Göçmen Rumlar
Wilson ilkelerinin 12′nci maddesine fiili bir dayanak oluşturmak isteyen Yunanistan, Mondros’tan hemen sonra, daha önce başka yerlere -özellikle, Rusya’ya, Adalar’a, Yunanistan’a ve Anadolu’nun içlerine- göç eden Rumların tekrar eski yerlerine dönmeleri için büyük çalışmalara girişmiştir. Bu hem siyasi bakımdan, hem de yapılacak bir işgal esnasında kullanılabilecek insan gücüne sahip olma bakımından önem taşıyordu.
Kordos Komitesi veya Rum Muhacirin Cemiyeti’nin yürüttüğü, Rumları göçerttirme çalışmaları önemine uygun olarak büyük bir düzen ve sistem içinde yapılıyordu. Metropolitler, çoğunluğu sağlayabilmek için nereye ne kadar Rum göç ettirmek gerektiğini hesaplıyorlar, raporla durumu merkeze ve hatta doğrudan Yunanistan’a bildiriyorlardı(1).
Göçmenleri eski yerlerine döndürme konusunun Yunanlık ve Venizelos için hayati bir önemi vardı. Venizelos, Ekim 1919′da kendisi ile Roma’da bir mülakat yapan ve bununla ilgili bir belgeyi 29 Ekim 1919 tarihinde Hariciye Nezareti’ne gönderen elçimiz Galip Kemali Söylemezoğlu’na, “Biz çoğunluğu Rum olan İzmir’i, milletlerin kendi geleceğini kendilerinin belirlemesi hakkına sahip olmaları prensibine uyarak artık size bırakmayız” diyerek(2) bu konudaki çabalarının esas sebebini açıklamıştır.
Yunanistan’ın göçmenler meselesine ne kadar önem verdiği, bunlara mali yardımlar yapması ve bunlarla ilgili özel komisyonlar oluşturmasından anlaşılmaktadır. Atina’da kadınlar tarafından kurulan iki komisyonun birisi Trakya’da, diğeri de Anadolu’da görevliydi(3).
Yunanistan, bir yandan göçmenlere yardım yapıyor, diğer yandan da Kordos Komitesi’ni doğrudan destekliyordu. Örgüt, propaganda için Yunanistan İstihbarat Örgütü’nden yüzbinlerce lira almış… Atina ve Selanik bankerleri de örgüte yardım etmişlerdi(4).
Yunanistan, genel olarak “göçmen Rumlar”a yardım yapma kararı almış(5), bu karardan on gün kadar sonra da göçmenler için “ikiyüzbin lira ile Otuz milyon Frank” ayırmıştır(6).
Yine aynı günlerde Rum Patrikhanesi, bu yardımlardan ayrı olarak bir “borçlanma sözleşmesi(7)” ile “piyango(8)” düzenleyerek göçmen Rumlara yardım sağlamaya çalışmıştır.
Patrikhane’nin göçmen Rumlara yardımı sadece maddi gelir sağlamak şeklinde olmuyordu. Göçmenlere un ve ekmek dağıtılması da Patrikhane tarafından organize ediliyordu(9).
Göçmen Rumlar, Yunanistan ve Patrikhane’den her türlü yardımı alıyorlardı. Bütün bunlara ek olarak, başta İngiltere olmak üzere İtilaf Devletleri de göçmenlere karşı hoşgörülü davranıyor, onlara yiyecek ve giyecek yardımında bulunuyorlardı(10). Bu nedenle, zaman zaman İtilaf temsilcilerinin Patrikhane’den göçmenlerle ilgili bilgi aldıkları görülmektedir. 24 Aralık 1918′de, İngiliz Amirali’nin emri üzerine Mösyö Simit Edgar, Rum Patrikhanesi’ne giderek Rum göçmenlerin geri dönmeleri hakkında görüşme yapmıştır(11).
İtilaf Devletleri temsilcilerinin Rum göçmenleri konusunu, Ermeni göçmenlerinin iadesi ile aynı çerçevede değerlendirdikleri anlaşılmaktadır. Koramiral R. Webb 1 Ocak 1919′ da verdiği bir raporda, “yurtsuz Rumların yurtlarına iadeleri meselesi hemen hemen Ermeni meselesi kadar önemlidir. Bunların yurtlarına iadeleri işini küçük ölçekte ele aldım” diyordu.
Bu işle en yoğun şekilde ilgilenen kişi, İzmir’in işgalinden sonra Yüksek Komiser Sterghiades olmuştur. Sterghiades bir yıl içinde yaklaşık 120.000 göçmen yerleştirmiştir(12).
Özellikle İstanbul, Trakya, Karadeniz ve Batı Anadolu’ya ne kadar Rum’un göç ettirildiği konusunda bir fikir vermesi açısından Osmanlı Göçmen Genel Müdürlüğü’nün 1 Kasım-27 Aralık 1918 tarihleri arasında İstanbul’dan bu bölgelere ne kadar göçmen Rum’un sevk edildiğine dair verdiği rakamlar dikkat çekicidir: Bu iki aylık dönemde, İstanbul’a gelen Rum 6 bin, İstanbul’dan yeni bölgelerine sevk edilen Rum 1650, İstanbul’da yakalanmış olarak bulunan Rumlar 3500, taşradan memleketlerine sevk edilen Rumlar, İzmit’e 184, Sivas’a 711 kişiydi(13).
İki aylık dönemde toplam 62.343 göçmenden, hükümet tarafından iade ve iskan edilenlerin 12.045 tanesi Rum’dur. Buna kendiliklerinden göç eden 19.453 kişi de eklenince 20-25 bin civarında Rum göçmen belli bir plan çerçevesinde belli bölgelere yerleştirilmiş olmaktadır. Mondros’tan hemen sonra başlayan göç faaliyetindeki bu rakam son derece önemlidir.
Aynı dönemle ilgili olarak dikkat çeken bir başka önemli konu; göçmenlerin taşınması için İstanbul’dan düzenlenen 9 vapur seferinden 5′inin Trabzon’a yapılmış olmasıdır. Bunun sebebi açıktır: Pontus bölgesindeki Rum nüfusunu arttırmak. Burasını, Marmara kıyıları ve Rum çete faaliyetlerinin alabildiğine arttığı Şile ile Trakya takip etmektedir.
Göçmen Rum sayısı 1919 yılının Ocak ayı başlarında 66.000′e çıkmıştır(14).
Osmanlı Göçmen Genel Müdürlüğü, Ocak ayı içinde Sezai Tur Vapuru ile 1.000 Rum’u Ayvalık’a nakletmiştir(15).
Megalo İdea’nın merkezi olması nedeniyle İstanbul, Yunanistan için büyük önem taşımaktaydı. Resmen olmasa da, fiilen işgal altında bulunması buradaki Yunan ve Rum çalışmalarını kolaylaştırıyordu. Bu sebeple Yunanistan, ilk planda İstanbul’daki Rum nüfusun artırılması yolunda çalışmalar yaptı. 18 Nisan 1918′de Politis, Yunan Dışişleri Bakanı’na bir mektup göndererek, Bolşevik ordusu önünden kaçan onbinlerce Yunan mültecinin Yunanistan’a değil, İstanbul’a gönderilmesini istiyordu(16).
Roma’da gazetelere “İstanbul’da bile çoğunluk Türkler’de değildir” diyen Venizelos’u(17) haklı çıkarırcasına çok sayıda Rum göçmen İstanbul’a getirilmiştir. İstanbul’a Mondros’tan sonra yerleşmiş Rumların sayısı 200.000 kadar tahmin ediliyordu(18). Bu yoğun göç dalgası, Kordos Komitesi tarafından organize edilmiştir. Bu rakamın bir kısmının, diğer bölgelere gönderilmek üzere İstanbul’a geldiği düşünülebilir.
İstanbul ve çevresine Rum göç ettirme çalışmaları 1921′e kadar devam etmiştir. Patrikhane, 9 Mart 1921′de Kocaeli’nden İstanbul’a Rum göçmenler getirtmiş ve Londra’ya bir telgraf çekmiştir(19). Ati Gazetesi’nin 17 Ocak 1919 tarihli haberine göre; Kemerburgaz’a çok sayıda göçmen Rum yerleştirilmiştir(20).
Rum göçmenlerinin yerleştirildikleri bölgeler arasında İstanbul’dan sonra Trakya geliyordu. Edirne Valiliği’nden İçişleri Bakanlığı’na gönderilen 14 Aralık 1919 tarihli yazılarda, Yunanlıların Batı Trakya’ya çok sayıda göçmen getirip yerleştirdiği belirtilmektedir. Rumlar, göçmenleri, papaz, öğretmen, ihtiyat zabitleri ile birlikte yerleştirmeye çalışıyorlardı(21).
Harbiye Nezareti tarafından orduya ve ordu tarafından da valiliklere gönderilen bir genelgede, “İstanbul’da toplanan Rum göçmenleri, yerleştirilmek için Trakya’ya gönderilmektedir” denilmektedir(22).
Trakya bölgesindeki Birinci Kolordu’nun Komutanı olan Miralay Cafer Tayyar’ın ve Trakya Paşaeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin, “Heyet-i Temsiliye” ile yaptığı yazışmalarda sık sık Rumların Trakya’ya ekseriyeti sağlamak maksadıyla göçmen getirdikleri ifade edilmektedir(23).
12.10.1919 tarihli “gizli telgraf”ta Cafer Tayyar Bey, Rumların bu konudaki çalışmalarının özellikle Batı Trakya (Gümülcine, Dedeağaç ve Dimetoka) çevresinde yoğunlaştığını ifade etmektedir.
Bundan bir ay kadar sonra Yunanlılar, Trakyalı Rumlardan 2.000 aileyi İskeçe’ye, 3.000 aileyi Gümülcine’ye, 3.000 aileyi Dedeağaç’a, 1.500 aileyi de Sofulu’ya yerleştirmek için hazırlamışlar ve bunlara üç aylık yiyecek ve nüfus başına yüzer Frank vermişlerdir. İkinci ve üçüncü kafile olarak da 20 bin ailenin hazırlandığı belgelerden anlaşılmaktadır(24).
Aynı tarihlerde, Yunanlıların Batı Trakya’daki çalışmalarının yanında Bulgarlar da Doğu Trakya’da bazı Türk köylerine Bulgar göçmen yerleştiriyorlardı.
Yunanlılar sistemli bir şekilde Trakya’yı Rumlaştırmak için çalışıyorlardı. 1919 yılının sonlarına gelindiğinde, özellikle Dedeağaç ve Karaağaç arasında kalan Meriç Nehri’nin sağ yakası Yunan göçmenleriyle dolmuş, bunlara Atina Bankası’nca maddi yardım da sağlanmıştır(25).
Trakya’daki Rum-Yunan göçmenlerin her türlü işlemi, Kordos Komitesi ve Trakya Komitesi ile irtibatlı olarak çalışan Yardım Komitesi tarafından yürütüyordu. Bu komite, yerlerine dönen Doğu ve Batı Trakyalı göçmenlere evlerini tamir etmeleri ve çift hayvanları almaları için uzun vadeli para yardımında bulunuyor, ziraat aletleri veriyordu. Rum köyleri, bu yardımlarla tarlalarını ekebilecek bir duruma gelmişlerdi(26).
Karadeniz bölgesinde ise; Samsun Metropolit vekili Eftimios Zilos’un yönettiği Pontus Cemiyeti ve Kordos Komitesi ile ortaklaşa çalışan bir Rum Göçmenleri Örgütü kurulmuştu(27). Mondros’tan 50 yıl öncesine kadar bu bölgelerdeki Hıristiyan nüfus, Müslüman nüfusun ancak onda biri kadar olmasına rağmen, 1918′lere kadar Samsun’a dışarıdan 30.000 Rum getirilmişti. Böylece, toprağı bulunmayan bu göçmen Rumlarla birlikte, bölgede 180.000 Müslüman’a karşılık 60.000 Hıristiyan olmuştu(28).
İstanbul’da toplanan göçmen Rumların nakledildiği yerlerin başında Trabzon ve Karadeniz bölgesindeki diğer bazı yerleşim birimleri geliyordu. Bölgeye getirilen göçmenler, İstanbul’dan ziyade Batum kanalıyla Rusya’dan geliyorlardı. Osmanlı Hükümeti’nin görevlendirdiği “İlk Tahkik Heyeti”nden Erzurum Mebusu Ziya Bey’in Trabzon’dan 22 Ağustos 1919′da çektiği telgrafta; Rumların, Samsun ve Trabzon’da çeteler kurup, bunları göçmen ismiyle Rusya’dan ve diğer bazı yerlerden getirdikleri Rumlarla takviye ettiklerine dikkat çekilmektedir(29).
Dikkat çeken önemli bir konu da, Rum terör örgütleri üyelerinin “göçmen” adı altında yerleştirilmesidir. Temmuz 1919′da Trabzon’a çoğu silahlı olmak üzere göçmen sıfatıyla 8.000′den fazla Rum gelmiştir(30).
Karadeniz bölgesinde Rum nüfusunu artırmak için yapılan göçleri organize eden şahıslardan birisi de Trabzon Metropoliti idi. Metropolit Hrisantos, başka yerlerdeki Rumların Trabzon’a hicret etmelerini sağlamaya çalışıyordu(31).
Rumların yoğun olarak göç ettirildikleri bölgelerden biri de Batı Anadolu idi. Yunanistan tarafından yapılabilecek bir çıkarma için en uygun bölge olan Batı Anadolu’da Rum-Yunan çoğunluğunu sağlamak maksadıyla Tanzimat’la birlikte başlayan Rumları göç ettirme faaliyeti(32) 1918′lerden sonra iyice hızlanmıştı. Ocak l918′de İzmir’de 2.000 kadar Ayvalıklı Rum göçmen toplanmış(33), Aralık 1918 sonlarında ise, Anadolu’nun iç bölgelerine sevk ve iskan edilen Rum göçmenler İzmir ve çevresine dönmüşlerdi (34).
Birinci Dünya Savası sırasında, devlet tarafından içerilere göç ettirilen 200-300 bin Rum, Mondros Mütarekesi’nden sonra Batı Anadolu’ya dönmek istiyorlardı. Fakat, Yunanistan bununla da yetinmiyor, bölgede çoğunluğu sağlamak için başka çarelere de başvuruyordu. Balkan Savaşları’ndan sonra “mübadele anlaşması” kapsamına girenlerle, askerlikten kaçan Rumlarla birlikte Yunanistan ve Ege adalarından pek çok Rum, kendilerine arazi ve çiftlik verileceği vaadi ile Batı Anadolu’ya göçmeye başladı.
Yunanlılar, yerli Rumlardan oluşturdukları çetelerle Türkler üzerinde büyük bir yıldırma faaliyetine girişerek, onların göç etmelerine sebep olmuşlar, boşalan yerlere de Rum göçmenlerini yerleştirmişlerdi.
15 Mayıs 1919′dan sonra gerçekleşen Yunan işgali sırasında 150.000 civarında Türk, kendi topraklarını terk etmek zorunda kalmıştı. Aydın Göçmen Müdürlüğü’nün raporlarına göre; yerlerinden edilen Türkler çok büyük sıkıntıya düşmüşlerdi(35):
“Aydın Vilayeti Vekaleti’nden 20 Ocak 1920 tarihinde gönderilen bir belgeden öğrendiğimiz üzere, bu tarihlerde Yunanistan’dan ‘avdet ettirilen’ Rumların sayısı 25.000 civarında idi. Ayrıca, Bursa, Ankara, Konya, hatta Gelibolu, İzmit gibi yerlerden metropolitler vasıtasıyla Rum gençleri İzmir’e getiriliyordu(36).”
İzmir ve civarındaki kazalara yerleştirilen bu göçmenler yerli Rumlarla fikir ve işbirliği yaparak askeri teşkilat kurmak için çalışıyorlardı(37).
İzmir ve çevresindeki Rumlaştırma faaliyetlerini belirleyen Osmanlı Hükümeti, Adalar ve Yunanistan’dan yapılan Rum göçlerini engellemek amacıyla buralardaki Rum’ların seyahatlerini sınırlandırma kararı almıştır. 28.2.1919′da Dışişleri Bakanlığı’na gönderilen bir belgede, “Adalar Rum halkının seyahatlerinin sınırlandırılması hakkındaki kumandanlığın isteği duruma pek uygun bir önlem olarak değerlendirilmiştir…” denilmektedir(38).
Harbiye Nezareti’nin 12 Mayıs 1919 I., II., XIV., XV., XVII. Kolordulara ve IX. Ordu Müfettişliği’ne bildirdiği bir emirden, uygun görülen bu uygulamanın genişletildiği anlaşılmaktadır:
“Yunanistan ve Bulgaristan halkından geçici bir müddet için, ikamet suretiyle dahi olsa, bir Osmanlı vilayetine bir ay içinde 50 kişiden fazla seyyah kabul olunmayacak ve gelenlerin mevkii ve halleri şüpheli görülürse bu seyahat büsbütün yasaklanacak ve bu gibi şahıslar memleket dışına çıkarılacaklardı(39).”
Hükümetin bu konuda aldığı önlemlerin pek başarılı olmadığı, özellikle adalardan yapılan göçlerin önlenemediği anlaşılmaktadır. “Dahiliye Nazırı Vekili Namına Müsteşar Keşfi” imzasıyla “Harbiye Nezareti”ne gönderilen bir belgede, “Vaktiyle Midilli’ye hicret etmiş olan Rumların hafiyen veya alenen avdetlerinin men’i mümkün olmamakta…” denilerek, hükümetin kararına rağmen Midilli’den halk getirerek karaya çıkaran kayıkçıların yakalanması ve gelenlerin geri gönderilmeleri için yeteri kadar kuvvet bulunmadığı olmadığı ifade edilmektedir(40).
Bahriye Nezareti’nin 26 Mayıs 1919 tarihli yazısında, Çanakkale kıyılarının koruma araçlarından yoksun bulunması dolayısıyla, Limni ve Bozcaada’ya gitmiş bulunan Rumlardan nüfus çoğunluğunu sağlamak amacıyla gelmelerinin önlenemeyeceği belirtilmiştir(41).
Bütün bunlar göstermektedir ki, Rum göçmenleri sorununu iyice anlamadan, Kordos Komitesi ve bağlı kuruluşları doğru değerlendirmek mümkün değildir.
DİPNOTLAR
1) 26 Ekim 1919 tarihli Dahiliye Nezareti Emniyet Genel Müdürlüğü’nün bir raporunda bu konu çok açık olarak ortaya çıkmaktadır: “… Makedonya’da islamların mülklerinde iskan etmiş Rumlar’la umumi harp dolayısıyla Osmanlı ordusunda askerlik görevini yapmamak için kaçmış Rumların İzmir ve işgal tarafında iskan ettirilmesi düşünülmüş ve bu cihetin incelenmesi ve sağlanması hususunda özel emir alan İzmir Yunan Valisi İstiryadis, İzmir şehrinde ve on bağlı yerlerde Müslümanların sayısının tesbit edilmesi ve çoğunluğun Rumlarca sağlanması için ne kadar Rum ve Yunanlının iskanı lazım geldiğini incelemek ve tayin ettirmek üzere İzmir, Kuşadası, Çeşme ve Manisa metropolitleri de dahil olduğu halde on iki kişilik bir komisyon kurdurmuş ve komisyon meseleyi genişliğine ve derinliğine inceleyip tahkik ederek çoğunluğun Rumlar’da kalması için kaç bin Rum’un nakli gerektiğini de hesap ve ilave ederek raporunu valiye takdim etmiştir. Vali İstiryadis adı geçen raporu düşüncesini de katıp bu sözlü olarak Atina Hükümeti’ne gerekli izahat ve bilgileri vermek üzere Çeşme metropoliti ile Çeşme Rum göçmenleri delegesi Pandazidi’yi Atina’ya göndermiştir…” M. Sertoğlu, “Anadolumuz Hakkında Yayınlıların Düşünce ve Emelleri”, BTTD, s. 19 (NİSAN 1969), s. 19.
2) M. Sertoğlu, a.g.m., s. 15.
3) Âti, 27 Ocak 1919, s. 2.
4) Pontus Meselesi, s. 43.
5) Âti, 26 Ocak 1919, s. 3.
6) Âti, 4 Ocak 1919, s. .
7) Âti, 12 Ocak 1919, s. 2.
Âti, 3 Şubat 1919, s. 3.
9) Âti, 13 Ocak 1919, s. 2.
10) Tansel I., s. 93.
11) Âti, 25 Aralık 1918.
12) İngiliz Belgeleri, s. 47-48. “Buna mukabil aynı miktarda Türk yerlerinden uzaklaştırıldığından (…) Vali İzzet, evsiz barksız kalmış olan Türk mültecilerin büyük bir sefalete düşmüş olmalarından dolayı bu durumu protesto etmiş bulunuyordu.” a.g.e., aynı yerler.
13) Âti, 22 Aralık 1918.
14) Âti, 2 Ocak 1919.
15) Âti, 13 Ocak 1919.
16) Şahin, s. 177.
17) M. Sertoğlu, “Anadolumuz Hakkında Yunanlılar’ın Düşünce ve Emelleri”, s. 18.
18) Pontus Meselesi, s. 43.
19) Şahin, s. 173.
20) Âti, 17 Ocak 1919, s. 2.
21) C. Orhonlu, “Yunan İşgalinin Meydana Getirdiği Göç ve Yunanlıların Yaptıkları “Tehçir”in Sonuçları Hakkında Bazı Düşünceler”, Belleten, C: XXXVII, S. 148 (Ekim 1973), s. 487.
22) Bayar, s. 1455, not: 1
23) M. Kemal Atatürk, Nutuk C: III, s. 1260, Belge: 278.
24) M. Kemal Atatürk, a.g.e., C: III, s. 1277, Belge: 295.
25) M. Kemal Atatürk, a.g.e., C: II, s. 1218, Belge: 246. Ayrıca, “Trakya Paşaeli Müdafaa-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti Adına Şevket” imzasıyla M. Kemal Paşa’ya gönderilen bir belgede aynen şu satırlar vardır: “… ve esasen nefs-i Gümülcine’de ekseriyet-i müslime mevcut olup, Dedeağaç, Sofulu, Dimetoka, Ortaköy, Seymenli kazalarında bugün tek bir Müslüman bırakılmamıştır…” (M. Kemal Atatürk, a.g.e., C: III, s. 1263, Belge: 281).
26) T. Bıyıklıoğlu, Trakya’da Milli Mücadele Başlarken, C: 1, Ank., 1955, s. 201.
27) Ş.S. Aydemir, Tek Adam Mustafa Kemal, C: 1, 1881-1919, 8. bsk., İst., 1981, s. 398 not: 1. Sonradan, Fransız, İngiliz ve İtalyanların (22.9.1921 tarihli) protestolarına 15.10.1921 tarihinde verdiği cevabi notada, zamanın Dışişleri Bakanı Yusuf Kemal Bey, bu teşkilattan bahsetmiştir (Bkz: Şahin, s. 184).
28) TİHT. C: VI., s. 283.
29) T. Duran, a.g.m., BTTD, S 57 (Haziran 1972), s. 10.
30) HTVD, s. 11, (Mart 1955), Belge: 277.
31) HTVD, s. (Mart 1995), Belge: 227.
32) N: Taçalan, Ege’de Kurtuluş Savaşı Başlarken, İst., 1981, s. 42.
33) TİHT, C: 1, s. 131.
34) Âti, 30 Aralık 1918 “Avdet Eden Muhacirler” başlıklı haber.
35)C. Orhonlu, a.g.m., s. 488 vd.
36) HTVD, S. 21, (Eylül 1957), Belge: 540.
37) HTVD, S. 21 (Eylül 1957), Belge: 545.
38) Genelkurmay ATESE Arşivi, Dolap: 49, Göz: 6, Dosya: 48, Belge: 933.
39) TİHT., C: 1, s. 140-141. Ayrıca bkz. T. Gökbilgin, Milli Mücadelede Başlarken, C: 1., s. 61-62.
40) HTVD, s. 42. (Aralık 1962), Belge: 995.
41) T. Gökbilgi, “Meclis-i Vükela Mazbatalarına Göre 1919 Senesi’nde Ecnebi İşgalleri ve Talepleri Karşısında İstanbul Hükümeti”, s. 714.