yasaya göre, Batı Trakya Türk azınlığı dinsel kurumlarını kendi özgür iradesiyle oluşturmakta ve müftüleri seçim yoluyla görevlendirmektedir.
Yunanistan son dönemde 2345 sayılı yasayı yürürlükten kaldırarak müftülerin atama yoluyla işbaşına getirilmesini öngören yeni bir yasayı yürürlüğe koymuştur. Ancak, yasa değişikliklerinin Yunanistan’ın ahdi yükümlülüklerini ortadan kaldırmadığı açıktır. Bu şekilde Atina Antlaşması’nı ihlal eden Yunanistan, 590/77 sayılı yasayla Yunan Kilisesi’ne tanıdığı metropolitleri, 2456/20 sayılı yasayla Yahudi cemaatlerine tanıdığı yöneticilerini ve hahamlarını seçme hakkını Türk Azınlığından esirgeyerek azınlıklara diğer vatandaşlara tanınan hakların tamamının tanınacağını amir Lozan Antlaşması’nın 40. maddesini de ihlal etmektedir.
İskeçe ve Gümülcine Müftülerinin vefatından sonra azınlığın bütün ısrarlarına rağmen Yunan makamlarının 2345 sayılı yasaya göre gerekli seçimleri düzenlememekte direnmesi üzerine Azınlık İskeçe ve Gümülcine’de müftü seçimi yapmış ve iki müftü seçmiştir. Bu seçimler üzerine de Yunanistan 2345 sayılı yasayı iptal etmiştir. Yunan Hükümeti Azınlıkça seçilmiş İskeçe Müftüsü Mehmet Emin Aga ve Gümülcine Müftüsü İbrahim Şerif’i birbirini izleyen mahkeme ve hapis cezalarıyla taciz etmektedir. İskeçe Müftüsü aleyhinde şimdiye kadar toplam 15 dava açılmıştır. Halen devam eden 11 davada İskeçe Müftüsü toplam 96 ay (8 yıl) hapis cezasına çarptırılmıştır.
Halen İskeçe ve Gümülcine’de Azınlığın seçtiği ve tanıdığı ile İdare’nin re’sen atadığı ve Azınlığın tanımadığı ikişer müftü bulunmaktadır.
Cemaat ve Vakıf Yönetim Kurulları
Lozan Antlaşması’nın 40. maddesi uyarınca, Batı Trakya Türk Azınlığının giderlerini kendileri karşılamak üzere, her türlü hayır kurumları, dinsel ve sosyal kurumlar, her türlü okullar ve buna benzer öğretim ve eğitim kurumları kurmak, yönetmek ve denetlemek ve buralarda kendi dillerini serbestçe kullanmak ve dinsel ayinlerini serbestçe yapmak konularında eşit hakka sahip olmaları öngörülmüştür.
21 Nisan 1967 darbesinden sonra işbaşına gelen Yunan Cuntası, seçimle işbaşına gelmiş olan yönetim kurullarını azlederek yerlerine kendi tayin ettiği kişileri getirmiştir. İskeçe vakıf malları halen 1967 yılında Yunanistan’da cunta iktidarının atadığı bir kişi tarafından yönetilmektedir. Gümülcine’de ise, yine cuntanın atadığı kişinin 1989′da istifasından sonra, cemaat yönetimi denetleyici sıfatıyla atanmış müftüye tevdi edilmiştir.
MAKEDONLAR
Kuzey Yunanistan’da, kendilerini Makedon kökenli olarak tanımlayan ve diğer Yunan vatandaşlarından farklı bir etnik kökene sahip olduklarını, bu nedenle bir azınlık teşkil ettiklerini savunan bir topluluk vardır.
Yunan hükümeti “Makedon” sözcüğünü Kuzey Yunanistan’da yaşayan bütün Yunan vatandaşlarını tanımlayan coğrafi bir tabir olarak görmekte; Yunanistan’daki Makedonların bir azınlık grubu olduğuna ilişkin iddiaları reddetmekte ve bu azınlık grubuna “Slav-Yunanlar” veya “çift dilliler” olarak atıfta bulunmaktadır.
Öte yandan, etnik Makedonlar “Makedon” sözcüğünü, Makedonca konuşan Yunan veya ataları Makedonca konuşan ve Yunan çoğunluktan farklı bir kültür ve adetleri olan Slav kökenli kişileri ifade etmek için kullanmaktadırlar. Bölgeyi incelemiş olan antropologlara göre, etnik Makedon kimliği en az XIX. yüzyıldan bu yana bölgede bulunmaktadır.
Etnik Makedonlar ve özellikle Makedon insan hakları savunucuları hükümet tarafından taciz edilmekte, güvenlik kuvvetleri tarafından izlenmekte ve tehdit edilmekte, ayrıca, hükümetin taciz etmesinden kaynaklanan ekonomik ve sosyal baskılara maruz kalmaktadırlar; bu da pek çok Makedonu, Makedon kimliklerini ortaya koymakta ve görüşlerini açıkça ifade etmekte isteksiz davranmaya iten belirgin bir korku ortaya sürüklemektedir.
ARNAVUTLAR
Yunanistan’daki etnik Arnavut azınlık ikiye ayrılmaktadır: Dinsel açıdan çoğunlukla “Müslüman Cameria Arnavutları” (Camidesler veya Çamlık Müslümanları olarak da adlandırılır) ve “Ortodoks Arvanitisler”.
Yunanistan’ın güvenlik endişeleri nedeniyle yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalan Müslüman Cameria Arnavutları özellikle ikinci savat döneminde kitleler halinde Arnavutluk’a göç etmiş, geriye kalanlar ise büyük ölçüde asimile olmuşlardır. (1951 nüfus sayımı sonuçları Yunanistan’da sadece 487 Müslüman Arnavut’un yaşadığını göstermiştir.)
Arvanitisler ise, Osmanlı yönetimine karşı direnen İskender Bey’in 1468 yılında ölümünden sonra göçeden Arnavutların Yunanistan’a giden kısmını oluşturmaktadır. Ancak bu topluluğun dini ortak payda Ortodoksluk ve eğitim sistemindeki Yunan egemenliği sonucu asimile edilerek Helenleştirilmeye çalışıldığı görülmektedir.
Arvanitislerin sayısı konusunda kesin ve güvenilir bir rakam bulunmamakla birlikte 1951 yılı nüfus sayımı sonuçlarına göre Arnavutça konuşan 22 bin kişinin büyük çoğunluğunun bu topluluktan olması ihtimal dahilindedir.
Yunanistan kendi topraklarında Arnavut kökenlilerin bulunduğunu inkar etmekte, Arnavutluk’ta yaşayan 100.000-150.000 Çamerya Arnavutu’nun topraklarına dönmesine izin vermemekte, Yunanistan’daki mal varlıklarını ve vatandaşlıklarını iade etmemektedir.
Ortodoks Arnavutlar’a 1920 Yunan Sevr’iyle verilen kendi kiliselerini kurma hakkı ellerinden alınmıştır.
ULAHLAR
Ulahlar Latin kökenli bir dil konuşan Tuna’nın güneyinde, özellikle Yunanistan’da yoğunlukla yaşayan bir ulusal topluluktur.
Ulah kaynakları Yunanistan’da yaşayan Ulahların sayısını 600 bin, Avrupa Milliyetleri Federal Birliği ise 300 bin olarak göstermektedir. Bu iki sayının da abartılı olabileceği düşünülmekle beraber, bugün Yunanistan’da hatırı sayılır bir Ulah topluluğun yaşadığı inkar edilemez.
Yunanistan, topraklarında yaşayan diğer azınlıkların olduğu gibi Ulahların da ayrı etnik kimliğe sahip olduğunu inkar etmekte, asimilasyon veya zora başvurarak göç ettirme yöntemlerini kullanmakta ve böylece kendisini homojen bir toplumsal yapıya sahip olarak takdim etme çabası içerisindedir.
KAYNAK
Arşiv Belgelerine göre Balkanlarda ve Anadolu’da Yunan Mezalimi, Başbakanlık Devlet Arşivleri Yayını, Ankara 1995.