Birinci Dünya Savaşı
Osmanlı Devleti Almanya’nın müttefiki olarak Birinci Dünya Savaşı’na girince, Yunanistan Başbakanı Venizelos, Megali İdea rüyasının gerçeğe dönüştürülmesi için önemli bir fırsat yakaladığını sanarak Kral I. Konstantin’i savaşa girmeye ikna etmeye çalıştı ise de Kral bu riski göze almak istemedi. Oysa Yunan Başbakanı, başta Lloyd George olmak üzere İngiliz yetkililerle savaş ertesinde parçalanacak olan Osmanlı Devleti’nden pay kapmanın pazarlığını başlatmıştı. Ancak Prusya Askeri Akademisini bitiren Kral, Alman Kayzeri II. Wilhelm’in kızıyla evliydi ve Almanya’ya karşı savaşmak istemiyordu. Genelkurmay Başkanı Albay Metaksas da kralı destekliyordu. İkinci Balkan Savaşı’nda Yunanistan ile Makedonya meselesi yüzünden savaşan Bulgaristan’ın belirsiz durumu da Venizelos’u rahatsız ediyordu(1).
İngiltere ve Fransa, 1915 yılı başından itibaren Yunanistan’ı kendi yanlarında savaşa sokmak için girişimlerde bulundular. Yunanistan’ın savaşa girmesinin ödülü ise Batı Anadolu’nun kendisine bırakılması olacaktı. Venizelos bu durumdan yararlanarak savaşa girmek istemiş, fakat kral ile Yunan genelkurmayı buna karşı çıkmışlardı(2).
Çanakkale savaşı başlarken kralı bir kez daha zorlayan ve Çanakkale’ye Yunanistan’ın da asker göndermesini isteyen Venizelos, kralla açık bir anlaşmazlığa düşünce 1915 Martı’nda istifa etmek zorunda kaldı(3). Bulgaristan’ın 1915 yılı Ekim ayında savaşa katılması, aynı yılın Ağustos ayında yeniden başbakanlığa gelen Venizelos’un harekete geçmesine ve Yunanistan’ı İtilaf Devletlerinin yanında savaşa sokmak, Sırbistan’a yardım etmek için, çalışmasını hızlandırmasına yol açtı. Fakat kral buna yine karşı çıktı.
Ancak Venizelos, bu arada İngiltere ve Fransa’dan gizlice birliklerini Selanik’e çıkarmalarını istedi. Bunun üzerine bu iki devletin Çanakkale’deki askerlerinden bir kısmı 29 Eylül 1915′den itibaren Selanik’e çıkmaya başladı. Bu hareketin amacı, Çanakkale üzerinden gerçekleştirilemeyen, Rusya’ya yardım gönderme ve birleşme girişiminin, Balkanlardan bir yol açılarak gerçekleştirilmek istenmesi ile, Yunanistan’ı müttefiklerin yanında savaşa sokmaktı. Bu kez de kral, Venizelos’u 5 Ekim 1915′de yeniden başbakanlıktan uzaklaştırdı(4).
İtilaf kuvvetleri, 1916 Ocağında Korfu’yu işgal ettiler. Venizelosçu subaylar itilaf kuvvetlerinin egemen olduğu Selanik’te Ağustos ayında bir ayaklanma başlattılar. 1916 Ekiminde Selanik’e çıkan Venizelos, buradaki ayaklanma hareketinin başına geçti. İtilaf kuvvetleri (İngiliz ve Fransızlar) Aralık ayında Atina üzerine harekete geçtiler, İngiliz ve Fransız hükûmetleri Selanik’teki Venizelos yönetimini tanıdıklarını açıkladılar. Kral Konstantin 1917 Haziranında Atina Hükûmeti’ne yapılan baskılar ve uygulanan abluka sonunda tahttan çekildi. İkinci oğlu Aleksandr tahta geçer geçmez Venizelos, yeniden başbakan oldu. Yunanistan artık savaştaydı ve yenilecek olan Osmanlı Devleti’nin savaş sonrası paylaşımına katılabilirdi(5).
Osmanlı Devleti’nin 30 Ekim 1918 tarihinde imzalamak zorunda kaldığı Mondros Mütarekesi’ni takip eden günlerde Rumlar, başta İstanbul olmak üzere Ege, Rumeli ve Doğu Karadeniz’deki yerleşim bölgelerinde taşkınlıklar yaparak Türkleri taciz etmekteydiler. Bu hareketler de doğrudan doğruya Venizelos’dan talimat alan “Mavri Mira” (Kara Baht) adındaki Anadolu Rumlarının kurduğu bir cemiyet tarafından yönetiliyordu. Anadolu’nun Yunan kuvvetlerince işgal edileceğine dâir söylentilerin yayılması da bu tecavüz ve aşırılıkların yoğunlaşmasına, Türk halkının giderek daha fazla ezilmesine sebep oluyordu.
Bu arada, Fener Patrikhânesi’nin güttüğü Megali İdeacı politika İstanbul Rumları tarafından büyük destek görmekteydi. 13 Kasım 1918′de aralarında Yunanlıların ünlü zırhlısı Averoff’un da bulunduğu bir İtilâf devletleri filosunun İstanbul’a gelmesi Rumları çılgına çevirmiş, İstanbullu Ermenilerin de katıldıkları büyük taşkınlıklar bütün şehirde ve adalarda sabahlara kadar sürmüştü.
Bütün bu olayların devam ettiği sırada Barış Konferansı, hazırlanacak barış şartlarını görüşmek ve tespit etmek üzere 12 Ocak 1919′da Paris’de çalışmalarına başladı. Birinci Dünya Savaşı’nın galiplerince başlatılan ve 1919 ile 1920 yıllarını da içine alarak Londra ve San Remo’da sürdürülüp Sevr’de noktalanacak olan barış görüşmelerinde, özellikle Osmanlı Devleti’nin geleceği, daha doğrusu, nasıl paylaşılacağı konusu ağırlık noktasını oluşturmuştur. Nitekim 14 Mayıs 1919 günü yapılan görüşmelerde Anadolu’nun İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunan devletlerince ne şekilde bölüneceğine dâir plan son şeklini almıştı.
Elefterios Venizelos’un devamlı gayretleri ve diğer büyük devletlerin desteklemesi sonucunda İzmir’e Yunan askeri çıkarılması 15 Mayıs 1919 tarihinde uygulamaya konuldu(6). Yunan istilâ gücü, Amerikan, İngiliz, Fransız ve Yunan savaş gemilerinin koruyuculuğunda İzmir’e çıktı. Venizelos’un deyişiyle bu harekât, Yunan ordusuna tarihi boyunca ilk kez emanet edilmiş “şerefli bir görev”di. Yunan askerleri, Türk halkına karşı birçok taşkın davranışlarda bulundular ve İtilaf Yüksek Konseyi’nin yönergelerine aykırı olarak, tüm Aydın ilini istilaya başladılar. Bu istila, Osmanlı Devleti için çok ağır şartlar ihtivâ eden Mondros Mütarekesi’ne bile aykırıydı; çünkü istiladan önce İzmir bölgesinde bu harekete bahane edilebilecek hiçbir kargaşalık çıkmamıştı(7).
Yunanlıların İzmir’de giriştiği kırım harekâtı tüyler ürperticiydi. İşgalin ilk 48 saatinde İzmir ve banliyölerinde 2.000′den fazla Türk katledilmiştir. Vahşice işlenen tüm bu cinayetler, İzmir rıhtımında demirleyen yabancı devletler savaş gemilerinin subay ve erlerinin gözü önünde meydana gelmiştir(8).
Yunanlıların zulüm ve baskılarından dolayı yerlerini terk etmiş olan Türkler geriye dönmek imkânından mahrum bırakılmışlardı. Buna ilave olarak Aydın vilayetindeki Rum unsurunu çoğaltmak maksadıyla buraya çok miktarda Rum göç ettirilmişti.(9)
Yunan istilasına karşı gösterilen tepki çok büyük olmuş Türk milleti bu olaydan duyduğu rahatsızlığı uzak köylerde yapılan küçük toplantılardan, İstanbul’da 23 Mayıs 1919′daki 200.000′den fazla kişinin katıldığı büyük Sultanahmet mitingine kadar çeşitli biçimlerde açığa vurmuştu(10). İzmir’in İtilaf Devletleri tarafından Yunanlılara işgal ettirilmesi Türk milletinin yüreğinde çok derin yara açmış, fakat o nispetle de mücadele azmini kamçılamıştır. Bundan sonra gelişecek olaylarda görülen hırs ve azim, özellikle Yunan unsuruna karşı oluşan tepkinin tabiî bir sonucu olmuştur. Paris’teki Barış Konferansı’nın öngördüğü bu işgal, yeni savaş tohumlarının da ekilip filizlenmesine yol açmıştır.
KAYNAK
Arşiv Belgelerine göre Balkanlarda ve Anodulu’da Yunan Mezalimi, Başbakanlık Devlet Arşivleri Yayını, Ankara 1995.
DİPNOTLAR
1) Gürel, a.g.e., s.33.
2) Uçarol, a.g.e., s.403.
3) Gürel, a.g.e., s.33.
4) Uçarol, a.g.e., s.404.
5) Gürel, a.g.e., s.34.
6) Hatipoğlu, a.g.e., s.75-79, 87.
7) Salahi R. Sonyel, Türk Kurtuluş Savaşı ve Dış Politika I, Ankara 1987, s.52-53.
Hüseyin Işık, “Anadolu’da Yunan Mezalimi”, Tarih Boyunca Türk-Yunan İlişkileri (20 Temmuz 1974′de kadar), Üçüncü Askeri Tarih Semineri-Bildiriler, Ankara 1986, s.381.
9) Cengiz Orhonlu, “Yunan İşgalinin Meydana Getirdiği Göç ve Yunanlıların Yaptıkları “Tehcir”in Sonuçları Hakkında Bazı Düşünceler”, Belleten, XXXVII/148 (Ekim 1973), s. 488
10) Sonyel, a.g.e., s.60.