Modern Megalo İdea
Yunanistan’ın Türkiye’ye yönelik politikalarını sadece Türkiye’nin artan önemine karşı alınan bir çeşit önlem olarak görmek ve açıklamak yetersizdir. Politikaların temel nedenlerinden biri bu olmakla beraber, belki daha da önemlisi Yunanistan’ın 19. yüzyıldan beri takip ettiği yayılmacı emperyalist politikalardır. Adına ister “Pan Helenizm” ister “Megalo İdea(büyük ideal, büyük düşünce)” densin, 1821′den başlayarak Yunanistan şu veya bu şekilde bu düşünceyi gerçekleştirmeye çalışmıştır. Bu gün de bundan vazgeçmiş değildir.
Genel olarak ifade edilecek olursa; Megalo İdea, İstanbul başkent olmak üzere, Girit, Teselya, Epir, Makedonya, Trakya, Ege Adaları, Batı Anadolu, Marmara civarı, Kıbrıs, Trabzon ve civarına sahip büyük bir Yunanistan’ı kurma hülyasıdır. Burada dikkat çeken konu bu isteklerin tamamına yakın bölümünün Türk toprakları üzerinde yoğunlaşmasıdır(1).
Yunanistan devlet adamları ve Yunan-Rum basını, son yıllarda Megalo İdea’ya yeni bir yorum getirmişlerdir. Bu yorumun içerisinde; başta Güney Kıbrıs Rum kesimi olmak üzere, Türkiye’yi çevreleyen üçüncü ülkelerle yapılan “savunma ve askeri işbirliği” anlaşmaları, Balkanlar’da Sırplar ve Rusya ile oluşturulan “Ortodoks İttifakı” Pontus meselesini canlı tutma gayretleri ve bölücü terör örgütü PKK’ya verilen destek konuları girmektedir.
1990′dan sonra Yunan devlet adamları Megalo İdea’yı üç ana ayak üzerine oturtmuşlardır. Zamanın Başbakanı Mitçotakis 1991 Noel mesajında, Kıbrıs sorununu birinci ulusal dava olarak nitelemiş; ikinci ulusal davayı ise Ege sorunu olarak ifade etmiştir. Kuzey Epir sorunu (Güney Arnavutluk) da üçüncü ulusal dava olarak Yunan Başbakanınca ortaya konmuştur(2).
Dönemin anamuhalefet Partisi Başkanı Andreas Papandreau, 1993 yılında bu üç “ulusal dava”ya bir de “Makedonya”yı eklemiştir(3).
17 Kasım 1993 günü Başbakan Papandreau ile görüşen Rum yönetimi lideri Klerides, “Trakya’dan Kıbrıs’a kadar savunma planlaması(4)”ndan söz etmiş; Yunanistan Ana Muhalefet Partisi lideri Miltiades Evert ise 1994′ün başında ulusal davalarını “Kıbrıs, Kuzey Epir ve Üsküp Sorunları” olarak değerlendirmiştir(5).
Yunan emperyalizmini veya modern Megalo İdea’yı anlamak bakımından ortaya koymasının gereken bir başka konu da; Andreas Papandreau’nun partisi PASOK’un seçimlerde kullandığı şu slogandır:
“Ege Savaşı Kürdistan dağlarından başlar(6)…”
Bu sloganla ifade edilen yeni strateji Papandreu’nun tekrar işbaşına gelmesiyle canlanmış ve Yunan devlet politikası olarak uygulamaya konulmuştur.
Öte yandan, Türkiye etrafındaki üçüncü ülkelerle askeri ve ekonomik işbirliği 1990′dan itibaren hem Yunanistan, hem de Rum yönetiminin öncelikli olarak ele aldığı bir konu olmuştur. 30 Haziran 1990′da işbirliği protokolü imzalamak için Suriye’ye giden Rum Yönetimi Lideri Vasiliu’nun görevini değerlendiren Simerini Gazetesi, “Türk yayılmacılığının direkt tehdidi karşısında bulunan ve Türkiye tarafından ezilen halklar(?) arasında, ortak bir cephe kurulması gereğinden” söz etmiş ve “Kıbrıs, Yunanistan, Bulgaristan, Suriye ile Ermeniler ve Kürtlerin Turancılığa karşı birleşmeleri zamanının geldiğini” öne sürmüştür(7).
1995 yılında bu hedefe ulaşılmış, Yunanistan önce Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile ve ardından da sırasıyla Bulgaristan, Suriye, Arnavutluk nihayet Ermenistan ile savunma ve askeri işbirliği anlaşmaları yapmıştır.
Yunanistan ve Rum Kesimi 1990 yılından başlayarak bu sonucun alt yapısını adım adım oluşturmuştur. Öncelikle “Pan-Etnik Bir Birlik” veya “Pan-Etnik Bir Konferans” adı ile çalışmalara başlanmış, ardından “Benzer Kültürlere Sahip Halklar Konferansı” ile faaliyet yürütülmüştür.
Zamanın Rum Yönetimi lideri Klerides 1990 yılında, “Biz hem siyasi, hem de askeri liderin katılacağı Pan-Etnik bir konferans istiyoruz… Yunanistan’da veya Kıbrıs’ta, zaman zaman iktidara gelenlerin değiştiremeyecekleri kesin ve önemli kararlar alınmalıdır. Pan-Etnik Konferans konusunda üç parti yani DİSİ, DİKO ve EDEK görüş birliği içindedir(8)…” diyerek böyle bir işbirliğinin önemini vurgulamıştır.
Klerides’in “kısa, orta ve uzun vadeli bir Kıbrıs Politikasının ancak böyle bir Pan-Etnik Koferansta çizilebileceği” görüşüne rağmen; hem Yunan Başbakanı Mitsotakis, hem de Yunan Cumhurbaşkanı Karamanlis çeşitli sebeplerle bu konuya sıcak bakmamışlar, bunun yerine Rum siyasi partileri ile Yunan Hükümeti’nin bir toplantı yapmalarını istemişlerdir(9).
Yunanistan’ın Kıbrıs sorunu üzerinde Atina’da Pan-Etnik bir konferans düzenlenmesine karşı çıkmasının temel sebebinin iç siyasi (hem Yunanistan, hem de Kıbrıs Rum Yönetiminde) gelişmelerle ilgili olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim, Yunan Hükümet Sözcüsü Vasilis Manginas, “Pan-Etnik Konferans düzenlenebilmesi için bütün Yunan ve Kıbrıs partilerinin onayı gerekir. Böyle bir onay ise yoktur(10)” şeklinde bir açıklama yapmıştır.
Yunanistan’ın Türkiye’yi çevrelemek amacıyla üçüncü ülkelerle yaptığı savunma ve askeri işbirliği anlaşmalarından önce bu çerçevede gerçekleşen önemli bir organizasyon da, Eylül 1993′te Belgrad’ta toplanan “Benzer Kültürlere Sahip Halklar Konferansı”dır. Haravgi Gazetesi’ne göre Belgrad’ta yapılan konferansa; Rus, Yunan, Romanya, Bulgaristan, Ermenistan, Yugoslavya ve diğer 7 ülkeden temsilciler katılmıştır.”
Gazeteye göre “Rum Yönetiminin Araştırmalar Merkezi (KIKEM) yetkilileri Tonis Tunarisve Stelyo Drunyatis tarafından temsil edildiği toplantıya eski hükümet başkanları, milletvekilleri, akademisyenler, üst düzey din adamları, siyasi ve diğer şahsiyetler katıldı. KIKEM tarafından yapılan açıklamaya göre, Rum heyeti büyük heyecanla kabul edilmiş ve bütün delegeleri Rumların mücadelesine dayanışma beyan ederek “Türk işgali” aleyhine tutum takınarak “işgal ordusu ve sömürgecilerin adadan ayrılmasını” istemişlerdir. Rum heyeti Belgrad’ta bulunduğu sırada, Sırbistan Patriği, Yugoslav Federasyon Hükümeti Başkan Yardımcısı ve Sırbistan Meclis Başkanı tarafından kabul edilmiştir(11).
1993′de iktidara geldikten sonra Türkiye’ye karşı gerginlik politikası izlemeye başlayan ve “Tek Elen Savunma Sahası” adı altında bir askeri doktrin ilan eden Papandreau, Makedonya, Kuzey Epir (Arnavutluk), Trakya, Ege ve Kıbrıs’ı kapsayan bu doktrin, diğer egemen ülkelerin toprakları ve Ege Denizindeki uluslar arası deniz ve hava sahaları üzerinde hak iddia etmiştir(12).
Yunanistan savunma ve askeri işbirliği anlaşmaları yapmakla Türkiye’yi “kuşatma” yolunda önemli adımlar atmaya başlamıştır.
1993′ten sonra gündeme getirdiği yeni askeri doktrin gereği Papandreu, önce Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile bir savunma ve askeri işbirliği anlaşması yapmıştır. Kıbrıs’ın güneyinin silah deposuna çevrilmesinde büyük rol oynayan Yunanistan, Rum Mili Muhafız Ordusu’nun yönetiminde Yunan subayları görevlendirmiştir(13). Güney Kıbrıs’ta hava ve deniz üsleri kurma hazırlığına başlayan Yunanistan(14), Rum yönetimi ile ortak askeri tatbikatlar yapmıştır.
Güney Kıbrıs yönetimi ile Yunanistan arasında 1993′ten başlayarak uygulamaya konan ortak savunma ve askeri işbirliği çalışmaları 1990 yılında alt yapısı oluşturulan bir başka çalışmanın ürünü olarak görülmektedir. Zamanın Rum Savunma Bakanı Aloneftis, askeri konularda uzman sayılan Aristos Aristotelus’un yazdığı “Korku Dergisi” adlı kitabın tanıtılması için 29 Mayıs 1990′da düzenlenen basın toplantısında gazetecilerin çeşitli sorunlarını cevaplarken “Attila’nın (Türk Ordusunu kastediyor) artık Kıbrıs’ı 48 saat içinde zaptedemeyeceğini” iddia ederek şu kullanmıştır:
“Çünkü artık koşullar değişmiş bulunuyor. Şimdiki kuvvet dengesi birkaç yıl önceki gibi değildir.”
Rum savunmasını güçlendirmek için sürdürülen çabalara değinen Aloneftis, konuşmasına şöyle devam etmiştir:
“Çünkü Yunanistan Ulusal Savunma Bakanlığı ile sıkı bir işbirliği içindeyiz. Mevcut koşullar içinde ortak bir savunma planlaması için çaba harcamaktayız(15)…”
1990 yılı Ekim ayında yapılacak olan yıllık Nikiforos Tatbikatına Yunan savaş uçakları ve gemilerinin de katılıp katılmayacağı sorusuna verdiği cevapta ise Aloneftis, “bunun için bir senaryo bulunduğunu ve görüşülmekte, incelenmekte olduğunu” söylemiştir(16).
Rum Savunma Bakanı Aloneftis, tatbikatın ortak yapılması konusundaki çalışmalarına devam etmiş, Ekim ayının başında (3 Ekim 1990) Atina’ya giderek bu konuyu Yunan hükümeti ile görüşmüştür. Simerini Gazetesi’nin haberine göre, aynı görüşmelerde savunma alanında daha sıkı işbirliği yapılması ve Yunan subayların Rum Milli Muhafız Ordusu’nda görevlendirilmesi, Rum tatbikatına Yunan uçaklarının da katılması konularını gündeme getiren Aloneftis bu defa işbirliğinden umutlu olduğu ve bu konuda bir karar verilmesinin beklendiğini ifade etmiştir(17).
Rum tarafının bütün bu girişimlerine karşılık beş gün süren ve 19 Ekim 1990 günü Larnaka’da Rum Yönetimi Başkanı Vasiliu tarafından kabul edilen bir geçit töreni ile sona eren Nikiforos Tabikatı’na Yunan uçaklarını katılmadığı görülmektedir(18). Bunda dönemin siyasi ve askeri ortamının etkili olduğu söylenebilir.
Bu gelişme, Yunanistan ve Güney Kıbrıs arasındaki “ortak savunma” anlayışını ortadan kaldırmamış ve Rum Mili Muhafız Ordusu’ndaki Yunanistan yardım ve katkıları, Yunanlı subayların varlığı devam etmiştir.
DİSİ Larnaka Gençlik Kolları tarafından Kiracı Köyü’nde düzenlenen savunma konularının tartışıldığı bir toplantıya katılan Rum Temsilciler Meclisi Savunma Komitesi Üyesi DİSİ Milletvekili Andreas Georgiyev, “Kıbrıs’ın Yunanistan’ın Savunma sahasında olduğunu” vurgulamıştır(19).
Rum Savunma Bakanı Aloneftis, 11 Ekim 1990′da düzenlediği basın toplantısına sorulan bir soruya verdiği cevapta “Bu gün Milli Muhafız Ordusu subaylarının %25′inin Yunanlı olduğunu” açıklamış; Ayrıca 1990 yılı içinde Yunanistan tarafından MMO’na yapılan yardımların 250.000 lirayı (Kıbrıs Lirası) bulduğunu belirterek, “askeri refah fonuna yapılan katkıların ise 90.000 lire olduğunu” söylemiştir(20).
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile Yunanistan arasındaki bu işbirliği faaliyetleri sonraki yıllarda da devam ettirilmektedir.
Yunanistan’ın Türkiye’ye yönelik politika ve stratejileri, çok yönlü olarak oluşturulmaktadır. Yunanistan, özellikle Türkiye’yi zayıflatmayı ve Türkiye’nin etrafındaki ülkelerle iyi ilişkiler geliştirerek, Türkiye’yi adeta “kuşatmayı” hedeflemektir.
KAYNAK:
Güler, Yard. Doç. Dr. Ali-; Dünden Bugüne Yunan-Rum Terörü, Ocak Yayınları, Ankara 1999.
DİPNOTLAR
1) Megali İdea ile ilgili yukarıda geniş bilgi verilmiştir.
2) TAK., 24 Aralık 1990.
3) TAK., 6 Ekim 1993. “Yunan ulusunun yeni savunma hattı Epir, Makedonya, Ege ve Kıbrıs’ı da içerecek şekilde değiştirilecektir…”
4) TAK., 17 Kasım 1993.
5) TAK., 24 Ocak 1994.
6) Yunanistan’ın önde gelen bilim adamlarından Pantean Üniversitesi Öğretim Üyelerinden Prof. Dr. Megalommatis’in demeci: Sabah/18 Mart 1995.
7) Simerini/TAK., 8 Temmuz 1990.
Alithia/TAK., 4 Haziran 1990.
9) Bununla ilgili çeşitli tartışmalar ve gelişmeler için bkz: TAK., 9 Eylül 1992, 13 Ekim 1992.
10) Atina Haber Ajansı/TAK., 16 Ekim 1992. Mesela Güney Kıbrıs AKEL ve Yunanistan Komünist Partisi, “Pan-Etnik Konferansın Kıbrıs’ın bağımsız bir devlet olarak itibarını zedeleyeceği iddiasını” ileri sürüyorlardı. Bkz: Alithia/TAK., 4 Haziran 1990.
11) TAK., 29 Eylül 1993.
12) Ş. Elekdağ, “Kardak Krizi’nin Sorumluları”, Milliyet (14 Şubat 1996).
13) Akşam, 25 Temmuz 1995.
14) Ş. Elekdağ, a.g.m.
15) TAK., 30 Mayıs 1990.
16) TAK., 30 Mayıs 1990.
17) Simerini/TAK., 4 Ekim 1990.
18) TAK., 18 Ekim 1990.
19) Simerini/TAK., 31 Ekim 1990.
20) TAK., 12 Ekim 1990.