Yunan İşgalleri (1919)

Yunanistan, 1829 yılında Osmanlı İmparatorluğu’ndan ayrılarak bağımsızlığını kazandı. Sürekli olarak sınırlarını, Türklerden toprak alarak genişletmiş ve 1913 İkinci Balkan savaşı sonunda, Batı Trakya dışında bugünkü sınırlarına erişmişti. Ege’de de 12 Ada dışında tüm adaları elde etmişti. Yalnız İmroz ve Bozcaada Osmanlılara bırakılmıştı.

Osmanlı Devleti’nin 30 Ekim 1918 tarihinde imzalamak zorunda kaldığı Mondros Mütarekesi’ni takip eden günlerde Rumlar, başta İstanbul olmak üzere Ege, Rumeli ve Doğu Karadeniz’deki yerleşim bölgelerinde taşkınlıklar yaparak Türkleri taciz etmekteydiler. Bu hareketler de doğrudan doğruya Venizelos’dan talimat alan “Mavri Mira” (Kara Baht) adındaki Anadolu Rumlarının kurduğu bir cemiyet tarafından yönetiliyordu. Anadolu’nun Yunan kuvvetlerince işgal edileceğine dâir söylentilerin yayılması da bu tecavüz ve aşırılıkların yoğunlaşmasına, Türk halkının giderek daha fazla ezilmesine sebep oluyordu.


Bu arada, Fener Patrikhânesi’nin güttüğü Megali İdeacı politika İstanbul Rumları tarafından büyük destek görmekteydi. 13 Kasım 1918′de aralarında Yunanlıların ünlü zırhlısı Averoff’un da bulunduğu bir İtilâf devletleri filosunun İstanbul’a gelmesi Rumları çılgına çevirmiş, İstanbullu Ermenilerin de katıldıkları büyük taşkınlıklar bütün şehirde ve adalarda sabahlara kadar sürmüştü.

Bütün bu olayların devam ettiği sırada Barış Konferansı, hazırlanacak barış şartlarını görüşmek ve tespit etmek üzere 12 Ocak 1919′da Paris’te çalış­malarına başladı. Birinci Dünya Savaşı’nın galiplerince başlatılan ve 1919 ile 1920 yıllarını da içine alarak Londra ve San Remo’da sürdürülüp Sevr’de noktalanacak olan barış görüşmelerinde, özellikle Osmanlı Devleti’nin geleceği, daha doğrusu, nasıl paylaşılacağı konusu ağırlık noktasını oluşturmuştur. Nitekim 14 Mayıs 1919 günü yapılan görüşmelerde Anadolu’nun İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunan devletlerince ne şekilde bölüneceğine dâir plan son şeklini almıştı.

Elefterios Venizelos’un devamlı gayretleri ve diğer büyük devletlerin desteklemesi sonucunda İzmir’e Yunan askeri çıkarılması 15 Mayıs 1919 tarihinde uygulamaya konuldu(1). Yunan istilâ gücü, Amerikan, İngiliz, Fransız ve Yunan savaş gemilerinin koruyuculuğunda İzmir’e çıktı. Venizelos’un deyişiyle bu harekât, Yunan ordusuna tarihi boyunca ilk kez emanet edilmiş “şerefli bir görev”di. Yunan askerleri, Türk halkına karşı birçok taşkın davranışlarda bulundular ve İtilaf Yüksek Konseyi’nin yönergelerine aykırı olarak, tüm Aydın ilini istilaya başladılar. Bu istila, Osmanlı Devleti için çok ağır şartlar ihtivâ eden Mondros Mütarekesi’ne bile aykırıydı; çünkü istiladan önce İzmir bölgesinde bu harekete bahane edilebilecek hiçbir kargaşalık çıkmamıştı(2).

Yunanlıların İzmir’de giriştiği kırım harekâtı tüyler ürperticiydi. İşgalin ilk 48 saatinde İzmir ve banliyölerinde 2.000′den fazla Türk katledilmiştir. Vahşice işlenen tüm bu cinayetler, İzmir rıhtımında demirleyen yabancı devletler savaş gemilerinin subay ve erlerinin gözü önünde meydana gelmiştir(3).

Yunanlıların zulüm ve baskılarından dolayı yerlerini terk etmiş olan Türkler geriye dönmek imkânından mahrum bırakılmışlardı. Buna ilave olarak Aydın vilayetindeki Rum unsurunu çoğaltmak maksadıyla buraya çok miktarda Rum göç ettirilmişti.(4)

Yunan istilasına karşı gösterilen tepki çok büyük olmuş Türk milleti bu olaydan duyduğu rahatsızlığı uzak köylerde yapılan küçük toplantılardan, İstanbul’da 23 Mayıs 1919′daki 200.000′den fazla kişinin katıldığı büyük Sultanahmet mitingine kadar çeşitli biçimlerde açığa vurmuştu(5). İzmir’in İtilaf Devletleri tarafından Yunanlılara işgal ettirilmesi Türk milletinin yüreğinde çok derin yara açmış, fakat o nispetle de mücadele azmini kamçılamıştır. Bundan sonra gelişecek olaylarda görülen hırs ve azim, özellikle Yunan unsuruna karşı oluşan tepkinin tabiî bir sonucu olmuştur. Paris’teki Barış Konferansı’nın öngördüğü bu işgal, yeni savaş tohumlarının da ekilip filizlenmesine yol açmıştır.

Bu arada Yunan ileri harekâtı, Küçük ve Büyük Menderes vadilerine yayılmış, Bayındır, Manisa, Aydın, Turgutlu, Tire ve Ödemiş’e kadar genişlemişti. Batı Anadolu’da başlayıp iç kesimlere yayılma eğilimi gösteren Avrupa emperyalizmi destekli Yunan işgali bölgede “Kuvva-yı Millîye ve Redd-i İlhâk” teşkilâtlarının kurulması ve tepkilerin eyleme dönüştürülmesi yönünde birtakım oluşumları ortaya çıkarmıştır. Nitekim organizeli Türk direnişi sonucunda yer yer şiddetli çatışmaların başlaması üzerine durumun ciddiyetini anlayan Yüksek Konsey, bölgede bir sınır oluşturulması için General Milne’ye ricada bulunulmasını istemişti (18 Temmuz 1919). General Milne, Temmuz ayının sonlarında İzmir’e gelerek Yunan Komutanı Paraskevopulos’dan Yunan birliklerinin daha ileri gitmemelerini istedi. Kendisi, çalışmaları sonucunda “Milne Hattı” diye anılacak olan sınırın projesini 2 Ekim’de Yüksek Konsey’e verdi ve taslak Konsey tarafından kabul edildi. Milne Hattı, Yunanlıların işgal ettikleri bölgeleri Türk taarruzlarına karşı korumaktaydı.

KAYNAK
Arşiv Belgelerine göre Balkanlarda ve Anadolu’da Yunan Mezalimi, Başbakanlık Devlet Arşivleri Yayını, Ankara 1995.

DİPNOTLAR
1) Hatipoğlu, a.g.e., s.75-79, 87.
2) Salahi R. Sonyel, Türk Kurtuluş Savaşı ve Dış Politika I, Ankara 1987, s.52-53.
3) Hüseyin Işık, “Anadolu’da Yunan Mezalimi”, Tarih Boyunca Türk-Yunan İlişkileri (20 Temmuz 1974′de kadar), Üçüncü Askeri Tarih Semineri-Bildiriler, Ankara 1986, s.381.
4) Cengiz Orhonlu, “Yunan İşgalinin Meydana Getirdiği Göç ve Yunanlıların Yaptıkları “Tehcir”in Sonuçları Hakkında Bazı Düşünceler”, Belleten, XXXVII/148 (Ekim 1973), s. 488
5) Sonyel, a.g.e., s.60.

Leave a Reply