<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Türk Yunan &#187; Önemli Sorular ve Yanıtlar</title>
	<atom:link href="http://www.turk-yunan.gen.tr/turkce/onemli-sorular-ve-yanitlar/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.turk-yunan.gen.tr</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 06 Sep 2010 14:25:53 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>1980&#8242;den günümüze Türk-Yunan ilişkileri nasıldır?</title>
		<link>http://www.turk-yunan.gen.tr/onemli-sorular-ve-yanitlar/1980den-gunumuze-turk-yunan-iliskileri-nasildir.html</link>
		<comments>http://www.turk-yunan.gen.tr/onemli-sorular-ve-yanitlar/1980den-gunumuze-turk-yunan-iliskileri-nasildir.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Jun 2009 00:25:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Önemli Sorular ve Yanıtlar]]></category>
		<category><![CDATA[1980'den günümüze Türk-Yunan ilişkileri nasıldır?]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turk-yunan.gen.tr/?p=578</guid>
		<description><![CDATA[1980&#8242;DEN GÜNÜMÜZE TÜRK YUNAN İLİŞKİLERİ NASILDIR? 1980&#8242;den bugüne Türk-Yunan ilişkileri iki kelime ile özetlenebilir: Gerginlik ve Kriz. İlişkilerin bu iki kelimeyle nitelendirilmesinin nedeni, Yunanistan&#8217;ın 1981&#8242;den başlayarak Türkiye&#8217;ye karşı izlediği politikadır. Yunanistan&#8217;da 18 Ekim 1981 seçimlerinde Andreas Papandreau&#8217;nun liderliğindeki Panhelenik Sosyalist Parti (PASOK) oyların % 48&#8242;ini ve 300 milletvekilliğinden 175&#8242;ini alarak iktidar olmuştur. 1974&#8242;ten beri iktidarda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>1980&#8242;DEN GÜNÜMÜZE TÜRK YUNAN İLİŞKİLERİ NASILDIR?</p>
<p>1980&#8242;den bugüne Türk-Yunan ilişkileri iki kelime ile özetlenebilir: Gerginlik ve Kriz. İlişkilerin bu iki kelimeyle nitelendirilmesinin nedeni, Yunanistan&#8217;ın 1981&#8242;den başlayarak Türkiye&#8217;ye karşı izlediği politikadır.</p>
<p>Yunanistan&#8217;da 18 Ekim 1981 seçimlerinde Andreas Papandreau&#8217;nun liderliğindeki Panhelenik Sosyalist Parti (PASOK) oyların % 48&#8242;ini ve 300 milletvekilliğinden 175&#8242;ini alarak iktidar olmuştur. 1974&#8242;ten beri iktidarda olan Yeni Demokrasi Partisi ise % 36 oy oranıyla 115 milletvekilliği kazanmış ve muhalefete düşmüştür.<br />
<span id="more-578"></span></p>
<div class="alignleft">
<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-2087985575086194";
/* 250x250, oluşturulma 21.06.2009 */
google_ad_slot = "9518632287";
google_ad_width = 250;
google_ad_height = 250;
//-->
</script><br />
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script>
</div>
<p>PASOK lideri Papandreau, gerek seçim kampanyasını sırasında,g erek seçimlerden sonra okuduğu hükümet programında, dış politikasını tamamen &#8220;Türk Düşmanlığı&#8221; üzerine kurmuştur. Ona göre, Yunanistan için en büyük tehdit ve tehlike, kuzeyden yani Sovyet Bloğundan değil, Doğudan yani Türkiye&#8217;den gelmekteydi.</p>
<p>Papandreau&#8217;nun Türkiye&#8217;yi tehdit olarak görmesi, bir şantaj politikasının ürünüydü. Sonraki gelişmeler de göstermiştir ki Papandreau, Türkiye&#8217;yi &#8220;tehlike&#8221; ve sorunların çözümünde &#8220;uzlaşmaz&#8221; ve hatta &#8220;emperyalist&#8221; olarak göstermek suretiyle, Batı dünyası içinde, Amerika nezdinde, Avrupa Konseyi ve Avrupa Topluluğu (bugünkü AB) karşısında Türkiye&#8217;yi yalnız bırakmak ve bu devletleri ve kuruluşları kendi yanına çekerek, kendisinin emperyalist hedeflerini gerçekleştirmek istemiştir. Papandreau, 19. Yüzyıl Yunanistan&#8217;ının yaptığı gibi sırtını Avrupa&#8217;ya dayayarak Türkiye aleyhindeki amaçlarına ulaşmak istemiştir.</p>
<p>Bir Amerikan kongre heyeti 1985 Ocak ayında Atina&#8217;yı ziyaret ettiğinde, Yunan-Amerikan ilişkilerini bile, Türk-Yunan ilişkilerine bağlamaktan geri kalmayan Papandreau, Kongre heyetine, &#8220;Yunanistan&#8217;ın Amerika ile ilişkileri, Amerika&#8217;nın Yunanistan&#8217;ın isteklerini kabul etmesi için Türkiye&#8217;yi ikna ettiği zaman düzelecektir&#8221; demiş ve Yunanistan&#8217;ın isteklerini de şöyle sıralamıştır:</p>
<p>1) Ege&#8217;nin hava savunmasının sorumluluğunun tamamen Yunanistan&#8217;a ait olduğu kabul edilmelidir.<br />
2) Yunanistan&#8217;ın Ege&#8217;de 10 millik hava sahası kabul edilmelidir.<br />
3) Yunanistan&#8217;ın Limni&#8217;yi silahlandırma hakkı(!), Türkiye ve NATO tarafından kabul edilmelidir.<br />
4) Ege üzerindeki uluslar arası hava sahası içinde uçan Türk askeri uçakları, Atina FIR&#8217;ına haber vermelidir.</p>
<p>Papandreau, bu istekleriyle Ege Denizi&#8217;ni tamamen Yunanistan&#8217;ın kontrolü altına sokmak istiyordu. Bunun yanında, kara suları ve kıta sahanlığı konularında da Papandreau&#8217;nun iddiaları vardı. Türkiye&#8217;Nin bunları da tartışmasız kabul etmesini istiyordu. Kıbrıs&#8217;ta ise &#8220;federal&#8221; sistemi değil, adayı tamamen Rumların egemenliği ve kontrolü altına sokacak &#8220;üniter&#8221; bir Kıbrıs, yani Rum çoğunluğun yönetimine dayanan bir Kıbrıs peşinde koşmuştur.</p>
<p>Son çeyrek asırda, Türkiye ile Yunanistan arasındaki ilk büyük kriz, 1984 Ağustosu&#8217;nda patlak veren Limni Krizi&#8217;dir. NATO Başkomutanı General Rogers&#8217;ın kuzey Ege&#8217;de Sovyetlere karşı bir savunma hattı kurmak istemesi ve kasıtlı veya kasıtsız, bu çerçevede, Lozan Antlaşması ile askerden arındırılmış olan (Madde 12) Limni adasında üsler kurmak istemesi, bir Türk-Yunan gerginliğine neden oldu. NATO Genel Sekreteri ile Başkomutanı, bu planı kabul ettirmek için Türkiye&#8217;ye baskı yaptılar. Papandreau ise bu plana dört elle sarıldı. Ancak, Türkiye&#8217;Nin Limni&#8217;nin silahlandırılmasına şiddetle karşı çıkması üzerine, plan yürümedi.</p>
<p>1985 Mart&#8217;ında Türkiye Başbakanı Turgut Özal Yunanistan&#8217;ı diyaloga çağıran bir konuşma yaptığında, Yunan hükümeti, diyalog için şu iki şartı ileri sürdü:</p>
<p>1) Türkiye&#8217;nin, Kuzey Kıbrıs&#8217;taki &#8220;işgal kuvvetlerini(!)&#8221; geri çekmesi.<br />
2) Türkiye&#8217;nin Ege&#8217;deki iddialarından vazgeçmesi.</p>
<p>Türkiye Başbakanı, 1985 Nisanında Amerika&#8217;da bulunduğu bir sırada Papandreau&#8217;ya görüşme teklifini bir kere daha tekrarlamış ve hatta Yunanistan&#8217;la bir &#8220;Dostluk, İyi Komşuluk, Uzlaşma ve İşbirliği&#8221; anlaşması imzalamayı önermiştir.</p>
<p>Yunanistan bu öneriye hiçbir olumlu cevap vermemiştir. Üstelik 1987 Martında yeni bir kriz patlak vermiştir. Yunan hükümeti, 1976&#8242;dan beri unutulmuş görünen &#8220;kıta sahanlığı&#8221; anlaşmazlığını körüklercesine yeni bir kriz yaratmak için 6 Mart 1987&#8242;de kabul ettiği bir kanunla, bir uluslar arası konsorsiyuma, Kuzey Ege&#8217;de Taşoz adası açıklarında petrol arama izni vermiştir. Bunun üzerine Türk hükümeti, 25 Mart&#8217;ta, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı&#8217;na, Midilli-Limni-Semadirek üçgenindeki uluslar arası sularda petrol arama izni vermiştir. Türkiye&#8217;nin, Yunanistan&#8217;ın kıta sahanlığına el attığını ileri süren Papanderau, ülkesinin Ege&#8217;deki &#8220;egemenlik haklarını&#8221; korumak için gerekli önlemleri alacağını bildirmiş ve 27 Mart&#8217;ta yaptığı bir konuşmada ise, &#8220;Türkiye bu saldırganlık hareketlerine devam ederse&#8221;, Yunan silahlı kuvvetlerinin &#8220;Türklere çok ağır bir ders vereceği&#8221; tehdidini savurmuştur.</p>
<p>Türk Genelkurmayı ise, bu tehdide aynı gün verdiği cevapta, petrol araması yapacak olan MTA Sismik-I gemisinin faaliyeti engellenecek olursa, buna &#8220;tereddütsüz&#8221; karşılık verileceğini bildirmiştir. 28 Mart sabahı Sismik-I Çanakkale&#8217;den, arama yapacağı uluslar arası sulara hareket etmiştir. Türk basını o sabah, &#8220;eller tetikte&#8221;, &#8220;Ege&#8217;de savaş bulutları&#8221; ve &#8220;Dokunanı yakarız&#8221; gibi başlıkları atmıştı.</p>
<p>Gerginlik karşısında NATO aracılık için harekete geçmiş, fakat krizi çözen yine Türkiye olmuştur. Başbakan Özal, 27 Mart&#8217;ta verdiği bir demeçte, Yunanistan uluslar arası sularda petrol aramaktan vazgeçer ve kendi karasularına çekilirse, Türkiye&#8217;nin de aynı şeyi yapacağını bildirmiştir. Papandreau, Amerika ve NATO&#8217;nun baskısı ile bu teklifi kabul edince, kriz çözülmüştür.</p>
<p>Bu krizin hemen arkasından Türkiye, 14 Nisan 1987&#8242;de Avrupa Topluluğu&#8217;na tam üyelik için başvurmuştur.</p>
<p>1988 yılı başında, Türkiye ile Yunanistan arasında bir diyalog gerçekleşmiştir. Türkiye Başbakanı Turgut Özal ile Yunanistan Başbakanı Andreas Papandreau, 30-31 Ocak 1988&#8242;de İsviçre&#8217;nin Davos kentinde bir araya gelmişlerdir. Bu zirvenin ardından da 31 Ocak 1988 tarihinde &#8220;Davas Bildirisi&#8221; adını alan bir belge yayınlanmıştır. &#8220;Davas Mutabakatı&#8221; adı da verilen 9 maddelik belge ile iki taraf, anlaşmazlık konularını çözmemekle beraber, aralarındaki ilişkilere uygulanmak üzere bir takım ilkeler kabul etmişlerdir. Bu ilkeler, &#8220;iyi niyetle&#8221;, &#8220;ortak bir zemine hareket&#8221;, &#8220;ekonomik işbirliği&#8221; ve &#8220;kalıcı çözümlere yöneliş&#8221; gibi deyimleri kapsamaktaydı.</p>
<p>Ancak Davos Bildirisi&#8217;nden de bir sonuç elde edilemedi. Ortak bir zemine doğru hareketi kolaylaştırmak için, biri ekonomik, diğeri siyasal, iki komite kurulması ve Dışişleri Bakanlarının yılda en az iki defa buluşmaları esası kabul edilmişti. Ekonomik Komite Ankara&#8217;da, Siyasal Komite de Atina&#8217;da 1988 Mayısında toplandı. Her iki toplantıdan da bir sonuç çıkmadı. Dışişleri Bakanı Mesut Yılmaz, Atina toplantısından sonar, &#8220;Kimse gereksiz yere beklenti içine girmesin&#8221; diyerek Atina toplantısının havasını ve sonucunu açıkça ortaya koyuyordu. Türkiye&#8217;de bazı çevrelerin adlandırmasıyla &#8220;Davos Ruhu&#8221; da iki ülke arasındaki ilişkileri düzeltememişti.</p>
<p>Yunanistan&#8217;da Kasım 1989 ve Nisan 1990&#8242;da iki defa seçim yapıldı. Her ikisini de Yeni Demokrasi Partisi kazandı ve Papandreau kaybetti. İktidara gelen Yeni Demokrasi Partisi, iki ülke arasındaki sorunların çözümünde önemli bir adım atmamakla birlikte, Papandreau&#8217;nun &#8220;kriz politikası&#8221;nı terk ederek Türk-Yunan ilişkilerine belirli bir sükunet getirdi.</p>
<p>1990&#8242;da Körfez Savaşı&#8217;nın çıkması ve Türk-Amerikan ilişkilerindeki yakınlaşma da yeni Yunan hükümetinin &#8220;sükunet&#8221; politikasında etkili olmuştu. Ancak 1992 yılından itibaren bir iç savaşa dönüşen Bosna-Hersek krizi ve Balkan krizi, Türk-Yunan ilişkilerinde doğrudan bir kriz yaratmamakla birlikte, Yunanistan&#8217;ın saldırgan Sırbistan ile işbirliği yaparak Balkanlar&#8217;da Türkiye aleyhine bir blok oluşturma çabası, Türkiye&#8217;nin de bu çabalara aynı şekilde cevap vermesi iki ülke arasında &#8220;Balkanlar Mücadelesi&#8221;ni başlatmıştır. (1)</p>
<p>1980&#8242;den günümüze uzanan döneme damgasını vuran en önemli gelişmelerden biri de Kardak Krizi olmuştur. Figen Akad isimli bir geminin Kardak Kayalıklarında 25 Aralık 1995 tarihinde karaya oturması sonucu, bu kayalıkların hangi devlete ait olduğu konusu gündeme gelmiş ve anılan kayalıklar üzerindeki egemenlik iddiaları, bundan böyle, Türkiye ile Yunanistan arasında resmi bir nitelik kazanmıştır.</p>
<p>Bu gelişmelere paralel olarak, Yunanistan&#8217;ın uluslararası antlaşmalar ile kendisine devredilen adalar ve verilen hakların da ötesinde, Anadolu&#8217;nun 3 mil dışındaki alanlarda kalan bütün ada, adacık ve kayalıklara sahip olmak istemesi, Ege&#8217;de yeni ve belki de çok önemli bir başka sorunu gündeme getirmiştir.</p>
<p>Bu sorun çözümlenmeden, denizdeki yetki alanları ve bunlar üzerindeki hava sahasına ilişkin geçmişten beri süregelen sorunların çözümünün daha da zorlaştığı ve zorlaşacağı düşünülmektedir. Bu nedenle, Kardak Kayalıklarında somutlaşan sorunun çözümü büyük bir önem taşımaktadır.</p>
<p>Türkiye ile Yunanistan&#8217;ın, Ocak 1996&#8242;da Kardak Kayalıkları yüzünden bir savaşın eşiğine kadar gelmesini diğer devletler anlamakta güçlük çekmiş, hatta uluslararası kamuoyunda bu gerginliği tuhaf ve gülünç olarak yorumlayanlar da olmuştur. İki devlet arasında bir krize neden olan Kardak Kayalıkları, ekonomik ve jeopolitik yönden çok önemli görülmeyebilir. Ancak, kayalıkların egemenliğinin kime ait olduğunun tescil edilmesi ile iki devletin elde edeceği siyasi ve hukuki avantajlar, çok önemlidir. Kardak Kayalıkları bu nedenle bir semboldür.</p>
<p>Yunanistan&#8217;ın iddiaları doğrultusunda bu kayalıklar üzerinde Yunan egemenliğinin tescil edilmesi halinde:</p>
<p>Meis dışında kalan Oniki ada bölgesinde, Türkiye aleyhine sözde derıiz egemenlik alanlarını belirleyen 28 Aralık 1932 tarihli &#8220;Toplantı Tutanağı&#8221;nın bundan böyle hukuken bağlayıcı bir belge olduğu kabul edilmiş olacaktır;</p>
<p>Anılan Toplantı Tutanağının bağlayıcı bir belge niteliği kazanması halinde, Kardak Kayalıkları ile aynı statüde olan ve Oniki ada bölgesinde bulunan çok sayıda ada, adacık ve kayalık üzerindeki Yunanistan&#8217;ın egemenlik iddiaları meşruiyet kazanmış olacaktır;</p>
<p>Söz konusu ada, adacık ve kayalıklar üzerinde Yunan egemenliğinin kabul edilmesi neticesinde Yunanistan, Ege&#8217;de yeni karasuyu alanları elde etmiş olacaktır;</p>
<p>Oniki ada bölgesinde iki devlet arasında var olduğu Yunanistan tarafından iddia edilen &#8220;deniz sınırı&#8221; fiilen ve hukuken kesinleşmiş olacaktır (Yunanistan, geçerliliği olmayan bu deniz sınırını Türkiye&#8217;nin batı sınırı, kendi ülkesinin ve Avrupa&#8217;nın ise doğu sınırı olarak göstermeye çalışmaktadır).</p>
<p>Bu nedenle Kardak Kayalıkları sorununun çözüm şekli, her iki devlet için de, çok büyük bir önem taşımaktadır.</p>
<p>20. yüzyılın son çeyrek asrına damgasını vuran Türk-Yunan krizlerinden en önemlilerinden biri de 1984&#8242;ten sonra Türkiye&#8217;yi kana bulayan bölücü terör örgütü PKK&#8217;ya Yunanistan&#8217;ın verdiği destek olmuştur.</p>
<p>Yunanistan, Türkiye&#8217;de işlemiş oldukları terör suçları nedeniyle adli takip ve soruşturmadan kaçarak ülkelerine sığınan teröristlere siyasi sığınma, kamp ortamı sağlama, silahlı eğitim, sağlık hizmeti verme ve barınma imkanı gibi kolaylıklar sağlamıştır.</p>
<p>PKK terör örgütü Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Kesiminde rahatça faaliyet gösterebilmişlerdir. Yakalanan PKK militanlarının ifadelerine göre; özellikle 1994 yılından itibaren Türkiye&#8217;den ve Avrupa&#8217;dan çeşitli yollarla Yunanistan&#8217;a gönderilen PKK militanlarının, bu ülkede örgüte ait mevcut kamplarda patlayıcı madde eğitimine tabii tutuldukları ve bu eğitimi tamamlayan militanların görevlendirildikleri metropol iller ve turistik bölgelerde bombalı saldırılar yapmak üzere Türkiye&#8217;ye giriş yaptıkları anlaşılmıştır.</p>
<p>PKK, Yunanistan&#8217;dan ülkemize dönük faaliyetlerin bir kısmını Atina ve İstanköy&#8217;de bulunan ERNK temsilciliği ve Kürdistan Komitesi gibi kuruluşlarca organize etmektedir.</p>
<p>Yunanistan&#8217;ın özellikle Avrupa kamuoyunu etkilemeye yönelik Türk turizmini baltalama amaçlı yoğun gayretleri ile ülkesindeki parlamenter, asker ve diğer resmi kişilerin himayelerinde oluşturulan kamplarda turistik yörelerimize yönelik bombalama ve sabotaj eğitimlerinin verilmesi yasadışı örgüt ile Yunanistan&#8217;ın hangi müştereklerde birleştiklerini göstermektedir.</p>
<p>Yunanlı subaylar terör örgütü PKK kamplarında teröristlere eğitim vermişlerdir.<br />
Güney Kıbrıs Rum kesimi PKK terör örgütü mensuplarının Avrupa ülkelerinde Suriye, İran ve Irak&#8217;a geçişlerindeki uğrak yeri olup, örgüt mensuplarına her türlü kolaylığı göstermektedir. Bekaa vadisinde Abdullah Öcalan&#8217;la görüşen Rum Milli Muhafız Ordusu&#8217;nun emekli komutanının &#8220;Kürdistanın kurtuluşu Kıbrıs&#8217;ın kurtuluşu demektir&#8221; şeklindeki ifadesi her şeyi açıkça ortaya koymaktadır.</p>
<p>Sonuç olarak Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesiminin PKK terör örgütüne vermiş oldukları destek, devlet düzeyinde yürütülmektedir. Bu ülkelerin bakanları, milletvekilleri, çeşitli kademelerdeki askeri ve sivil bürokratları, gazetecileri ve diğer kesimlerince PKK terör örgütüne yoğun bir destek verilmektedir. Türkiye&#8217;ye yönelik eylem yapan bölücü terör örgütüne destek veren Yunanistan, Türkiye&#8217;ye karşı ilan edilmemiş bir savaş kampanyası sürdürmektedir.</p>
<p>Türkiye ile Yunanistan arasındaki son kriz, bölücü terör örgütünün elebaşı Abdullah Öcalan&#8217;ın ele geçirilmeden önce Yunanistan&#8217;a gitmesi ve bu ülkenin Kenya&#8217;nın başkentindeki büyükelçiliğinde bir süre saklanmasıdır. Bu olayların yaşandığı günlerde Türkiye ile Yunanistan&#8217;ın arası iyice açılmış, teröre verdiği destekten ötürü Yunanistan uluslar arası arenada zor günler geçirmiştir.</p>
<p>DİPNOT<br />
1) Armaoğlu, Prof. Dr. Fahir-; 20. Yüzyıl Siyasi Tarihi, Cilt 1-2: 1914-1995, Genişletilmiş 12. Baskı, Alkım Yayınevi, Ankara, s. 955-958.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turk-yunan.gen.tr/onemli-sorular-ve-yanitlar/1980den-gunumuze-turk-yunan-iliskileri-nasildir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Heybeliada Ruhban Okulu nedir?</title>
		<link>http://www.turk-yunan.gen.tr/onemli-sorular-ve-yanitlar/heybeliada-ruhban-okulu-nedir.html</link>
		<comments>http://www.turk-yunan.gen.tr/onemli-sorular-ve-yanitlar/heybeliada-ruhban-okulu-nedir.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Jun 2009 00:24:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Önemli Sorular ve Yanıtlar]]></category>
		<category><![CDATA[Heybeliada Ruhban Okulu nedir?]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turk-yunan.gen.tr/?p=576</guid>
		<description><![CDATA[YENİDEN AÇILMASI İÇİN YUNANİSTAN&#8217;IN BÜYÜK ÇABA GÖSTERDİĞİ HEYBELİADA RUHBAN OKULU NEDİR? 19. yüzyılın başlarından itibaren Ortodoks milletler arasında dini birliği korumak amacıyla teolojik konularda türdeşliği sağlayacak çözümler aramaya başlayan Patrikhane, bu amaçla bir ilahiyat okulunun açılması çalışmalarına başladı. İlk adımı atan Patrik IV. Germanos, Bizans döneminden kalan Heybeliada&#8217;daki manastırı onarttı(1842). 1 Ekim 1844&#8242;te hizmete açılan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>YENİDEN AÇILMASI İÇİN YUNANİSTAN&#8217;IN BÜYÜK ÇABA GÖSTERDİĞİ HEYBELİADA RUHBAN OKULU NEDİR?</p>
<p>19. yüzyılın başlarından itibaren Ortodoks milletler arasında dini birliği korumak amacıyla teolojik konularda türdeşliği sağlayacak çözümler aramaya başlayan Patrikhane, bu amaçla bir ilahiyat okulunun açılması çalışmalarına başladı. İlk adımı atan Patrik IV. Germanos, Bizans döneminden kalan Heybeliada&#8217;daki manastırı onarttı(1842). 1 Ekim 1844&#8242;te hizmete açılan okuldaki eğitim, şu dört ana aşamadan geçmiştir:<br />
<span id="more-576"></span></p>
<div class="alignleft">
<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-2087985575086194";
/* 250x250, oluşturulma 21.06.2009 */
google_ad_slot = "9518632287";
google_ad_width = 250;
google_ad_height = 250;
//-->
</script><br />
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script>
</div>
<p>1. 1844 &#8211; 1919: Dört yıl ortaokul ve üç yıl teoloji eğitimi.</p>
<p>2. 1919 &#8211; 1923: Orta öğretimsiz, beş yıllık teoloji eğitimi.</p>
<p>3. 1923 &#8211; 1951: Birinci dönemdeki uygulamaya dönüldü,</p>
<p>4. 1951 &#8211; 1971: Dört yıl lise ve üç yıl teoloji.</p>
<p>Heybeliada Ruhban Okulu, Fener Rum Patrikhanesi&#8217;ne bağlı olarak çalışmıştır. Okul müdürü metropolitler arasından atanmış, aynı zamanda Ayia Triada Manastırı&#8217;nın sorumluluğunu da üstlenmiştir. Okulda patrikler ve Rum cemiyetinin bağışlarıyla kurulan zengin bir kütüphane oluşturulmuş, eğitim için bazı kitaplar da Patrikhane Kütüphanesi&#8217;nden getirilmiştir(1).</p>
<p>Selanik&#8217;te yayınlanan Mekadonia adlı gazetede 1 Mart 1952&#8242;de Yunan Kral ve Kraliçesi&#8217;nin Türkiye&#8217;ye gelişi nedeniyle başlatılan seri bir yazıda Heybeliada Ruhban Okulu ile ilgili şu bilgiler verilmiştir:</p>
<p>&#8220;Heybeliada&#8217;daki Ruhban Okulu&#8217;nda üç katlı, yüz odalı binada 20 öğretmen ile birlikte 12 memur görevdedir. Öğretim iki kısımda yapılır. Birinci kısım üç sınıflı lise, diğer kısım ise 6 sınıflı ilahiyat şubesidir. İlahiyat şubesinde liseyi bitirenler okurlar. Burası yavaş yavaş bütün Hıristiyanlığın büyük bir üniversitesi haline gelecektir. Bu okul diğer vakıflar gibi cemaatlere bağlı değil, doğrudan doğruya Patrikhane&#8217;ye bağlıdır ve beş kişilik bir misyon tarafından yönetilmektedir(2).&#8221;</p>
<p>1950 &#8211; 1960 yılları hem Patrikhane&#8217;nin hem de Ruhban Okulu&#8217;nun Türk milli politikaları ve Lozan&#8217;da oluşturulan hukuki statünün aksine bazı faaliyetlere giriştiği ve bu bakımdan zamanın Türk hükümetlerinden de birtakım tavizler kopardığı bir dönem olmuştur. Sözü edilen dönemin başlarında, Amerika-Türkiye&#8217;nin ilişkileri her alanda artmıştır. Kuzeyindeki Rus tehdidini çok şiddetli algılayan Türkiye, Batı&#8217;ya özellikle Amerika&#8217;ya daha çok yaklaşmakta ve yeni oluşmakta olan NATO ittifakına girmek istemekteydi. Bu çerçevede 1948 yılı başlarında Fener Patrikhanesi üzerinde Amerikan ve baskılarının arttığı gözlenmektedir. Patrikhane, Amerikan ve Rus çıkarları bakımından kullanılmaktadır.</p>
<p>Sovyet lideri Stalin, 1943 yılı itibariyle 1924&#8242;ten beri boş duran Moskova Patriklik makamına Sergius&#8217;un (Sergei) seçilmesini sağlamıştır. Stalin, Sovyet ideolojisine ters düşse bile kilise kurumunu politik manevralarda kullanmış, Rus Ortodoks Kilisesi&#8217;ni en azından Yakın Doğu&#8217;da ve giderek uluslar arası Ortodoks dünyasında prestij kazanabilmesi için kullanmak istemiştir. 1945&#8242;te Aleksei&#8217;nin devraldığı Moskova Patrikliği aracılığıyla Sovyet yönetimi, aralarında Suriye, Lübnan, Filistin, Mısır ve Balkan ülkelerindeki Ortodoks cemaatleri ve kurumlarına yakınlaşmayı tasarlamıştır. Doğulu Ortodoks Hıristiyanları aynı Çarlık Rusya&#8217;sında olduğu gibi himayesi altına alabileceğini düşünen Moskova, Rusya dışındaki Ortodokslara artan bir ilgiyle sarılmıştır. Stalin&#8217;in bu yolla Yakın Doğu&#8217;yu ve elbette Balkanları etkisi altına almayı tasarladığı görülmektedir.</p>
<p>Patrikhane&#8217;nin, eğer üzerinde siyasi amaçla çalışılırsa, bölgesel ve giderek uluslararası boyutlarda önemli bir malzeme olacağını kavrayan Stalin, Türkiye üzerindeki emellerini de bu kanalla çıkaracağı bir krizle gündeme getirmeyi amaçlıyordu. Stalin bu girişimden herhangi bir sonuç almamıştı; ancak, gene de hem Türkiye, hem de Yunanistan, Fener Patrikhanesi&#8217;ne bir Sovyet müdahalesi ihtimalini kuşkuyla izlediler.</p>
<p>Ankara Hükümeti, Patrikhane&#8217;nin Moskova&#8217;nın nüfuzuna girmesinden ve bir Sovyet müdahalesi için bahane oluşturabileceğinden rahatsızdı. Yunanistan ise, 19. yüzyılda Rumların elinde bulunan birçok ruhani liderliği ellerinden alan Arap ve/veya Slav Ortodoksları gibi şimdi de Fener&#8217;e el atabilecek bir Rusya&#8217;nın Ortodoks aleminin iç çevrimindeki Rus-Helen rekabetini yeniden gündeme getirebileceğinden çekinmekteydi(3).</p>
<p>25 Şubat 1946&#8242;da ölen Patrik 11. Bünyamin&#8217;in (Venyamin) yerine V. Maksimus seçilmiştir. Amerikan gizli servisleri Patrik Maksimus&#8217;un &#8220;Rus ajanı&#8221; olduğu görüşündedir(4). Yunan iç savaşında komünistleri destekler tavırlar takınan Patrik Maksimos, Marksist görüşlere hoşgörüyle yaklaşmaktadır(5). Bu nedenle Amerikalılar 1948 yılı başlarında Maksimos&#8217;un görevinden alınıp yerine Athenegoras&#8217;in getirilmesi için yoğun bir faaliyet içine girmişlerdir(6). Maksimos&#8217;un &#8220;sağlık sorunları&#8221; mazeret gösterilerek 27 Mart 1948&#8242;de görevi bırakması(7) ve sonra da ileri sürdüğü bazı şartlar kabul edilerek 18 Ekim 1948&#8242;de istifa etmesi sağlanmıştır(8).</p>
<p>ğAmerika&#8217;da iken Fener Rum Patrikliğine seçilen Athenegoras, Amerika&#8217;dan Başkan Truman&#8217;ın yaveri ve özel uçağı ile İstanbul&#8217;a 26 Ocak 1949 günü gelir ve ertesi gün merasimle taç giyer. Bir zamanlar Osmanlı Devleti&#8217;nin bir vilayeti olan Yanya&#8217;da 1886 yılında doğmuş olan ve son 18 senedir Amerika&#8217;da bulunan Athenegoras, &#8220;fevkalade telsik&#8221; yoluyla Türk vatandaşlığına kabul edilmiştir. Çünkü, hukuki olarak Patriğin Türk vatandaşı olması zorunluluğu vardır. Başkan Truman&#8217;dan Cumhurbaşkanı İsmet İnönü&#8217;ye özel bir mesaj getirmiş olan Patrik, Ankara&#8217;da büyük itibar görmüştür. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı tarafından kabul edilen ilk Rum Patriği olan Alhenegoras&#8217;ın, asıl adı Aristokles Spiru&#8217;dur. 1903 yılında Yanya&#8217;dan İstanbul&#8217;a gelip Heybeliada Ruhban Okulu&#8217;na girmiş, 1910 yılında Ruhban Okulu&#8217;nun bitirdikten sonra Athenegoras adını almıştır(9).</p>
<p>Athenegoras&#8217;ın Patriklik makamına oturması, Türk basını tarafından çok fazla dikkate alınmamıştır. Ancak Moskova ile Washington arasındaki nüfuz mücadelesine dikkat çeken yabancı basın, Amerika&#8217;nın Athenegoras&#8217;ın bu makama seçilmesine yardım ettiğini yazmıştır(10).</p>
<p>Dönemin dış siyasi gelişmeleri ve uluslar arası güç dengelerinde ön plana çıkan Fener Rum Patrikhanesi ve Patrik Athenegoras, Heybeliada Ruhban Okulu&#8217;yla ilgili önemli atılımlara başlamıştır. Milli Eğitim Bakanlığı&#8217;nın 8 Aralık 1950 tarihinde 927601 sayılı emri ile, Ruhban Okulu&#8217;nun &#8220;yüksek okul&#8221; haline getirildiği ve &#8220;yabancı öğrenci alabileceği&#8221; karara bağlanmıştır. Bakanlığın Talim ve Terbiye Dairesi&#8217;nin 25 Eylül 1951 tarihli ve 151 sayılı kararı ile de &#8220;yüksek okula daha çok sayıda yabancı öğrenci alınabileceği&#8221; İstanbul Valiliği&#8217;ne bildirilmiştir(11). Savaş ve casusluk faaliyetleri gerekçe gösterilerek 1939&#8242;da yasaklanmış olan yabancı öğrenci alma işi, böylece serbest bırakılmıştır.</p>
<p>Athenegoras&#8217;ın Patrik olduğu 1949&#8242;da Heybeliada Ruhban Okulu&#8217;ndaki öğretmenler, Türk vatandaşı olan 16 öğrenciye ders veriyorlardı. İstanbul&#8217;daki erkek Rum liselerinde o tarihlerde 2.500 civarında öğrenci bulunmasına rağmen, Rum aileler çocuklarını papaz okuluna göndermek istemezlerdi. Bunun en önemli gerekçelerinden biri, Cumhuriyet hükümetlerinin Patrikhane hakkında izlediği politikaydı(12). Türkiye, Lozan&#8217;da oluşan hukuki statüyü aynen uyguluyordu.</p>
<p>Patrik olduktan sonra Türk Hükümetine başvuran Athenegoras, Yunan uyruklu öğrencilere &#8220;öğrencilikleri süresince&#8221; Türkiye&#8217;de oturma izni aldı. Bununla yetinmeyen Patrik Athenegoras, okuldan mezun olan öğrencileri Patrikhane&#8217;de &#8220;stajyer&#8221; adı altında görevlendirmeye başladı.</p>
<p>1957&#8242;de Kıbrıs nedeniyle Türk-Yunan ilişkileri bozulmaya başlayınca Türkiye Cumhuriyeti bu uygulamayı yasaklamıştır. Zürih ve Londra Antlaşmalarının getirdiği yapay dostluk, yasağı kısmen gevşetse de; Başpiskopos Makarios&#8217;un Kıbrıs&#8217;ta giriştiği hareketler ve Enosis çabalarının yoğunlaşması dolayısıyla bu uygulama 1964&#8242;te tamamen yasaklanmıştır(13). Kıbrıs&#8217;ı kana bulayan Başpiskopos Makarios da Heybeliada Ruhban Okulu&#8217;nun mezun ettiği &#8220;papaz&#8221;lardandır.</p>
<p>13 Nisan 1964&#8242;te dönemin Milli Eğitim Bakanı Dr. İbrahim Öktem, &#8220;Rum azınlık ilkokullarına bugüne kadar tanınan ve mevzuat hükümlerini aşan özel hakların bundan böyle kaldırılacağını, Ruhban Okulu&#8217;ndaki yabancı öğrenci sayısının tahdit edileceğini ve Yunan Hükümetinin Türkiye&#8217;de eğitim görmüş 35 öğretmene Batı Trakya&#8217;da görev vermediğini, buna aynen mukabele edileceğini, Yunanistan&#8217;da Türk azınlık okullarına tanınmayan bu neviden haklar konusunda bundan böyle mütekaabiliyet esası ile sıkı sıkıya bağlı kalınacağını&#8221; açıkladı(14).</p>
<p>1950-1960 dönemdeki Türk hükümetlerinin tavizci politikalarından yararlanan Patrikhane, İmroz ve Bozcaada Rum okullarını Milli Eğitim Bakanlığı mevzuatı dışına çıkartarak, doğrudan doğruya kendi yönetimi altına almıştı. Bu çalışmayı Meliton Sotiri Hacis isimli bir papaz organize ediyordu. İstanbul&#8217;lu bir Rum olan Papaz Meliton, 1937&#8242;de Heybeliada Ruhban Okulu&#8217;ndan mezun olmuştu. Yunan pasaportlu Meliton, Patrikhane tarafından görevli olarak İngiltere&#8217;ye göndermişti. İngiltere&#8217;de 10 yıl kalan Meliton, 1947&#8242;de Patrikhane&#8217;ye dönmüştür. O tarihlerde patrik olan Maksimus, Meliton&#8217;un Türk vatandaşlığına alınması için bir başvuru yapmış ise de, bu Bakanlar Kurulu tarafından reddedilmiştir.</p>
<p>Patrik olduktan sonra, Yakovas ve Emilyanos gibi Türk düşmanı papazlarla Meliton&#8217;u yanına alarak sıkı bir örgütlenmeye giden Athenegoras, Meliton&#8217;u önce Türk vatandaşlığına kabul ettirmiş, ardından da onu, İmroz ve Bozcaada Metropoliti olarak görevlendirmiştir(15).</p>
<p>İmroz ve Bozcaada&#8217;daki bu gelişmeleri yakından izleyen Türk Hükümeti, eski hukuki statüyü gündeme getirerek, 16 Temmuz 1964&#8242;te bu iki adadaki Rum okullarının Milli Eğitim Bakanlığı emrinde Türkçe dini eğitim yapmalarını öngören kanun maddesini tekrar yürürlüğe koymuştur. Bunun üzerine Yunanistan, konuyu Pariste&#8217;ki UNESCO toplantısına getirmiştir. Türkiye, buradaki görüşmelerde konunun tamamen Türkiye&#8217;yi ilgilendiren bir iç mesele olduğunu dile getirmiştir. Milli Eğitim Bakanı İ. Öktem, konuyla ilgili gerekli açıklamaları yapmış; Türk delegesi Prof. B. Tuncel, de &#8220;Meselenin ele alınması halinde Türkiye, Yunanistan&#8217;da yaşayan Türk asıllı çocukların eğitimden mahrum bırakılması konusunu UNESCO&#8217;nun incelemesini isteyeceğini&#8221; söylemiştir. Bunun üzerine konu konferansın gündeminden çıkarılmıştır(16).</p>
<p>127 yıl Patrikhane&#8217;nin kendisine tahsis ettiği ödenekle yaşatılan(17) Heybeliada Ruhban (Papaz) Okulu, Anayasa Mahkemesi&#8217;nin &#8220;Özel Yüksek Okulların Devletleştirilmesi&#8221; hakkındaki 12 Ocak 1971 tarih ve 1971-3 sayılı kararından sonra kapanmıştır(18).</p>
<p>Kapanma süreci şu şekilde işlemiştir: Dönemin Türk Hükümeti &#8220;özel öğretim kurumları&#8221;nı düzenleyen bir kanun hazırlamıştır. 8 Haziran 1965 gün ve 625 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu(19)&#8217;un bazı maddelerinin iptali hakkında Danıştay Dava Daireleri Kurulu, 1969/39 esas sayısı ile Anayasa Mahkemesi&#8217;ne başvurmuştur. Danıştay, &#8220;özel bir yüksek okulca verilen diplomaların iptali konusunda, Danıştay&#8217;da Milli Eğitim Bakanlığı&#8217;na karşı açılan davada ileri sürülen Anayasa&#8217;ya aykırılık iddiası ciddi görülerek 8 Haziran 1965 gün ve 625 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu&#8217;nun 1. ve 13. maddelerinin iptalini istemiştir(20).</p>
<p>Anayasa Mahkemesi&#8217;nin verdiği kararın &#8220;Sonuç&#8221; bölümü şöyledir:</p>
<p>&#8220;1- 8 Haziran 1965 günlü, 625 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu&#8217;nun 1. maddesinin özel yüksek okullar bakımından Anayasa&#8217;ya aykırı olduğunu ve bu yönünden iptaline, &#8230; karşı oylarıyla ve oy çokluğu ile;</p>
<p>2- Aynı kanunun 14. maddesinin Anayasa&#8217;ya aykırı olduğuna ve iptaline, &#8230; karşı oylarıyle ve oy çokluğu ile;</p>
<p>3- a) Aynı kanunun 8. maddesinin özel yüksek okullara ilişkin 2., 3. ve 4.fıkralarının,<br />
b) 48. maddenin yüksek öğrenim veren özel okullara ilişkin hükmünün, 44 sayılı kanununun 28/2 maddesi uyarınca iptallerine oy birliğiyle;</p>
<p>12 Ocak 1971 gününde karar verildi(21).&#8221;</p>
<p>Anayasa Mahkemesi&#8217;nin Özel Öğretim Kurumları Kanunu&#8217;nun ilgili maddelerini iptal ederek Yüksek Öğretim Kurumlarının sadece devlet tarafından açılıp, işletilebileceğini &#8220;emredici&#8221; bu kararından sonra; mevcut özel yüksek öğretim kurumları ya faaliyetlerine son vermiş, ya da bir devlet üniversitesine bağlamıştır.</p>
<p>Bu karardan sonra, Heybeliada Ruhban (Papaz) Okulu da &#8220;özel yüksek okul&#8221; statüsünde değerlendirilmiş, okulun varlığını sürdürebilmesinin ancak Türk üniversitelerinden birisine veya bir ilahiyat fakültesine bağlanarak mümkün olabileceği belirtilmiştir(22).</p>
<p>Türk Hükümeti ile Patrikhane ve okul yöneticileri arasında çeşitli görüşmeler yapılmıştır. Ancak, okulun Türk üniversitelerine bağlanmasını istemeyen Patrikhane ve okul yöneticileri, Heybeliada Ruhban Okulu&#8217;nu kendiliğinden kapatmışlardır(23).</p>
<p>Aynı karara göre; Amerikan Robert Koleji binaları 1971&#8242;de Boğaziçi Üniversitesi&#8217;ne devredilmiştir. Ardından da Robert Koleji, Arnavutköy Kız Lisesi ile birleşmiş ve Özel İstanbul Amerikan Robert Lisesi adını almıştır. Kolejin yüksek kısmı Boğaziçi Üniversitesi&#8217;ne dönüşmüştür(24).</p>
<p>Öğrenci Kaynakları ve Sayıları</p>
<p>Heybeliada Ruhban Okulu&#8217;nun öğrencilerinin büyük bir kısmı Patrikhane&#8217;nin yetki alanındaki bölgelerden geliyordu. Ancak Etiyopya Kilisesi, Anglikan Kilisesi gibi değişik kiliselerden gelenler de okulda eğitim görüyorlardı. Kapatıldığı tarihe kadar geçen 127 yıl içinde okuldan 930 kişi mezun oldu. Bunlardan 343&#8242;ü piskopos oldu. Piskoposlardan 12&#8242;si patriklik makamına kadar yükseldi(25). 930 öğrencinin 255&#8242;i 1950-1969 yılları arasında mezun olmuştur. Bunların da sadece 38&#8242;i Rum asıllı Türk vatandaşıdır. Bu dönemde 162&#8242;si Yunan uyruklu olmak üzere toplam 187 yabancı öğrenci okulu bitirmiştir.</p>
<p>Yunanlı araştırıcı Alexis Alexandris&#8217;in verdiği rakamlara göre; Heybeliada Papaz Okulu&#8217;nun (Theological College of Chalki) 1920-1979 arasındaki öğrenci sayıları yıllara göre şu şekildedir:</p>
<p>ÖĞRETİM DÖNEMİ ÖĞRENCİ SAYISI<br />
1920-21 37<br />
1923-24 30<br />
1927-28 37<br />
1933-34 75<br />
1948-49 70<br />
1978-79 25(26)</p>
<p>Yazarın 1978/79 yılı için verdiği rakam, tablonun diğer okulların rakamlarını da içermesinden dolayıdır. Buradaki 25 öğrenci okulun faaliyetlerine son verdiği 1971 tarihine kadar (1948/49 yılından itibaren) okuyanları göstermektedir.</p>
<p>Aynı dönemde İstanbul&#8217;da bulunan Rum azınlık okulları ve toplam öğrenci sayıları da şöyledir:</p>
<p>ÖĞRETİM DÖNEMİ OKUL SAYISI ÖĞRENCİ SAYISI<br />
1920-21 88 -<br />
1923-24 73 14.862<br />
1927-28 57 9.006<br />
1933-34 48 7.635<br />
1948-49 &#8211; 4.256<br />
1958-59 56 -<br />
1978-79 26 957(27).</p>
<p>Okulu Yeniden Açma Girişimleri</p>
<p>1971&#8242;de kendiliğinden kapatılmasının ardından Heybeliada Ruhban Okulu&#8217;nu yeniden açılması için gayret gösterilmiş ve buna gerekçe olarak da &#8220;din adamı yetiştirmek&#8221; gösterilmiştir. Oysa, okulun yeniden faaliyete geçirilmek istenmesindeki asıl amaç, Fener Rum Patrikhanesi&#8217;nin &#8220;Ekümeniklik(Evrensellik)&#8221; iddialarına dayanarak oluşturulmasıdır.</p>
<p>Aralık 1991&#8242;deki ABD ziyareti sırasında bir konuşma yapan ve Ruhban Okulu&#8217;nun açılabilmesi için Türkiye&#8217;ye baskı yapılmasını isteyen Yunan Başbakanı Mitçotakis, 1 Şubat 1992&#8242;de de Türkiye&#8217;ye aynı amaçla ricada bulunmuştur.</p>
<p>Patrik Bartholomeos da, 16 Ocak 1992&#8242;de Türkiye Milli Eğitim Bakanıyla yaptığı görüşme sırasında Ruhban Okulu&#8217;nun yeniden açılması için resmen istekte bulunmuştur. Patrik, Bakan Köksal Toptan&#8217;a, &#8220;Papaz okulu&#8217;nu açın&#8230; Bu sizin lehinize olur&#8221; demiş, Milli Eğitim Bakanı ise bu teklifi şiddetle geri çevirmiştir(28).</p>
<p>Avrupa Topluluğu Komisyonu Dönem Başkanı Jacgues Delors, Türk Cumhurbaşkanı&#8217;na bir mesaj göndererek, okulun açılması talebinde bulunmuş, Dünya Kiliseleri Birliği ile Fransa Katolik Konseyi de Türkiye Başbakanı nezdinde aynı girişimleri tekrarlamışlardır.</p>
<p>Ruhban Okulu&#8217;nun yeniden açılmasıyla ilgili girişimlere ABD de katılmıştır. Nisan 1994&#8242;te Başbakan Tansu Çiller&#8217;e bir mektup gönderen ABD Başkanı Bill Clinton, ülkesinin Heybeliada Ruhban Okulu&#8217;nun yeniden açılması konusuyla ilgili olduğu mesajını vermiştir. Konu sadece Türkiye&#8217;de bir eğitim kurumunun konumu olarak değerlendirilmemiştir(29). Clinton&#8217;ın devreye girmesi, Ruhban Okulu&#8217;nu yeniden açma girişimlerinin uluslar arası politikanın bir parçası olduğunu da göstermiştir.</p>
<p>22 Nisan 1994&#8242;te Yunanistan Başbakanı Andreas Papandreu ile görüşen ABD Başkanı Bill Clinton, &#8220;İstanbul&#8217;daki Ekümenik Patrikliğin statüsü ve çalışma şartlarıyla ilgilenmesini Türk Hükümeti&#8217;nden istedim&#8221; ifadesini kullanmış ve konuyla doğrudan ilgilendiğini ifade etmekte bir sakınca görmemiştir(30).</p>
<p>Okulu daima gündemde tutmaya kararlı olan Patrikhane, 1994 yılı Ağustos ayının sonunda. 1971&#8242;den beri kapalı olan okulda &#8220;150. Kuruluş Yıldönümünü Kutlama Törenleri&#8221; düzenlemiştir. Okulun tekrar açılması isteklerinin dile getirildiği törene; Fener Rum Patriği Bartholomeos, İskenderiye Patriği Prathemios, Romanya Patriği Teoktistos, Dünya Kiliseler Birliği Genel Sekreteri Yorgi Çeçis, Vatikan Büyükelçisi Sergio Sebastion, dünyanın dört bir yanından gelen başpiskopos ve kilise temsilcileri ile eski mezunlar katılmıştır. Kutlamalara davet edilen İstanbul Valisi Hayri Kozakçıoğlu ve Adalar Belediye Başkanı Can Esen törene katılmamışlardır.</p>
<p>Ayin sırasında Ruhban Okulu&#8217;nun yeniden açılması isteği dile getirilmiş, ayinden hemen sonra düzenlenen basın toplantısında da aynı istek tekrarlanmıştır. Basın toplantısında konuşan, Tarabya Metropoliti ve okulun eski hocalarından Konstantin Harisiadis &#8220;okulun kapatılmasının haksızlık olduğunu ve tekrar açılmasını istediklerini&#8221; ifade etmiştir. 1950&#8242;de Heybeliada Ruhban Okulu&#8217;ndan mezun olan, bir dönem Patrik Vekilliği ve Adalar Metropolitliği de yapan Harisiadis, büyük bir tedirginlik içinde yaptığı konuşması sırasında konuşmalarının yanlış anlaşılmaması için sık sık gazetecileri uyarmıştır. 1971 yılında özel teşebbüse ait fakülteler kapandığında okulun da kapandığını belirten Harisiadis konuşmasını şöyle sürdürmüştü:</p>
<p>&#8220;Özel fakülteler kapsamına bizim okulumuz girmiyordu. Okulun özel (!?) bir statüsü vardı. Okul, lise sonrası 4 yıl eğitim vermesine rağmen lise tedrisatı veren okullar kapsamındaydı(?). Bu nedenlerle okul yüksek okul sınıfına dahil edilemez. Okulun açılmasına izin verilmelidir(31).&#8221;</p>
<p>27 Nisan 1996 Cumartesi günü Avrupa Parlamentosu&#8217;ndan sağ partilerin oluşturduğu Hıristiyan Demokrat Grup üyesi 20 parlamenter, Fener Rum Patrikhanesi&#8217;ni gizlice ziyaret ederek 11 saat süren bir toplantı yaptılar. Görüşmede Patrikhane&#8217;nin statüsü, Heybeliada Ruhban Okulu&#8217;nun açılması, Türk Yunan ilişkileri ve Türkiye&#8217;nin AB üyeliği ve Türkiye&#8217;deki insan hakları ihlalleri(?) tartışıldı. Toplantı sırasında Patrik Bartholomeus, Başkanlığını AP Hıristiyan Demokrat Grup lideri ve Belçika eski Başbakanı Wilfried Martines&#8217;in yaptığı parlamenterlerden Heybeliada Ruhban Okulu&#8217;nun açılması konusunda destek istedi(32).</p>
<p>Okulu yeniden açma girişimlerine 1997 yılı sonlarına doğru yeniden hızlandırıldığı görülmektedir. Konuyu uluslar arası arenada gündeme getirmeye çalışan Patrik Bartholomeus, Türkiye&#8217;yi bir oldu-bitti ile karşı karşıya bırakmaya çalışmıştır.</p>
<p>Yanındaki 20 kişilik heyetle Yunanistan Hava Yolları&#8217;nın (Olympic) tahsis ettiği 400 kişilik Boeing 747 Jumbo jet uçağıyla 19 Ekim 1997&#8242;de ABD&#8217;ye giden Fener Rum Patriği Bartholomeos, bir ay süren gezisi sırasında görüştüğü ABD yetkililerinden Heybeliada Ruhban Okulu&#8217;nun açılması için Türkiye&#8217;ye baskı yapmalarını istemiştir(33).</p>
<p>Aynı gezide ABD başkanı Bill Clinton tarafından &#8220;300 milyon Ortodoks Hıristiyan&#8217;ın ruhani lideri&#8221; ve &#8220;ekümenik patrik&#8221; olarak tanıtılan Bartholomeos, &#8220;okulun açılmasını istediklerini ve bunun bir lüks değil, bir ihtiyaç olduğunu&#8221; belirtmiştir(34).</p>
<p>Hürriyet Gazetesi&#8217;nin 28 Kasım 1997 tarihli nüshasında yer alan Selin Çağlayan imzalı ve &#8220;Ruhban Okulu&#8217;na Formül Aranıyor&#8221; başlıklı haberde, 55. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti&#8217;nin 1971 yılında kapatılan Heybeliada Ruhban (Papaz) Okulu&#8217;nun tekrar açılması için girişim başlattığı belirtildi. 27 Kasım 1997 tarihinde toplanan MGK&#8217;na dayandırılan haberde şu ifadeler kullanıldı:</p>
<p>&#8220;&#8230; Ancak bu maddenin özel din okulu açmak isteyen diğer çevrelere de aynı fırsatı vermesi tedirginlik yaratıyor. Uzun süredir Bakanlar Kurulu&#8217;nun gündeminde bulunan Ruhban Okulu&#8217;nun açılabilmesi için yasa değişikliği önerisi hükümetteki muhafazakar bakanların &#8220;İmam Hatiplerin orta kısımları kapatılıp papaz okulu açılmaz. Biz seçmenimize ne deriz itirazına takılıyor. Bu nedenle gerekli imzalar bir türlü tamamlanamıyor.</p>
<p>Dışişleri Bakanlığı&#8217;nın Hükümete şu tavsiyelerde bulunduğu öğrenildi: Ruhban Okulu konusu Türkiye&#8217;nin dışarıdaki imajını gereksiz yere zedeliyor Okulun açılması Türkiye&#8217;nin dış ilişkileri açısından olumlu ve yararlı olacaktır Taviz vermiş durumuna düşmemek için bu konuda Amerikan Kongresi&#8217;nden gelmesi beklenen ciddi baskılar öncesinde bunun yapılması yararlıdır.</p>
<p>Türkiye&#8217;nin Lozan Antlaşması&#8217;na göre azınlıkların dine eğitiminin gerektiğinde ulusal yasalarda gerekli düzenlemeler yaparak sağlaması yükümlülüğü vardır.</p>
<p>Ruhban Okulu, İstanbul&#8217;daki Fener Patrikhanesi&#8217;ne din adamı yetiştirmek için kurulmuştur. Okul faaliyette olmadığı ve sadece Türk vatandaşı olan din adamlarının Patrikhane&#8217;de çalışma koşulu olduğu için Patrikhane din adamı sıkıntısı çekmektedir Bu nedenle çeşitli formüllerle Yunanistan&#8217;dan din adamı getirme yoluna gitmektedirler. Bu da aramızda yeni bir sorun yaratmaktadır(35).&#8221;</p>
<p>Başbakan Mesut Yılmaz&#8217;ın Aralık 1997&#8242;deki ABD gezisi sırasında Heybeliada Ortodoks Ruhban Okulu&#8217;nun yeniden öğrenime açılması konusu bir kez daha gündeme geldi. Amerika&#8217;nın &#8220;beklentisi&#8221; Başkan Yardımcısı Al Gore tarafından gündeme getirildi. Başbakan Yılmaz&#8217;ın bu beklentiye bağlayıcı bir cevap vermediği ifade edildi(36).</p>
<p>Bugünkü Hukuki Durumu</p>
<p>150. kuruluş yıldönümü törenlerindeki basın toplantısında Harisiadis, okulun açılması halinde eğitimin nasıl olacağını şöyle açıklıyordu: &#8220;Okul Patrikhane&#8217;ye bağlı olacak ve denetimini Milli Eğitim Bakanlığı yapacak. 100 Öğrenciye eğitim verebilecek kapasitemiz var. Müfredat bir konsey tarafından belirlenecek ve Milli Eğitim Bakanlığı&#8217;na sunulacak. Öğretmenler de yine aynı konsey tarafından belirlenecek ve atamalar Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yapılacak(37).&#8221;</p>
<p>Harisiadis&#8217;in sözleri arasında yer alan ve okula &#8220;yabancı&#8221; öğrenci kabul edilmesini de öngören istek ise tüm bu laf kalabalığı arasında kaybolup gidiyordu. Uzayda yaşamadığına göre Harisiadis, tüm bunları söylerken kuşkusuz Türkiye Cumhuriyeti Devleti&#8217;nde yüksek okulların kuruluş koşullarını ve bu koşulların Anayasa&#8217;nın 130 ve 132. maddeleriyle belirlendiğini çok iyi biliyordu. Özellikle de dini özerkliğe sahip bir okulun kurulması için anayasa&#8217;nın 130. maddesinin değişmesi gerekliydi.</p>
<p>Fener Rum Patriği Bartholomeos da yazılı verdiği bir mülakatta bu konuda şunları söylemiştir: &#8220;İstanbul&#8217;da cemaatimiz sayısının çok azalmış olması ve de Heybeliada&#8217;daki Ruhban Okulu&#8217;nun 1971 yılından beri kapalı tutulması(?)ndan dolayı, Patrikhanemiz günümüzde zor bir yaşam mücadelesi vermektedir Ruhban Okulu&#8217;nun açılması ve de orada okuyacak yabancı tabiyetli öğrencilerden mezuniyet/erini müteakip, kurumumuzda kalmayı arzu edenlerin Türk tabiyetine geçişlerinin kabulü konularında Patrikhane olarak müteaddit defalar hükümetimize ricalarda bulunduk(38).</p>
<p>Bilindiği gibi 130. madde, bilimsel özerkliğe sahip üniversitelerin devlet tarafından kanunlarla kurulmasını emretmektedir. Dini özelliğe sahip bir okulun kurulması için bu maddenin değiştirilmesi gerekir. Anayasa&#8217;nın 132. maddesi ise, sadece, Türk Silahlı Kuvvetleri ve Emniyet Teşkilatı&#8217;na bağlı özel yüksek öğretim kurumları açılabilir, demektedir. Ruhban Okulu bu maddenin de kapsamı dışındadır.</p>
<p>Yukarıda ortaya koyduğumuz faaliyetleri dikkate alındığında Ruhban Okulu&#8217;nun, Milli Eğitim Bakanlığı ya da Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK)&#8217;na bağlı olarak faaliyet göstermesi istenmektedir. Araştırmacı yazar Aytunç Altındal&#8217;ın ifadeleriyle, &#8220;özel ve özerk statüde bir Hıristiyan Ruhban Yüksek Okulu kurmak istemektedirler. Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin yasalarını karıştırmayın demektedirler Biz bu okulu liseden sonra bir yıl eğitim verecek, uluslararası statüye tabi olarak kurmak istiyoruz demektedirler. Böyle dayanıksız bir noktadan başlattıkları hareket, bir sonuç vermeyince de, bizi insan haklarını ihlal etmekle suçlamaktadırlar. Bunun bir sonraki aşaması, Ayasofya&#8217;yı Ortodoksların ibadetine açma talebi olacaktır(39).</p>
<p>Nitekim 1998 yılının Aralık ayında, Vakıflar Genel Müdürlüğü &#8220;Türk devleti aleyhinde propaganda ve yolsuzluklar yaptığı&#8221; gerekçesiyle Heybeliada Ruhban Okulu Yönetim Kurulu&#8217;nu feshetmiştir(40).</p>
<p>KAYNAK<br />
Güler, Ali-; Dünden Bugüne Yunan-Rum Terörü, Ocak Yayınları, Ankara 1999.</p>
<p>DİPNOTLAR<br />
1) Y. Benlisoy-E. Macar, Fener Patrikhanesi, Ayraç Yayınları, Ank., 1996, s. 67. Patriğin yazlık köşkü de okulun bünyesindedir. N. Sevinç, Ajan Okulları, İst., 1975, s. 208.<br />
2) Ö. Kalpakçıoğlu, Yunan&#8217;dan Dost Olmaz, İst., 1993, s. 242-243.<br />
3) M. Hatipoğlu, Yakın Tarihte Türkiye ve Yunanistan 1923-1954, Ank., 1997, s. 278-279.<br />
4) Ö. Kalpakçıoğlu, a.g.e., s. 233.<br />
5) M. Hatipoğlu, a.g.e., s. 280.<br />
6) Ö. Kalpakçıoğlu, a.g.e., s.<br />
7) A. Sofuoğlu, Fener Rum Patrikhanesi ve Siyasi Faaliyetleri, İst., 1996, s. 164.<br />
 <img src='http://www.turk-yunan.gen.tr/wp-includes/images/smilies/icon_cool.gif' alt='8)' class='wp-smiley' /> M. Hatipoğlu, a.g.e., s. 281-282.<br />
9) Bu gelişmeler ve Athenegoras&#8217;ın hayatı, faaliyetleri hakkında ayrıntılı bilgi için bkz., Ö. Kalpakçıoğlu, a.g.e., s. 240 vd. A, Sofuoğlu, a.g.e., s. 164 vd. M. Hatipoğlu, a.g.e., s. 281 vd. İ. Soysal, Soğuk Savaş Dönemi ve Türkiye Olaylar Kronolojisi (1945-1975), İst., 1997, s. 70.<br />
10) İ. Soysal, a.g.e., s. 70.<br />
11) Ö. Kalpakçıoğlu, a.g.e., s. 243,<br />
12) Ö. Kalpakçıoğlu, a.g.e., s. 243.<br />
13) Ö. Kalpakçıoğlu, a.g.e., s. 243-244.<br />
14) Şahin, s. 231; A. Sofuoğlu, a.g.e., s. 194.<br />
15) Ö. Kalpakçıoğlu, a.g.e., s. 235-236. 1972 yılına kadar Patriklik yapan Athenegoras, Temmuz 1972&#8242;de Heybeliada Ruhban Okulu&#8217;nda düşerek felç oldu ve öldü. (Bkz: Y. Benlisoy-E. Macar, a.g.e., s. 55).<br />
16) Şahin, 232. Bu dönemde Türk Hükümeti&#8217;nin Patrikhane ve Rum azıklık okullarını olması gereken hukuki statülerine sokma çabalarını diğer örnekleri için S. Şahin ve A. Sofuoğlu&#8217;nun eserlerinde yeterli bilgi vardır.<br />
17) M.H. Vahapoğlu, Osmanlılardan Günümüze Azınlık ve Yabancı Okullar, Yönetimleri Açısından, Ank., 1990, s. 66.<br />
18) M.H. Vahapoğlu, a.g.e., s. 166-167.<br />
19) Bkz: Düstur, 5. Tertip, 4. Cilt, 3. Kitap, s. 2847 vd.<br />
20) Anayasa Mahkemesi Kararları Dergisi, Sayı: 9, Ank., 1972, s. 131.<br />
21) Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı: 9, s. 153.<br />
22) G. Calan, &#8220;Fener Patrikhanesi Vatikan Olma Yolunda&#8221;, Nokta, 4-10 Eylül 1994, s. 31; A. Gül&#8217;ün değerlendirmesi; A. Sofuoğlu, a.g.e., s. 26.<br />
23) A. Sofuoğlu, a.g.e., s. 26.<br />
24) Bkz., Y. Akyüz, Türk Eğitim Tarihi Başlangıçtan 1988&#8242;e, 3. bsk., Ank., 1989, s. 417.<br />
25) Bkz., Y. Benlisoy-E. Macar, a.g.e., s. 66-67.<br />
26) The Greek Minority Of İstanbul And Greek-Turkish Relations, Athens, 1992, s. 236, Appendix C.<br />
27) A Alexandris, a.g.e., s. 326 vd. Tabloda 1920/21 ve 1958/59 yılları için sadece toplam okul sayıları verilmiş, toplam öğrenci sayıları gösterilmemiştir.<br />
28) A. Sofuoğlu, a.g.e., s. 215.<br />
29) G. Calan, a.g.m., s. 28.<br />
30) G. Calan, a.g.m., s. 31.<br />
31) G. Calan, a.g.m., s. 27.<br />
32) Türkiye, 29.4.1996.<br />
33) Türkiye, 20.10.1997.<br />
34) Türkiye, 24.10.1997.<br />
35) Benzer bir değerlendirme için bkz.: Ö. Hersan, &#8220;Yunanistan&#8217;a Jest Hazırlığı&#8221;, Sabah Gazetesi, 20.09.1997.<br />
36) Hürriyet, 21.12.1997.<br />
37) G. Calan, a.g.m., s. 27.<br />
38) H. Şentürk, &#8220;Fener&#8217;in Sinyalleri&#8221;, Panorama, 20-26 Nisan 1994, s. 27.<br />
39) &#8220;Statü Meselesi Sorunlar&#8221;, Nokta, 4-10 Eylül 1994, s. 30.<br />
40) Posta, 11.12.1998.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turk-yunan.gen.tr/onemli-sorular-ve-yanitlar/heybeliada-ruhban-okulu-nedir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Patrikhane&#8217;nin bugünkü faaliyetleri nelerdir?</title>
		<link>http://www.turk-yunan.gen.tr/onemli-sorular-ve-yanitlar/patrikhanenin-bugunku-faaliyetleri-nelerdir.html</link>
		<comments>http://www.turk-yunan.gen.tr/onemli-sorular-ve-yanitlar/patrikhanenin-bugunku-faaliyetleri-nelerdir.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Jun 2009 00:24:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Önemli Sorular ve Yanıtlar]]></category>
		<category><![CDATA[Patrikhane'nin bugünkü faaliyetleri nelerdir?]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turk-yunan.gen.tr/?p=574</guid>
		<description><![CDATA[PATRİKHANE&#8217;NİN BUGUNKU SİYASİ FAALİYETLERİ NELERDİR? Patrikhane, tarihte olduğu gibi bugün de Türkiye&#8217;nin aleyhinde pek çok çalışma yürütmektedir. Ruhban Okulu&#8217;nu yeniden açma girişimleri, &#8220;Ekümenik (Evrensel) Patriklik&#8221; iddiaları ve faaliyetleri, Patrikhane&#8217;nin günümüzdeki istek ve çalışmalarının başlıcalarını oluşturmaktadır. Patrikhane&#8217;nin günümüzdeki çalışmaları ile Yunanistan&#8217;ın Türkiye&#8217;ye yönelik yeni stratejileri arasında tam bir paralellik vardır. 2000&#8242;li yılların başında Yunanistan&#8217;ın Türkiye&#8217;ye yönelik [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>PATRİKHANE&#8217;NİN BUGUNKU SİYASİ FAALİYETLERİ NELERDİR?</p>
<p>Patrikhane, tarihte olduğu gibi bugün de Türkiye&#8217;nin aleyhinde pek çok çalışma yürütmektedir. Ruhban Okulu&#8217;nu yeniden açma girişimleri, &#8220;Ekümenik (Evrensel) Patriklik&#8221; iddiaları ve faaliyetleri, Patrikhane&#8217;nin günümüzdeki istek ve çalışmalarının başlıcalarını oluşturmaktadır. Patrikhane&#8217;nin günümüzdeki çalışmaları ile Yunanistan&#8217;ın Türkiye&#8217;ye yönelik yeni stratejileri arasında tam bir paralellik vardır.<br />
<span id="more-574"></span></p>
<div class="alignleft">
<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-2087985575086194";
/* 250x250, oluşturulma 21.06.2009 */
google_ad_slot = "9518632287";
google_ad_width = 250;
google_ad_height = 250;
//-->
</script><br />
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script>
</div>
<p>2000&#8242;li yılların başında Yunanistan&#8217;ın Türkiye&#8217;ye yönelik politika ve stratejileri çok yönlü olarak ele alınmalıdır. Son 10 yıl içinde, Yunan devlet adamları ve Yunan &#8211; Rum basını, Megalo İdea&#8217;ya yeni bir yorum getirerek; Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile bir ortak savunma doktrini geliştirmişler, Rusya, Ermenistan, İran, Suriye, Arnavutluk ve Bulgaristan&#8217;la savunma ve askeri işbirliği antlaşmaları imzalamışlar, Balkanlarda Sırplar ve Rusya ile bir &#8220;Ortodoks ittifakı&#8221; oluşturmuşlar, Türkiye&#8217;deki teröre, özellikle bölücü PKK terörüne destek vermişler, bütün bunların yanında bir argüman olarak &#8220;Pontus&#8221;konusunu ve &#8220;Fener Rum Patrikhanesi&#8221;ni ön plana çıkarmışlardır(1).</p>
<p>Türkiye&#8217;yi &#8220;kuşatma&#8221;ya ve uluslar arası sistemden soyutlamaya yönelik bu stratejilerin önemli bir boyutu olarak gündeme taşınan Fener Rum Patrikhanesi, 1990&#8242;dan itibaren şu dört önemli hedefi gerçekleştirmek için açıkça çalışmaktadır:</p>
<p>1. Ekümenik unvanını alarak, 1500-2000 kişilik bir cemaatin &#8220;Azınlık Kilisesi&#8221;nin dini makamı olmaktan çıkarak, Vatikan benzeri özel ve özerk bir evrensel, siyasi-dini makam haline gelmesi,</p>
<p>2. 1971 yılında kapatılan Heybeliada Ruhban (Papaz) Okulu&#8217;nu açmak, buraya yabancı öğrenci de almak,</p>
<p>3. Ayasofya&#8217;nın tekrar kilise haline getirilerek, ibadete açılması,</p>
<p>4. Patrik seçiminde, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak zorunluluğunu kaldırtmak.</p>
<p>Yunanistan&#8217;ın sağladığı özel bir uçakla Vatikan&#8217;a giderek Katolik dünyasının ruhani lideri Papa 2. Jean Paul ile görüşen(2), Yunanistan&#8217;da askeri törenlerle karşılanan(3), ABD Başkanı Clinton tarafından Devlet Başkanlarına düzenlenen bir protokolle ağırlanan(4), adı New York&#8217;ta sokaklara verilen(5), Amerika&#8217;da, ilk kez &#8220;Başkomutan ve İlk Başkan&#8221; George Washington&#8217;a verilmiş bulunan &#8220;Amerikan Kongresi Onur Madalyası&#8221;nı alan(6) ve nihayet gittiği bütün bu sözde gezilerde de Türkiye&#8217;yi dünya kamuoyuna şikayet ederek, &#8220;Türkiye&#8217;de hak arayamadıklarını ve ikinci sınıf insan muamelesi gördüklerini&#8221; iddia eden(7) Fener Rum Patriği Bartholomeos&#8217;un Lozan&#8217;da oluşturulan hukuki statü gereği, bugün için nüfusları 1500-2000 kişi kalmış olan bir azınlık kilisesinin dini lideri gibi hareket etmediği ortadadır.</p>
<p>Bu bağlamda; İngiltere Kraliçesi Elizabeth&#8217;in Kocası Prens Philip&#8217;in başkanı olduğu Doğal Hayatı Koruma Vakfı&#8217;nın Patmos Adası&#8217;nda, &#8220;Bizans bayrakları&#8221; altında düzenlenen ve &#8220;Bizans ikonaları&#8221; konusunda araştırma ödülü ilan edilen &#8220;Vahiy ve Çevre Sempozyumu&#8221;(8), Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı&#8217;nın düzenlediği &#8220;Hoşgörü&#8221; toplantılarındaki görüntüler(9) ve &#8220;Karadeniz&#8217;i Kurtaralım&#8221; sloganı ile başlatılan ve Elefteros Venizelos adlı Yunan gemisiyle Karadeniz sahillerindeki şehirlerde uygulanan Pontus Devleti&#8217;ni diriltme amacına yönelik &#8220;Din, Bilim ve Çevre Sempozyumu&#8221; (20 Ekim 1997) gibi etkinlikler, Fener Rum Patriği Bartholomeos&#8217;un amaçlarına hizmet edecek şekilde kullanılmıştır.</p>
<p>Heybeliada Ruhban Okulu&#8217;nun ne amaçla açılmak istendiğini anlamak için, okulun geçmişte nasıl bir rol üstlendiğini bilmek gerekir. Okulun faaliyette bulunduğu 127 yıl içinde mezun ettiği ve 12&#8242;si Patriklik, 343&#8242;ü Piskoposluk makamlarına oturan 930 öğrencinin faaliyetleri incelendiğinde de okulun rolü ortaya çıkmaktadır.</p>
<p>Fener Rum Patrikhanesi, Türk-Yunan ilişkileri ve büyük devletlerin özellikle Balkan Politikaları ve bölgedeki nüfuz mücadeleleri çerçevesinde bir ileri karakol gibi kullanılmıştır ve kullanılmaktadır.</p>
<p>Milli Mücadele yıllarında adeta bir terör örgütü gibi çalışan okul, Yunanistan&#8217;ın Anadolu&#8217;yu işgali sırasında önemli bir terör merkezi olmuştur. O dönemin Patrik Vekili Doroteos Mamelis, Trabzon Metropoliti Hrisantos, Samsun Metropoliti Germanos, İzmir Metropoliti Hrisostomos, Edirne Metropoliti Palikaryos adeta terör örgütlerinin liderleri gibi çalışmışlardır. Bütün bu isimler, Heybeliada Ruhban Okulu mezunudurlar. Sonraki dönemlerde; Türkiye Cumhuriyeti aleyhinde faaliyet gösteren Patrik Athenegoras, Metropolitler Emilyanos, Meliton, Baş Piskopos Makarios da bu okuldan mezun olmuşlardır. 1971&#8242;de okulun bir Türk üniversitesine bağlanmasına karşı çıkılarak kapatılmasının gerçek sebebi, Heybeliada ruhban Okulu&#8217;nun Türkiye aleyhine faaliyetleridir.</p>
<p>KAYNAK<br />
Güler, Ali-; Dünden Bugüne Yunan-Rum Terörü, Ocak Yayınları, Ankara 1999.</p>
<p>DİPNOTLAR<br />
1) Bu stratejiler aşağıda ayrıntılı olarak ele alınmıştır.<br />
2) Hürriyet, 28.6.1995.<br />
3) Akşam, 29.10.1997<br />
4) Akşam, 21.10.1997.<br />
5) Akşam, 27.10.1997.<br />
6) Akşam, 23.10.1997.<br />
7) Yunanistan&#8217;da yayınlanan To Vima Gazetesi&#8217;ne verdiği demeç; Türkeli, 11.10.1996.<br />
 <img src='http://www.turk-yunan.gen.tr/wp-includes/images/smilies/icon_cool.gif' alt='8)' class='wp-smiley' /> Akşam, 20.10.1995.<br />
9) Türkeli, 11.110.1997.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turk-yunan.gen.tr/onemli-sorular-ve-yanitlar/patrikhanenin-bugunku-faaliyetleri-nelerdir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türk-Yunan ilişkilerinde patrikhane&#8217;nin yeri nedir?</title>
		<link>http://www.turk-yunan.gen.tr/onemli-sorular-ve-yanitlar/turk-yunan-iliskilerinde-patrikhanenin-yeri-nedir.html</link>
		<comments>http://www.turk-yunan.gen.tr/onemli-sorular-ve-yanitlar/turk-yunan-iliskilerinde-patrikhanenin-yeri-nedir.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Jun 2009 00:23:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Önemli Sorular ve Yanıtlar]]></category>
		<category><![CDATA[Türk-Yunan ilişkilerinde patrikhane'nin yeri nedir?]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turk-yunan.gen.tr/?p=572</guid>
		<description><![CDATA[TÜRK-YUNAN İLİŞKİLERİNDE PATRİKHANENİN YERİ NEDİR? Mondros Mütarekesi&#8217;nden sonra özel olarak İstanbul, genel olarak Türkiye&#8217;deki Rum-Yunan faaliyetleri İstanbul&#8217;daki Fener Rum Patrikhanesi&#8217;nden yönetilmiştir. Patrikhane, başta siyasi faaliyetler olmak üzere, terör örgütlerinin teşkilatlandırılması, çetelerin desteklenmesi, gösterilerin düzenlenmesi, kültürel çalışmaların yürütülmesi, propagandanın yaygınlaştırılması gibi işleri yapan bir kuruluş durumundaydı. Hatıralarında Patrikhane&#8217;den &#8220;fesat ve nifak yuvası&#8221; olarak bahseden Rauf Orbay(1) [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>TÜRK-YUNAN İLİŞKİLERİNDE PATRİKHANENİN YERİ NEDİR?</p>
<p>Mondros Mütarekesi&#8217;nden sonra özel olarak İstanbul, genel olarak Türkiye&#8217;deki Rum-Yunan faaliyetleri İstanbul&#8217;daki Fener Rum Patrikhanesi&#8217;nden yönetilmiştir. Patrikhane, başta siyasi faaliyetler olmak üzere, terör örgütlerinin teşkilatlandırılması, çetelerin desteklenmesi, gösterilerin düzenlenmesi, kültürel çalışmaların yürütülmesi, propagandanın yaygınlaştırılması gibi işleri yapan bir kuruluş durumundaydı.<br />
<span id="more-572"></span></p>
<div class="alignleft">
<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-2087985575086194";
/* 250x250, oluşturulma 21.06.2009 */
google_ad_slot = "9518632287";
google_ad_width = 250;
google_ad_height = 250;
//-->
</script><br />
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script>
</div>
<p>Hatıralarında Patrikhane&#8217;den &#8220;fesat ve nifak yuvası&#8221; olarak bahseden Rauf Orbay(1) Birinci Dünya Savaşı&#8217;ndan sonraki uygun ortamdan yararlanan azınlıkların Patrikhane etrafında kurdukları teşkilatlarla Osmanlı Hükümeti&#8217;ne karşı vaziyet alacak kadar ileri gittiklerini ifade etmektedir(2).</p>
<p>1918&#8242;li yıllarda Patrikhane&#8217;nin böyle bir merkez durumuna gelmesinde, burasının Yunanistan&#8217;ın Türkiye üzerindeki emellerinin gerçekleştirilmesi yolunda çok uygun bir kuruluş olması başlıca rolü oynamıştır. Çünkü, Rum Ortodoks Kilisesi, Yunan tarihinde önemli bir fonksiyona sahipti.</p>
<p>İstiklalini kazanan ve bir hayli de genişleyen Yunanistan, hedefine ulaşabilmek için doğudaki büyük Türk potansiyelini yalnız Yunan Kilisesi ile etki altına almayacağını biliyordu. O nedenle, Yunan tarihinde önemli bir fonksiyonu bulunan Rum Ortodoks Kilisesi&#8217;ni Türkler&#8217;e karşı tahrik ve baltalama aracı olarak kullanma kararı almıştır. 1908&#8242;de II. Meşrutiyetin ilanı üzerine faaliyetlerini artıran Patrikhane, Venizelos&#8217;un siyasi programının birinci maddesi olmuştur.</p>
<p>Bizans&#8217;ı ihya etmek, bu hülyayı milli bir siyaset haline getirmek için Fener Patrikhanesi&#8217;nin faaliyet ve tahriklerine ihtiyaç vardı. Patrikhane&#8217;nin daha önceki büyük hizmetleri bilinmekteydi. Venizelos bu konudaki düşüncelerini; &#8220;Patrikhane, Yunanistan&#8217;ın emrine girmelidir; bu suretle birleşmiş bir Patrikhane&#8217;nin ilerideki milli davalarda rolü pek büyük olacaktır&#8221; şeklinde ifade etmiştir.</p>
<p>Girit&#8217;teki başarılarından cesaret alan Venizelos, Yunan Başbakanlığı&#8217;na geçmek üzere Girit&#8217;ten ayrıldığı tarihte papaz kıyafetiyle gizlice İstanbul&#8217;a gelmiştir. Bir hafta süreyle İstanbul&#8217;da kalan Venizelos, Başbakanlığı döneminde uygulayacağı programa uygun bazı emirler vermiştir. Bu tarihten sonra Patrikhane, Venizelos&#8217;un ve Yunanistan&#8217;ın Türkiye&#8217;deki uygulama aracı haline gelmiştir. Toprak isteklerinin diğer Hıristiyan ülkelerce desteklenmesi için dini her zaman politik bir silah olarak kullanan Yunanistan, Fener Rum Patrikhanesi&#8217;nin desteğini de kazanmıştı(3).</p>
<p>Patrikhane&#8217;nin Yunanistan emellerine hizmet eden bir kuruluş durumuna gelmesi, daha 1910 yıllarında gerçekleşmiş bulunuyordu(4). Yunan Millet Meclisi&#8217;nde 5 Mart 1921&#8242;de yapılan bir tartışmada Dışişleri Bakanı Baltacis&#8217;in sözlerinden Patrikhane&#8217;nin Yunanistan&#8217;a nasıl hizmet ettiği çok iyi anlaşılmaktadır. Baltacis, Patrikhane&#8217;ye hücumlarda bulunan Milletvekili Kampanis&#8217;e şu cevabı vermiştir:</p>
<p>&#8220;Yunan milleti bugün Fener Patrikhanesi&#8217;ne şükran borçludur. Onun geçmişteki mücadeleleri, Yunan milletini bu fütuhata nail ettirdi. Sözlerinizi geri alınız(5)!&#8221;</p>
<p>Patrikhane, Mondros Mütarekesini takip eden günlerde artık &#8220;Sen Sinod&#8221; Meclisi Mukaddes Nizamnamesi&#8217;ni ikinci plana bırakarak doğrudan doğruya Yunan Başbakanı Venizelos&#8217;un temsilcisi sıfatıyla siyaset sahasına atılmıştı. Fakat Venizelos, Patrikhane&#8217;yi bu hali ile Anadolu&#8217;da başarmak istediği büyük işler için yeterli görmüyordu. O nedenle Patrikhane&#8217;nin yeniden düzenlenerek aktif bir duruma gelmesi sağlandı.</p>
<p>Siyasi Temsilci Kanelopulos, Patrikhane ile diğer Rum kuruluşlarını kısa bir süre içinde birleştirmeyi başardı. Kanelopulos, Venizelos&#8217;tan aldığı emre göre; Patrikhane&#8217;yi hazır duruma getirdi, basın organlarını idare etti ve örgütleri faal bir duruma getirdi(6).</p>
<p>Patrikhane&#8217;deki çalışmalar için hiç bir yardımdan kaçınmayan Venizelos, Yunan İstihbarat Servisi ödeneğinden bir kaç milyon Drahmi ile Amerika&#8217;da oturan İstanbullu Niçepulos&#8217;un bağışladığı 4 milyon Drahmi&#8217;yi ve Yunanistan İçişleri Bakanlığı&#8217;nın Anadolu ve Rumeli göçmenlerinin yerleştirilmesi için ayırdığı 500 bin Drahmiyi Partikhane&#8217;nin emrine verdi(7).</p>
<p>Parasal alt yapı oluşturulduktan sonra Patrikhane&#8217;nin yönetim bakımdan düzenlenmesi gerçekleştirildi. Bu amaçla, ilk iş olarak Karamanlı olan Patrik uzaklaştırıldı ve yerine 1919 Kasım&#8217;ında Doroteos getirildi. Böylece Patrikhane, Osmanlı Hükümeti&#8217;nden bağlantısını kesmeye başladı(8).</p>
<p>Ocak 1919&#8242;da İstanbul ve çevresindeki kiliselere bir emir gönderen Patrikhane, Osmanlı devletinin kanunlarına göre yapılan &#8220;İhtiyar Heyeti&#8221; seçimi yöntemini kaldırarak, Rumların kendi cemaatlarına özel olarak &#8220;muhtar&#8221; ve &#8220;ihtiyar&#8221; meclisi seçimleri yöntemini getirmiştir(9).</p>
<p>Ayrıca, Patrikhane&#8217;nin cismani ve ruhani kadrosunun da takviye edilmesi gerekiyordu. Bu amaçla, Drama, Amasya, Ankara, İnoz (Enez), Vize, Çanakkale, Trabzon ve Kayseri Meropolitleri İstanbul&#8217;a getirilerek Ruhani Meclis&#8217;e geçici üye sıfatıyla kaydedildi. Patrikhane bu uygulamasında Osmanlı Hükümeti&#8217;ne karşı hiçbir bağlılık kaydı göstermeyerek bağımsız hareket ediyor; bazı konularda Venizelos&#8217;un fikir ve emirlerini almakla yetiniyordu. Buna bir örnek olmak üzere, 1918 sonları ile 1919 başlarındaki &#8220;Patrik Seçimi&#8221; ile ilgili gelişmeleri hatırlatmak yararlı olacaktır.</p>
<p>Bu dönemde Osmanlı Hükümeti Adliye ve Mezhepler Bakanlığı&#8217;nın tüm uyarılarına rağmen Patrik seçiminin bir türlü yapılmadığı ve bu seçime Yunanistan&#8217;la Osmanlı toprakları dışındaki bazı metropolitlerin de katılması için uğraşıldığı görülmektedir. Hükümetin uyarılarına karşılık Patrikhane, Aralık 1918&#8242; de konunun Wilson Prensipleri&#8217;ne bağlı olduğunu ve bu nedenle de Patrik seçiminin bir süre ertelendiğini bildirerek cevap vermiştir(10).</p>
<p>Rum Patrikhanesi Nizamnamesi&#8217;ne göre eski patriğin ölümü ve Patrik vekilinin tayininden kırk gün sonra yeni Patriğin seçilmesi gerekirken(11), Rum Patrikhanesi buna yanaşmamaktadır. Hükümet, 12 Aralık 1918&#8242;de Patrikhane&#8217;ye bir yazı daha göndererek yeni Patriğin niçin seçilmediğini tekrar sormuş(12). Patrikhane, buna &#8220;milletin geçirmekte olduğu olağanüstü durum dolayısıyla patrik seçiminin ertelenmesinin zorunlu olduğu&#8221; cevabını vermiştir(13).</p>
<p>Yürürlükteki kanun ve düzenlemelere uymayan Patrikhane, sudan bahanelerle Patrik seçimini geciktiriyor ve Osmanlı Hükümetine karşı herhangi bir sorumluluk duymuyordu. Dini kisvesinden sıyrılan Patrikhane, Yunanistan&#8217;ın Türkiye&#8217;deki bir otoritesi haline gelmiş bulunuyordu.</p>
<p>Yunan Ordusunun Edirne&#8217;yi alıp, Çatalca&#8217;ya doğru ilerlemesi üzerine Rum Patrikhanesi, o bölgede bulunan Rum Metropolit ve papazlarına Yunan askerleri geldikçe karargahlarına gidip kendilerini takdis etmelerini emretmişti. Edirne Metropoliti Polikaryos, Trakya&#8217;da bulunan pek çok papazı da yanına alarak Atina&#8217;ya kadar gitmiş ve orada Edirne&#8217;yi kurtardığından dolayı Venizelos&#8217;a teşekkür etmiş ve ona uzun ömürler dilemiştir(14).</p>
<p>Doktor, öğretmen, eczacı, müfettiş, yazar, tercüman, mühendis gibi aydınlardan oluşan büyük bir kuruluşla faaliyet gösteren ve bini aşkın merkez hizmetlisi olan Patrikhane, 1919 yılı ortalarına gelindiğinde bağımsızlığını ilan etmişti. Temmuz 1919&#8242;da kapısının üzerine çifte kartallı &#8220;Bizans Bayrağı&#8221;nı asan Patrikhane, bütün işlerini, birinci derecede İstanbul Yunan Siyasi Temsilciliği, ikinci derecede ise müttefik temsilcileri ile görmeye başlamıştı(15).</p>
<p>Patrikhane&#8217;nin bu dönemde gösterdiği her türlü faaliyette başlıca rolü, Patrik V. Germanos&#8217;un yerine &#8220;Locum Tenens(Patrik Vekili)&#8221; olarak tayin edilen Bursa Metropoliti Doroteos Mamelis oynuyordu.</p>
<p>Doroteos&#8217;un Patrik Vekilliğine seçilmesi İngiltere tarafından da desteklenmişti. Lord Granville onun hakkında 23 Kasım 1918&#8242;de Balfour&#8217;a gönderdiği raporda; &#8220;Bursa Metropoliti Locum Tenens Doroteos, gözüpek, azimli ve zeki bir papazdır. Patrikhane&#8217;nin imtiyazlarının Jön Türkler tarafından feshedilmesini her şeyden önce Bab-ı Ali nezdinde protesto etmiş, Bab-ı Ali ile Patrikhane arasında imza edilmiş olan 1897 anlaşması ile kurulan hukuki durumun iadesi için de ısrarda bulunmuştur&#8221; demektedir. Lord Granville, aynı raporunda; Doroteos&#8217;un &#8220;daha sonra da Türkiye Ortodoks Rumları&#8217;nın dava ve haklarının tanınmasını Patrikhane adına savunma göreviyle Avrupa&#8217;ya gitmek üzere başpapazlarla papazlardan kurulu muhtelif murahhaslar heyeti tayin ettiğini&#8221; eklemektedir(16).</p>
<p>Rum çetelerinin faaliyetlerinde önemli paya sahip olan Doroteos&#8217;un asıl önemi, politik alanda oynadığı roldü. Çünkü O, 9 Mart 1919 da &#8220;Patrikhane ile Osmanlı Hükümeti arasındaki münasebetleri kesen ve Rumları tebaa görevlerinden affeden&#8221; bildiriyi yayınlayan kişiydi.</p>
<p>Doroteos aynı zamanda, Ermeni Patriği ile birlikte, Türkiye&#8217;deki asayişsizlikten, Türklerin &#8220;milli savunma bahanesiyle Hıristiyanlara saldıracaklarından, Anadolu&#8217;da teşkilatlanmakta olan millicileri hükümetin desteklediğinden&#8221; bahseden bir dilekçeyi 3 Temmuz 1919&#8242;da İngiliz Yüksek Komiserliği&#8217;ne vererek önlem alınmasını istemişti(17).</p>
<p>Mavri Mira Örgütünün başkanlığını yapan Ermeni Patriği Zaven Efendi ile birlikte 17 Ekim 1919&#8242;da bütün Türkiye&#8217;nin işgal edilmesini isteyen, 14 Şubat 1920 günü &#8220;Lloyd George&#8217;a İstanbul için Yunan mandasını teklif eden de Doroteos Mamelis&#8217;ti(18).</p>
<p>Bir ara Rumların çıkarlarını savunmak için Paris&#8217;e giden Patrik Vekili Doroteos, oradan dönüşünde Atina&#8217;ya uğramış ve Pire&#8217;den İstanbul&#8217;a Yunan kruvazörleri ile gelmişti(19).</p>
<p>Doroteos&#8217;un Paris&#8217;ten dönerken Atina&#8217;da kendisini karşılayanlara yaptığı konuşma, hem kendi zihniyetini, hem de Patrikhane&#8217;nin gerçek durumunu aydınlatması bakımından önemlidir. Patrik Vekili, bu konuşmasında şunları söylemiştir:</p>
<p>&#8220;Patrikhane yalnız emellerini korumakla yetinmedi, fakat milletle birleşerek bu hedefe varılması için el altından tahrik etti ve her zaman Türk&#8217;ten ilk darbeyi o yedi. Kuduran Türkler ilk darbelerini hep Patrikhane&#8217;ye indirdiler. Rum Milletinin bağırsaklarını söktüler. Cellatların darbeleri altında can vermiş din adamlarımızı şehit olarak gösteriyorum. Fakat, şimdi muzaffer İtilaf orduları ile Yunanlılar bu eski dünyayı yıkıyorlar(20).&#8221;</p>
<p>Doroteos zamanında propagandaya da önem veren Patrikhane, Yunanca ve Fransızca olarak yayınlanan &#8220;Kara Kitap&#8221;ta Türkler&#8217;in zalim(!) idarelerine dair belgeler yayınlamıştır. Türkiye&#8217;deki Rum okullarında Türkçe&#8217;nin yasaklanması da onun zamanında gerçekleşmiştir.</p>
<p>Paris Barış Konferansı&#8217;na sunulmak üzere hazırlanan ve 500 yıldan beri esir bulunan Türkiye Rumları&#8217;na bağımsızlık verilmesini öngören kararlar da Doroteos&#8217;un zamanında alınmıştır(21). Bütün bunlar, onun propagandaya ne kadar önem verdiğini göstermektedir.</p>
<p>Patrikhane Anadolu&#8217;dan &#8220;baba mirası&#8221; diye bahsetmeye başlamıştı. Patrikhane&#8217;nin haftalık resmi dergisi Eklisiyastiki Alitya&#8217;da 2 Kasım 1918&#8242;de yayınlanan bir yazıda şöyle denilmektedir:</p>
<p>&#8220;Rum milletinin, eşitlik vaatleri ile avutulduğu günler geçti. Artık, Patrikhane imtiyazlarının devamına ait vaatlerle ilgilenecek kimse kalmadı. Bu nazariyeler devresi kapanmıştır. Büyük hastalıklara tesirli ilaçlar lazımdır. Bu devlet (Osmanlı İmparatorluğu) yıkılıyor, adi ve köhne vaatler tutmayacaktır. Milletimiz birçok yerlerde azınlık halinde bulunsa bile baba mirası üzerindeki sosyal ve tarihe haklarını kaybedemez. Biz dedelerimizin topraklarında ev sahibi olarak kalıyoruz ve kalacağız(22).&#8221;</p>
<p>Türkiye&#8217;deki bütün Rum faaliyetlerinin merkezi olarak çalışan Patrikhane&#8217;nin yaptığı önemli işlerden birisi de, &#8220;İtilaf filolarının İstanbul limanına gelişini kutlamak için Rum okulları müdürlerine okullarını üç gün tatil etmelerini emretmesi(23)&#8221; olmuştur.</p>
<p>Doroteos&#8217;un Patrik Vekilliği zamanında gerçekleştirdiği en önemli faaliyetlerden biri de, Rum okullarında devletin resmi dili olan Türkçe&#8217;nin okutulmasını yasaklamasıdır(24). Mütareke&#8217;den yaklaşık üç ay kadar sonra ruhani ve cismani meclislere aldırılan bu kararla Patrikhane, önce Rum okullarındaki Türkçe levhaları kaldırtmış(25), sonra da o zamana kadar yapılan çalışmaların doğal bir sonucu olarak, okullarda Türkçe eğitim yasaklanmıştır.</p>
<p>Fener Rum Patrikhanesi artık kendisini bağımsız saymakta, tamamen Türklük aleyhine çalışmakta ve Yunanistan&#8217;ın çıkarlarına hizmet etmektedir. Nitekim, 9 Mart 1919&#8242;te resmi bir bildiri yayınlayan Patrik Vekili Doroteos, &#8220;Patrikhane&#8217;nin Osmanlı Hükümeti ile ilişkisini kesmiş ve Rumları tebaa görevlerinden affetmiş&#8221;tir(26).</p>
<p>Bu arada Patrikhane, İstanbul&#8217;da tutuklu olan Rumların serbest bırakılması için girişimlerde bulunuyordu. Buna uygun olarak İstanbul&#8217;daki papazlara bir emir gönderilerek, kendi bölgelerinde meydana gelen &#8220;cinayetleri&#8221; bir deftere yazmaları istenmiş(27), bunun hemen ardından da hapiste tutuklu bulunan bazı Rumlar&#8217;ın serbest bırakılmaları için hükümete başvurulmuştur(28).</p>
<p>Hükümet bu istekleri kabul etmeyince, Patrikhane&#8217;nin İngiliz Komiserliği&#8217;ne müracaat ettiği anlaşılmaktadır. Bir gün İstanbul hapishanelerini teftişe çıkan İngiliz genel karargahının en güçlü şahıslarından birisi olan Kolenel (Albay) Heatchate Smythe, o gün azınlıklardan olan bütün mahpusları serbest bıraktırmıştır. Bunların arasında kendi ailesinden iki kişiyi öldüren bir Ermeni olduğu gibi, Tokatlıyan&#8217;ın önünde Hayri Paşanın oğlunu tabancayla sinsice vuran bir Rum da bulunmaktadır(29).</p>
<p>Alb. Smythe&#8217;in bu serbest bırakma olayını ve zaman gerçekleştirdiği H. Edip Adıvar&#8217;ın hatıralarından tam olarak belirlenemiyorsa da, bu olayın, Patrikhane&#8217;nin bu konudaki istekleriyle aynı döneme rastladığı sanılmaktadır.</p>
<p>Patrikhane&#8217;nin Rum tutuklularının serbest bırakılması için uğraşması, çete faaliyetleri ile de yakından ilgilidir. Çünkü bu insanlar, serbest bırakıldıktan sonra çeşitli bölgelerdeki Rum çeteleri ile Anadolu&#8217;yu işgale başlayan Yunan ordusuna alınıyorlardı.</p>
<p>Patrik Vekili Doroteos, İzmir&#8217;in işgali üzerine &#8220;Yunan ordularının Hıristiyanlık adına mukaddes cihad yaptıkları ve Türkiye&#8217;deki Rumların Yunan ordusuna katılması için&#8221; resmi bildiri yayınlamıştır. 1 Eylül l919&#8242;da yayınladığı bir başka bildiride de Yunan ordusunun Türklere karşı başarılarını överek, yerli Rumların Yunan ordusuna katılmaları emrini tekrarlamıştır. Patrikhane&#8217;nin emriyle sadece İzmir ve çevresinden değil, İstanbul Rumlarından birçoğu da İzmir&#8217;e giderek gönüllü olarak Yunan ordusuna yazılmışlardır(30).</p>
<p>İstanbul&#8217;da çeşitli bahanelerle pek çok Rum gösterisi yapılmıştır. Bölge kaymakamı her ne kadar taşkınlıkların ayak takımı Rumlar tarafından yapıldığını söylese de (31), gösterilerde Patrikhane büyük rol oynamıştır.</p>
<p>Patrikhane pek çok siyasi organizasyonlarda da bulunmuştur. Bu bakımdan dikkat çeken en önemli faaliyet, özellikle 1919 yılı ortalarından itibaren Osmanlı Hükümeti ile ilişkisini kesen Patrikhane&#8217;nin gerçekleştirmek istediği işlerde İstanbul&#8217;daki İtilaf Devletleri ve Yunan Temsilcilikleri&#8217;ne başvurmasıdır(32).</p>
<p>Patrikhane ile İtilaf Devletlerinin Temsilcilikleri arasındaki ziyaretler, ilişkileri iyice geliştirmiştir. 27 Aralık 1919&#8242;da Fransız temsilcisi Amiral Amet, Fener Rum Patrikhanesi&#8217;ne gelerek, Patrik Vekili&#8217;ne &#8220;iade-i ziyaret&#8221; yapmış ve Patrikhane&#8217;nin çeşitli dairelerini gezmiştir(33).</p>
<p>Bu dönemde Patrikhane&#8217;nin yaptığı en önemli siyasi faaliyet, çeşitli heyetler kurarak Paris Barış Konferansı&#8217;nda Anadolu&#8217;nun Yunanlılar&#8217;a verilmesi için girişimlerde bulunan Venizelos&#8217;u desteklemek olmuştur. Patrik Vekili Doroteos zamanında, &#8220;Rum Milletvekilleri&#8221; adı verilen 40 kişilik bir heyet 1919 Ekim&#8217;inde Fransa (Paris), İngiltere, İsviçre ve Yunanistan&#8217;a gitmiş, buralarda İstanbul&#8217;un Rumlara katılmasını istemişlerdir(34). Heyetin faaliyetlerinin verimli olduğu, Venizelos&#8217;un Patrikhane&#8217;ye bir müjde telgrafı çekmesinden(35) anlaşılmaktadır.</p>
<p>Paris Barış Konferansı&#8217;nda &#8220;Onlar Heyeti&#8221;nin 30 Mart 1919 da İzmir&#8217;i Yunanistan&#8217;a verme kararı almasında de Patrikhane&#8217;nin bu tür çalışmalarının rolü vardır. Bu kararın alınmasında, üç büyüklerin (Wilson, Lloyd George ve Celemenceau) 6 Mayıs kararında da olduğu gibi Rum Patrikhanesi&#8217;nin tahrif edilmiş nüfus istatistikleri etkili olmuştur(36).</p>
<p>Her türlü fırsatı değerlendiren Patrikhane, ileriye dönük yatırımlar yapmıştır. ABD Başkanı Wilson&#8217;un Avrupa&#8217;ya gelmesi üzerine Aralık 1918&#8242;de bir telgraf çeken Patrikhane, ona &#8220;karşılama iltifatı&#8221;nda bulunmuştur(37).</p>
<p>Mütareke&#8217;den sonraki günlerde, Patrikhane&#8217;nin önemli siyasi çalışmalarından birisi de, diğer azınlıklarla işbirliğinin kurulmasına çalışmak olmuştur. Rum Patrikhanesi, bu ilişkileri sağlamak için yaptığı Türk aleyhtarı toplantılara Ermenileri ve Ermeni Patriği Zaven Efendi&#8217;yi de sık sık çağırmıştır(38).</p>
<p>DİPNOTLAR<br />
* Lozan Konferansı&#8217;nın ilk dönem görüşmelerinin yapıldığı sırada 25 Aralık 1922&#8242;de Le Journal Gazetesi Muhabiri Paul Herriot&#8217;ya Çankaya&#8217;da verdiği demeç, Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri C: III., (1918-1937), İst., s. 57.<br />
1) &#8220;Rauf Orbay&#8217;ın Hatıraları&#8221;, Yakın Tarihimiz, C. I, s. 113; Behçet Kami de bu konuda şunları söylüyor; &#8220;Fakat, mademki İstanbul&#8217;da bir Patrikhane vardır ve Patrik Rumların başı idi, fesada nihayet gelmeyecekti&#8230;&#8221; Tarihimizde Rumlar, Patrikhane, Yunancılık, İst. 1341, s. 18.<br />
2) &#8220;Rauf Orbay&#8217;ın Hatıraları&#8221;, a.g.e., s. 84.<br />
3) Şahin, s. 162.<br />
4) Pontus Meselesi, s. 30.<br />
5) Şahin, s. 174.<br />
6) Pontus Meselesi, s. 32; Bayar; 1454-1455.<br />
7) Pontus Meselesi, s. 31.<br />
 <img src='http://www.turk-yunan.gen.tr/wp-includes/images/smilies/icon_cool.gif' alt='8)' class='wp-smiley' /> Şahin, s. 163.<br />
9) Âti, 12 Ocak 1919, s. 3<br />
10) Âti, 10 Aralık 1918.<br />
11) Âti, 23 Aralık 1919.<br />
12) Âti, 27 Aralık 1918, s. 3.<br />
13) Âti, 3 Ocak 1919.<br />
14) Şahin, s. 177.<br />
15) Pontus Meselesi, s. 31-32; Şahin, s. 163-164.<br />
16) İngiliz Belgeleri, s. 5.<br />
17) Tansel I., s. 88.<br />
18) Tansel I., s. 89.<br />
19) Şahin, s. 165.<br />
20) Tansel I., s. 85, Not: 23.<br />
21) Tansel I., s. 88.<br />
22) Sabah, 16 Kasım 1918; M.A. Ayni, Milliyetçilik, a.g.e., s. 311.<br />
23) Evkât, 23 Ocak 1919; M.A. Ayni, a.g.e., s. 310-311.<br />
24) Âti, 1 Şubat 1919, s. 3.<br />
25) Bu konuda da değerlendirme için bkz. Ati, 4 Şubat 1919, s. 4, &#8220;Rum Mekteplerinde Türkçe Tedrisat&#8221; başlıklı yazı.<br />
26) İngiliz Belgeleri, s. 51. Bu Patrik Vekili Doroteos, Londra&#8217;da vefat etmiş, cesedi Britanya &#8220;Centaur&#8221; harp gemisi ile getirilerek 11 Nisan 1921&#8242;de İstanbul&#8217;da gömülmüştür. Bkz. İngiliz Belgeleri, s. 52.<br />
27) Âti, 10 Aralık 1918; Ati Gazetesi bu tamimi &#8220;şaşılacak&#8221;, &#8220;garip&#8221; bir tamim olarak görmektedir; &#8220;biz bu tamimi şayân-ı sitiğrâb görürüz.&#8221;<br />
28) Âti, 12 Aralık 1918.<br />
29) H.E. Adıvar; Türk&#8217;ün Ateşle İmtihanı, 6. bsk., İst., 1982, s. 16.<br />
30) Şahin, s. 172.<br />
31) Tansel I., s. 86.<br />
32) Âti, 4 Ocak 1919, s. 3.<br />
33) Âti, 29 Aralık 1918, s. 3.<br />
34) HTVD., s. 11 (Mart 1955), Belge: 256.<br />
35) Şahin, s. 169.<br />
36) İngiliz Belgeleri, s. 50.<br />
37) Âti, 19 Aralık 1918, s. 2.<br />
38) Tansel I., s. 100. Bu dönemdeki Rum-Yunan-Ermeni işbirliği aşağıda ele alınmıştır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turk-yunan.gen.tr/onemli-sorular-ve-yanitlar/turk-yunan-iliskilerinde-patrikhanenin-yeri-nedir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yunanistan&#8217;daki insan hakları ihlalleri nelerdir?</title>
		<link>http://www.turk-yunan.gen.tr/onemli-sorular-ve-yanitlar/yunanistandaki-insan-haklari-ihlalleri-nelerdir.html</link>
		<comments>http://www.turk-yunan.gen.tr/onemli-sorular-ve-yanitlar/yunanistandaki-insan-haklari-ihlalleri-nelerdir.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Jun 2009 00:22:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Önemli Sorular ve Yanıtlar]]></category>
		<category><![CDATA[Yunanistan'daki insan hakları ihlalleri nelerdir?]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turk-yunan.gen.tr/?p=570</guid>
		<description><![CDATA[YUNANİSTAN&#8217;DAKİ İNSAN HAKLARI İHLALLERİ NELERDİR? Yunanistan, bağımsızlığını kazandığı 1830&#8242;dan bu yana, kendi topraklarında yaşayan azınlıklara yönelik asimilasyon ve göç ettirme politikasını sürdürmektedir. Yunanistan sınırları içindeki Türklerle ilgili en son düzenleme Lozan Antlaşması&#8217;nda yapılmış ve Türklerin hakları garanti altına alınmıştır. Ancak Yunanistan bu garantileri hiçe sayarak göç ettirmek veya asimile etmek suretiyle Batı Trakya Müslüman Türk [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>YUNANİSTAN&#8217;DAKİ İNSAN HAKLARI İHLALLERİ NELERDİR?</p>
<p>Yunanistan, bağımsızlığını kazandığı 1830&#8242;dan bu yana, kendi topraklarında yaşayan azınlıklara yönelik asimilasyon ve göç ettirme politikasını sürdürmektedir. Yunanistan sınırları içindeki Türklerle ilgili en son düzenleme Lozan Antlaşması&#8217;nda yapılmış ve Türklerin hakları garanti altına alınmıştır. Ancak Yunanistan bu garantileri hiçe sayarak göç ettirmek veya asimile etmek suretiyle Batı Trakya Müslüman Türk azınlığını tamamen eritmek için sistemli bir politika uygulamıştır.<br />
<span id="more-570"></span></p>
<div class="alignleft">
<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-2087985575086194";
/* 250x250, oluşturulma 21.06.2009 */
google_ad_slot = "9518632287";
google_ad_width = 250;
google_ad_height = 250;
//-->
</script><br />
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script>
</div>
<p>BATI TRAKYA TÜRKLERİ</p>
<p>Yunanistan, Lozan&#8217;a rağmen azınlık haklarını ihlal etmiştir. Antlaşmanın imzalandığı 1923&#8242;ten bu yana Batı Trakya&#8217;daki Türk azınlığa uygulanan insan hakları ihlalleri şöyle sıralanabilir:</p>
<p>a) Eğitim</p>
<p>Yunanistan ile Türkiye arasında 1953 yılında varılan bir mutabakat çerçevesinde her yıl karşılıklı olarak Batı Trakya ve İstanbul&#8217;a 25 öğretmen gönderilmesi öngörülmüş, daha sonra 1955 yılında öğretmen sayısı 35&#8242;e çıkartılmıştır. Ancak, aradan geçen süre zarfında Yunanistan, Batı Trakya Azınlık okullarına Türkiye&#8217;den gönderilecek öğretmen sayısını re&#8217;sen giderek azaltmış ve sadece 16 öğretmen için vize vermeye başlamıştır.</p>
<p>b) Din</p>
<p>Yunanistan&#8217;ın laik bir ülke olmaması nedeniyle dinsel kurumların günlük yaşamda yargısal, sosyal bir işlevi bulunmaktadır. Batı Trakya Türk Azınlığının din ve vicdan özgürlük ve haklarıyla din kurumları Lozan Antlaşması&#8217;nda genel ifadelerle düzenlenmiştir.</p>
<p>Batı Trakya Türk Azınlığının din kurumlarını düzenleyen metin 1913 Atina Antlaşmasıdır. Bu antlaşma hükümleri 1920 tarih ve 2345 sayılı yasa ile Yunan hukuk sisteminin bir parçası haline getirilmiştir. Yasaya göre, Batı Trakya Türk azınlığı dinsel kurumlarını kendi özgür iradesiyle oluşturmakta ve müftüleri seçim yoluyla görevlendirmektedir.</p>
<p>Yunanistan son dönemde 2345 sayılı yasayı yürürlükten kaldırarak müftülerin atama yoluyla işbaşına getirilmesini öngören yeni bir yasayı yürürlüğe koymuştur. Ancak, yasa değişikliklerinin Yunanistan&#8217;ın ahdi yükümlülüklerini ortadan kaldırmadığı açıktır. Bu şekilde Atina Antlaşması&#8217;nı ihlal eden Yunanistan, 590/77 sayılı yasayla Yunan Kilisesi&#8217;ne tanıdığı metropolitleri, 2456/20 sayılı yasayla Yahudi cemaatlerine tanıdığı yöneticilerini ve hahamlarını seçme hakkını Türk Azınlığından esirgeyerek azınlıklara diğer vatandaşlara tanınan hakların tamamının tanınacağını amir Lozan Antlaşması&#8217;nın 40. maddesini de ihlal etmektedir.</p>
<p>İskeçe ve Gümülcine Müftülerinin vefatından sonra azınlığın bütün ısrarlarına rağmen Yunan makamlarının 2345 sayılı yasaya göre gerekli seçimleri düzenlememekte direnmesi üzerine Azınlık İskeçe ve Gümülcine&#8217;de müftü seçimi yapmış ve iki müftü seçmiştir. Bu seçimler üzerine de Yunanistan 2345 sayılı yasayı iptal etmiştir. Yunan Hükümeti Azınlıkça seçilmiş İskeçe Müftüsü Mehmet Emin Aga ve Gümülcine Müftüsü İbrahim Şerif&#8217;i birbirini izleyen mahkeme ve hapis cezalarıyla taciz etmektedir. İskeçe Müftüsü aleyhinde şimdiye kadar toplam 15 dava açılmıştır. Halen devam eden 11 davada İskeçe Müftüsü toplam 96 ay (8 yıl) hapis cezasına çarptırılmıştır.</p>
<p>Halen İskeçe ve Gümülcine&#8217;de Azınlığın seçtiği ve tanıdığı ile İdare&#8217;nin re&#8217;sen atadığı ve Azınlığın tanımadığı ikişer müftü bulunmaktadır.</p>
<p>Cemaat ve Vakıf Yönetim Kurulları</p>
<p>Lozan Antlaşması&#8217;nın 40. maddesi uyarınca, Batı Trakya Türk Azınlığının giderlerini kendileri karşılamak üzere, her türlü hayır kurumları, dinsel ve sosyal kurumlar, her türlü okullar ve buna benzer öğretim ve eğitim kurumları kurmak, yönetmek ve denetlemek ve buralarda kendi dillerini serbestçe kullanmak ve dinsel ayinlerini serbestçe yapmak konularında eşit hakka sahip olmaları öngörülmüştür.</p>
<p>21 Nisan 1967 darbesinden sonra işbaşına gelen Yunan Cuntası, seçimle işbaşına gelmiş olan yönetim kurullarını azlederek yerlerine kendi tayin ettiği kişileri getirmiştir. İskeçe vakıf malları halen 1967 yılında Yunanistan&#8217;da cunta iktidarının atadığı bir kişi tarafından yönetilmektedir. Gümülcine&#8217;de ise, yine cuntanın atadığı kişinin 1989&#8242;da istifasından sonra, cemaat yönetimi denetleyici sıfatıyla atanmış müftüye tevdi edilmiştir.</p>
<p>MAKEDONLAR</p>
<p>Kuzey Yunanistan&#8217;da, kendilerini Makedon kökenli olarak tanımlayan ve diğer Yunan vatandaşlarından farklı bir etnik kökene sahip olduklarını, bu nedenle bir azınlık teşkil ettiklerini savunan bir topluluk vardır.</p>
<p>Yunan hükümeti &#8220;Makedon&#8221; sözcüğünü Kuzey Yunanistan&#8217;da yaşayan bütün Yunan vatandaşlarını tanımlayan coğrafi bir tabir olarak görmekte; Yunanistan&#8217;daki Makedonların bir azınlık grubu olduğuna ilişkin iddiaları reddetmekte ve bu azınlık grubuna &#8220;Slav-Yunanlar&#8221; veya &#8220;çift dilliler&#8221; olarak atıfta bulunmaktadır.</p>
<p>Öte yandan, etnik Makedonlar &#8220;Makedon&#8221; sözcüğünü, Makedonca konuşan Yunan veya ataları Makedonca konuşan ve Yunan çoğunluktan farklı bir kültür ve adetleri olan Slav kökenli kişileri ifade etmek için kullanmaktadırlar. Bölgeyi incelemiş olan antropologlara göre, etnik Makedon kimliği en az XIX. yüzyıldan bu yana bölgede bulunmaktadır.</p>
<p>Etnik Makedonlar ve özellikle Makedon insan hakları savunucuları hükümet tarafından taciz edilmekte, güvenlik kuvvetleri tarafından izlenmekte ve tehdit edilmekte, ayrıca, hükümetin taciz etmesinden kaynaklanan ekonomik ve sosyal baskılara maruz kalmaktadırlar; bu da pek çok Makedonu, Makedon kimliklerini ortaya koymakta ve görüşlerini açıkça ifade etmekte isteksiz davranmaya iten belirgin bir korku ortaya sürüklemektedir.</p>
<p>ARNAVUTLAR</p>
<p>Yunanistan&#8217;daki etnik Arnavut azınlık ikiye ayrılmaktadır: Dinsel açıdan çoğunlukla &#8220;Müslüman Cameria Arnavutları&#8221; (Camidesler veya Çamlık Müslümanları olarak da adlandırılır) ve &#8220;Ortodoks Arvanitisler&#8221;.</p>
<p>Yunanistan&#8217;ın güvenlik endişeleri nedeniyle yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalan Müslüman Cameria Arnavutları özellikle ikinci savat döneminde kitleler halinde Arnavutluk&#8217;a göç etmiş, geriye kalanlar ise büyük ölçüde asimile olmuşlardır. (1951 nüfus sayımı sonuçları Yunanistan&#8217;da sadece 487 Müslüman Arnavut&#8217;un yaşadığını göstermiştir.)</p>
<p>Arvanitisler ise, Osmanlı yönetimine karşı direnen İskender Bey&#8217;in 1468 yılında ölümünden sonra göçeden Arnavutların Yunanistan&#8217;a giden kısmını oluşturmaktadır. Ancak bu topluluğun dini ortak payda Ortodoksluk ve eğitim sistemindeki Yunan egemenliği sonucu asimile edilerek Helenleştirilmeye çalışıldığı görülmektedir.</p>
<p>Arvanitislerin sayısı konusunda kesin ve güvenilir bir rakam bulunmamakla birlikte 1951 yılı nüfus sayımı sonuçlarına göre Arnavutça konuşan 22 bin kişinin büyük çoğunluğunun bu topluluktan olması ihtimal dahilindedir.</p>
<p>Yunanistan kendi topraklarında Arnavut kökenlilerin bulunduğunu inkar etmekte, Arnavutluk&#8217;ta yaşayan 100.000-150.000 Çamerya Arnavutu&#8217;nun topraklarına dönmesine izin vermemekte, Yunanistan&#8217;daki mal varlıklarını ve vatandaşlıklarını iade etmemektedir.</p>
<p>Ortodoks Arnavutlar&#8217;a 1920 Yunan Sevr&#8217;iyle verilen kendi kiliselerini kurma hakkı ellerinden alınmıştır.</p>
<p>ULAHLAR</p>
<p>Ulahlar Latin kökenli bir dil konuşan Tuna&#8217;nın güneyinde, özellikle Yunanistan&#8217;da yoğunlukla yaşayan bir ulusal topluluktur.</p>
<p>Ulah kaynakları Yunanistan&#8217;da yaşayan Ulahların sayısını 600 bin, Avrupa Milliyetleri Federal Birliği ise 300 bin olarak göstermektedir. Bu iki sayının da abartılı olabileceği düşünülmekle beraber, bugün Yunanistan&#8217;da hatırı sayılır bir Ulah topluluğun yaşadığı inkar edilemez.</p>
<p>Yunanistan, topraklarında yaşayan diğer azınlıkların olduğu gibi Ulahların da ayrı etnik kimliğe sahip olduğunu inkar etmekte, asimilasyon veya zora başvurarak göç ettirme yöntemlerini kullanmakta ve böylece kendisini homojen bir toplumsal yapıya sahip olarak takdim etme çabası içerisindedir.</p>
<p>KAYNAK<br />
Arşiv Belgelerine göre Balkanlarda ve Anadolu&#8217;da Yunan Mezalimi, Başbakanlık Devlet Arşivleri Yayını, Ankara 1995. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turk-yunan.gen.tr/onemli-sorular-ve-yanitlar/yunanistandaki-insan-haklari-ihlalleri-nelerdir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dr. Sadık Ahmet kimdir, batı Trakya Türklüğü için nasıl bir mücadele vermiştir?</title>
		<link>http://www.turk-yunan.gen.tr/onemli-sorular-ve-yanitlar/dr-sadik-ahmet-kimdir-bati-trakya-turklugu-icin-nasil-bir-mucadele-vermistir.html</link>
		<comments>http://www.turk-yunan.gen.tr/onemli-sorular-ve-yanitlar/dr-sadik-ahmet-kimdir-bati-trakya-turklugu-icin-nasil-bir-mucadele-vermistir.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Jun 2009 00:21:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Önemli Sorular ve Yanıtlar]]></category>
		<category><![CDATA[batı Trakya Türklüğü için nasıl bir mücadele vermiştir?]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Sadık Ahmet kimdir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turk-yunan.gen.tr/?p=568</guid>
		<description><![CDATA[Hazırlanmaktadır&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>  Hazırlanmaktadır&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turk-yunan.gen.tr/onemli-sorular-ve-yanitlar/dr-sadik-ahmet-kimdir-bati-trakya-turklugu-icin-nasil-bir-mucadele-vermistir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Batı Trakya Türklüğünün Yunanistan&#8217;daki durumu nedir?</title>
		<link>http://www.turk-yunan.gen.tr/onemli-sorular-ve-yanitlar/bati-trakya-turklugunun-yunanistandaki-durumu-nedir.html</link>
		<comments>http://www.turk-yunan.gen.tr/onemli-sorular-ve-yanitlar/bati-trakya-turklugunun-yunanistandaki-durumu-nedir.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Jun 2009 00:21:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Önemli Sorular ve Yanıtlar]]></category>
		<category><![CDATA[Batı Trakya Türklüğünün Yunanistan'daki durumu nedir?]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turk-yunan.gen.tr/?p=566</guid>
		<description><![CDATA[BATI TRAKYA TÜRKLÜĞÜ&#8217;NÜN YUNANİSTAN&#8217;DAKİ DURUMU NEDİR? Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığı&#8217;nın nüfusunun 150.000 civarında olduğu tahmin edilmektedir. Lozan belgelerine göre, 1923 yılında 129.120 olan Batı Trakya Türk nüfusu bölge nüfusunun % 68&#8242;ini teşkil ederken, bugün 150.000 nüfusla bölge nüfusunun ancak % 35&#8242;ini oluşturmaktadır. Lozan Antlaşması&#8217;nın imzalandığı tarihte ve Lozan Konferansı belgelerine göre toprak mülkiyetinin % [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>BATI TRAKYA TÜRKLÜĞÜ&#8217;NÜN YUNANİSTAN&#8217;DAKİ DURUMU NEDİR?</p>
<p>Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığı&#8217;nın nüfusunun 150.000 civarında olduğu tahmin edilmektedir. Lozan belgelerine göre, 1923 yılında 129.120 olan Batı Trakya Türk nüfusu bölge nüfusunun % 68&#8242;ini teşkil ederken, bugün 150.000 nüfusla bölge nüfusunun ancak % 35&#8242;ini oluşturmaktadır. Lozan Antlaşması&#8217;nın imzalandığı tarihte ve Lozan Konferansı belgelerine göre toprak mülkiyetinin % 84&#8242;üne sahip olan azınlığın bugün sahip olduğu toprak oranı ise % 20&#8242;ler civarındadır.<br />
<span id="more-566"></span></p>
<div class="alignleft">
<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-2087985575086194";
/* 250x250, oluşturulma 21.06.2009 */
google_ad_slot = "9518632287";
google_ad_width = 250;
google_ad_height = 250;
//-->
</script><br />
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script>
</div>
<p>Yunanistan, göç ettirmek veya asimile etmek suretiyle Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığı&#8217;nı tamamen eritmek için unsurları aşağıda sunulan stratejiyi uygulamaktadır:</p>
<p>- Azınlığı Türk, Pomak ve Çingenelerden müteşekkil homojen olmayan bir topluluk olarak tanımlayıp azınlığın bölünmesine zemin hazırlamak.</p>
<p>- Azınlığı münhasıran dini kimliği ile tanıyıp etnik kimliğinin, dolayısıyla Türkiye ile bağlarının zayıflatılması ve böylece yukarıda işaret olunan bölünmeyi gerçekleştirmek.</p>
<p>- Azınlığın ekonomik gelişmesini engellemek ve sosyal güvenlik ve dayanışmasını sarsmak suretiyle göçü özendirmek.</p>
<p>Bu politikanın araçları ise şunlardır:</p>
<p>- 11 Haziran 1998 günü bir yasayla iptal edilen Vatandaşlık Kanunu&#8217;nun 19. maddesi yürürlüğe girdiği 1955 yılından bu yana sistemli olarak Türk Azınlık nüfusunun &#8220;kabul edilebilir&#8221; bir düzeyde tutulması için kullanılmıştır. Bu yasayla 60.000 civarında Batı Trakyalı Türk&#8217;ün vatandaşlığına son verilmiştir.</p>
<p>- Azınlığın asimile edilmesini kolaylaştıran yasak bölge uygulaması</p>
<p>- Taşınmaz edinmeyi denetleyerek azınlığın güçlenmesini önlemek, kamulaştırmalar yoluyla azınlığı topraksızlaştırmak.</p>
<p>YUNAN VATANDAŞLIK YASASININ İPTAL EDİLEN 19. MADDESİ</p>
<p>Yunan Vatandaşlık Yasasının 19. maddesinin hükmü aynen şöyle idi:</p>
<p>&#8220;Yunan olmayan kökenden bir kişi geri dönme niyeti olmaksızın Yunanistan&#8217;dan ayrılırsa, bu kişinin Yunan vatandaşlığını yitirdiğine hükmedilebilir. Bu hüküm, yurtdışında doğmuş ve oturmakta olan Yunan-olmayan etnik kökenli kişilere de uygulanır. Ana-babasından ikisi birden veya hayatta olanı vatandaşlığını yitirmiş olan reşit olmayan çocuklardan yurt dışında yaşayanlar da vatandaşlığını yitirmiş olarak ilan edilebilir. Vatandaşlık Konseyinin aynı yönde alacağı karara dayanarak bu konuda İçişleri Bakanı hüküm verir.&#8221;</p>
<p>Batı Trakya Türk Azınlığı mensuplarını vatandaşlıktan çıkarmak için kullanılan bu madde, Yunan vatandaşları arasında &#8220;etnik kökenlerini&#8221; kıstas alarak, &#8220;Yunan asıllı olanlar ve olmayanlar&#8221; şeklinde ayırım yapmaktaydı. Bu maddeyle vatandaşlıktan iskat edilenler kendilerine bir tebligat dahi yapılmadan, keyfi biçimde vatandaşlıktan çıkarılmışlardır. Soydaşlarımız vatandaşlıktan çıkarıldıklarını sınır kapılarında öğrenmiş, haklarında alınan karara itiraz edebilmeleri için Yunanistan&#8217;a giriş yapmalarına dahi izin verilmemiştir. Bu şekilde Yunan vatandaşlığı kaybettirilen soydaşlarımızın sayısının 60.000 civarında bulunduğu tahmin edilmektedir.</p>
<p>11 Haziran 1998 tarihinde Yunanistan Parlamentosu Vatandaşlık Yasası&#8217;nın 19&#8242;uncu maddesinin iptal edilmesine karar verdiğini açıklamıştır. Bununla birlikte, Yunan Hükümeti, binlerce vatansız soydaşımızın beklentilerinin aksine, yasa iptalinin geriye dönük etkisi olmadığını, yani vatansız soydaşlarımızın gasp edilen vatandaşlıklarının iade edilmeyeceğini bildirmiştir.</p>
<p>BATI TRAKYA&#8217;DA YASAK BÖLGE UYGULAMASI</p>
<p>Batı Trakya&#8217;yı Bulgaristan sınırına paralel şekilde doğu-batı yönünde geçen bir hattın kuzeyinde kalan, 20-30 km. genişliğinde ve yaklaşık bölgenin üçte birini kapsayan ve içinde münhasıran soydaşlarımızın yaşadıkları yer soğuk savaş döneminde &#8220;askeri yasak bölge&#8221; ilan edilmiştir.</p>
<p>Dönemin Milli Savunma Bakanı Arsenis 1995 yılında Batı Trakya&#8217;yı ziyareti sırasında askeri yasak bölgenin kaldırılacağını açıklamıştır. Askeri kontrol noktalarının ve bölge dışında yaşayan Yunan vatandaşlarının bölgeye giriş-çıkışları için izin alınması koşulunun kaldırılmış olmasına rağmen Arsenis&#8217;in bu beyanını gerekli yasal düzenleme izlememiştir. Halen yasak bölgeyi ziyaret etmek isteyen yabancı uyrukluların yerel güvenlik makamlarından izin almaları gerekmektedir.</p>
<p>Komünist sızmaları önlemek için ihdas edilmiş olan yasak bölgenin bugün azınlığın bir bölümünü diğerinden ve dış dünyadan soyutlamak için uygulandığı kuşkusuzdur. Zira, 1980&#8242;li yılların başından beri tehdidin kuzeyden değil batıdan geldiğini savunan PASOK hükümetlerine göre bu bölgenin varlık nedeni bu tespitin yapıldığı tarihten itibaren sona ermiş olması gerekirdi.</p>
<p>SINIR BÖLGESİ UYGULAMASI</p>
<p>Batı Trakya&#8217;nın da içinde bulunduğu Yunanistan topraklarının yarısından fazlası 1938 tarih ve 1366 sayılı yasayla sınır bölgesi olarak ilan edilmiş ve bu bölge içinde taşınmaz alıp-satmak isteyen Yunan vatandaşlarının ilgili vilayetlerde bu amaçla kurulmuş bulunan bir komisyondan izin almaları zorunluluğu getirilmiştir.</p>
<p>4-5 yıldır Azınlık bireyleri arasında veya Yunan kökenliden Azınlık bireylerine taşınmaz satışına seçici olarak izin verilmeye başlanmıştır. Ancak, izinlerin verilmesinde ayları bulan uzun bekletmeler gibi caydırıcı önlemler sürdürülmektedir.</p>
<p>LOZAN&#8217;A RAĞMEN AZINLIK HAKLARI İHLALLERİ</p>
<p>a) Eğitim</p>
<p>Yunanistan ile Türkiye arasında 1953 yılında varılan bir mutabakat çerçevesinde her yıl karşılıklı olarak Batı Trakya ve İstanbul&#8217;a 25 öğretmen gönderilmesi öngörülmüş, daha sonra 1955 yılında öğretmen sayısı 35&#8242;e çıkartılmıştır. Ancak, aradan geçen süre zarfında Yunanistan, Batı Trakya Azınlık okullarına Türkiye&#8217;den gönderilecek öğretmen sayısını re&#8217;sen giderek azaltmış ve sadece 16 öğretmen için vize vermeye başlamıştır.</p>
<p>b) Din</p>
<p>Yunanistan&#8217;ın laik bir ülke olmaması nedeniyle dinsel kurumların günlük yaşamda yargısal, sosyal bir işlevi bulunmaktadır. Batı Trakya Türk Azınlığının din ve vicdan özgürlük ve haklarıyla din kurumları Lozan Antlaşması&#8217;nda genel ifadelerle düzenlenmiştir.</p>
<p>Batı Trakya Türk Azınlığının din kurumlarını düzenleyen metin 1913 Atina Antlaşmasıdır. Bu antlaşma hükümleri 1920 tarih ve 2345 sayılı yasa ile Yunan hukuk sisteminin bir parçası haline getirilmiştir. Yasaya göre, Batı Trakya Türk azınlığı dinsel kurumlarını kendi özgür iradesiyle oluşturmakta ve müftüleri seçim yoluyla görevlendirmektedir.</p>
<p>Yunanistan son dönemde 2345 sayılı yasayı yürürlükten kaldırarak müftülerin atama yoluyla işbaşına getirilmesini öngören yeni bir yasayı yürürlüğe koymuştur. Ancak, yasa değişikliklerinin Yunanistan&#8217;ın ahdi yükümlülüklerini ortadan kaldırmadığı açıktır. Bu şekilde Atina Antlaşması&#8217;nı ihlal eden Yunanistan, 590/77 sayılı yasayla Yunan Kilisesi&#8217;ne tanıdığı metropolitleri, 2456/20 sayılı yasayla Yahudi cemaatlerine tanıdığı yöneticilerini ve hahamlarını seçme hakkını Türk Azınlığından esirgeyerek azınlıklara diğer vatandaşlara tanınan hakların tamamının tanınacağını amir Lozan Antlaşması&#8217;nın 40. maddesini de ihlal etmektedir.</p>
<p>İskeçe ve Gümülcine Müftülerinin vefatından sonra azınlığın bütün ısrarlarına rağmen Yunan makamlarının 2345 sayılı yasaya göre gerekli seçimleri düzenlememekte direnmesi üzerine Azınlık İskeçe ve Gümülcine&#8217;de müftü seçimi yapmış ve iki müftü seçmiştir. Bu seçimler üzerine de Yunanistan 2345 sayılı yasayı iptal etmiştir. Yunan Hükümeti Azınlıkça seçilmiş İskeçe Müftüsü Mehmet Emin Aga ve Gümülcine Müftüsü İbrahim Şerif&#8217;i birbirini izleyen mahkeme ve hapis cezalarıyla taciz etmektedir. İskeçe Müftüsü aleyhinde şimdiye kadar toplam 15 dava açılmıştır. Halen devam eden 11 davada İskeçe Müftüsü toplam 96 ay (8 yıl) hapis cezasına çarptırılmıştır.</p>
<p>Halen İskeçe ve Gümülcine&#8217;de Azınlığın seçtiği ve tanıdığı ile İdare&#8217;nin re&#8217;sen atadığı ve Azınlığın tanımadığı ikişer müftü bulunmaktadır.</p>
<p>Cemaat ve Vakıf Yönetim Kurulları</p>
<p>Lozan Antlaşması&#8217;nın 40. maddesi uyarınca, Batı Trakya Türk Azınlığının giderlerini kendileri karşılamak üzere, her türlü hayır kurumları, dinsel ve sosyal kurumlar, her türlü okullar ve buna benzer öğretim ve eğitim kurumları kurmak, yönetmek ve denetlemek ve buralarda kendi dillerini serbestçe kullanmak ve dinsel ayinlerini serbestçe yapmak konularında eşit hakka sahip olmaları öngörülmüştür.</p>
<p>21 Nisan 1967 darbesinden sonra işbaşına gelen Yunan Cuntası, seçimle işbaşına gelmiş olan yönetim kurullarını azlederek yerlerine kendi tayin ettiği kişileri getirmiştir. İskeçe vakıf malları halen 1967 yılında Yunanistan&#8217;da cunta iktidarının atadığı bir kişi tarafından yönetilmektedir. Gümülcine&#8217;de ise, yine cuntanın atadığı kişinin 1989&#8242;da istifasından sonra, cemaat yönetimi denetleyici sıfatıyla atanmış müftüye tevdi edilmiştir.</p>
<p>KAYNAKLAR:<br />
1) Arşiv Belgelerine göre Balkanlarda ve Anadolu&#8217;da Yunan Mezalimi, Başbakanlık Devlet Arşivleri Yayını, Ankara 1995.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turk-yunan.gen.tr/onemli-sorular-ve-yanitlar/bati-trakya-turklugunun-yunanistandaki-durumu-nedir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türk-Yunan &#8220;etabli&#8221; anlaşmazlığı nedir?</title>
		<link>http://www.turk-yunan.gen.tr/onemli-sorular-ve-yanitlar/turk-yunan-etabli-anlasmazligi-nedir.html</link>
		<comments>http://www.turk-yunan.gen.tr/onemli-sorular-ve-yanitlar/turk-yunan-etabli-anlasmazligi-nedir.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Jun 2009 00:20:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Önemli Sorular ve Yanıtlar]]></category>
		<category><![CDATA[Türk-Yunan "etabli" anlaşmazlığı nedir?]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turk-yunan.gen.tr/?p=564</guid>
		<description><![CDATA[TÜRK-YUNAN ETABLİ ANLAŞMAZLIĞI NEDİR? Lozan Konferansı&#8217;nda, Türkiye&#8217;de kalan Rumlarla, Yunanistan&#8217;da kalan Müslümanların değişimi meselesi de ele alınmış ve bu konuda 30 Ocak 1923&#8242;te bir sözleşme ve protokol imzalanmıştı(1). Bu sözleşmeye göre, Türkiye&#8217;de kalan Rumlarla, Yunanistan&#8217;da kalan Müslüman-Türklerin değişimi yapılacak, yalnız, 30 Ekim 1918&#8242;den önce İstanbul belediye sınırları içinde &#8220;yerleşmiş(etabli)&#8221; bulunan Rumlarla, Batı Trakya Türkleri bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>TÜRK-YUNAN ETABLİ ANLAŞMAZLIĞI NEDİR?</p>
<p>Lozan Konferansı&#8217;nda, Türkiye&#8217;de kalan Rumlarla, Yunanistan&#8217;da kalan Müslümanların değişimi meselesi de ele alınmış ve bu konuda 30 Ocak 1923&#8242;te bir sözleşme ve protokol imzalanmıştı(1). Bu sözleşmeye göre, Türkiye&#8217;de kalan Rumlarla, Yunanistan&#8217;da kalan Müslüman-Türklerin değişimi yapılacak, yalnız, 30 Ekim 1918&#8242;den önce İstanbul belediye sınırları içinde &#8220;yerleşmiş(etabli)&#8221; bulunan Rumlarla, Batı Trakya Türkleri bu değişimin dışında tutulacak, bunlar bulundukları yerlerde kalacaklardı.<br />
<span id="more-564"></span></p>
<div class="alignleft">
<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-2087985575086194";
/* 250x250, oluşturulma 21.06.2009 */
google_ad_slot = "9518632287";
google_ad_width = 250;
google_ad_height = 250;
//-->
</script><br />
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script>
</div>
<p>Yine bu sözleşmeye göre, bu sözleşmeyi uygulamak üzere, Türk ve Yunan temsilcilerinin de bulunduğu bir uluslar arası karma komisyon kurulacaktı. Bu komisyon kurulmuş ve Ekim 1923&#8242;ten itibaren çalışmalarına başlamıştır. Ancak sözleşmenin komisyonca uygulaması ve değişim işlerinin ele alınması ile birlikte, &#8220;yerleşmiş(etabli)&#8221; deyiminin kapsamı konusunda Türk ve Yunan temsilcileri arasında, deyimin yorumlanması bakımından görüş ayrılığı çıktı.</p>
<p>Türkiye&#8217;ye göre, &#8220;yerleşmiş&#8221; deyimi anlamı Türk kanunlarına göre tayin edilecekti. İstanbul&#8217;da mümkün olduğu kadar fazla sayıda Rum bırakmak isteyen Yunanistan ise, her ne şekilde olursa olsun, 30 Ekim 1918&#8242;den önce İstanbul&#8217;da bulunan her Rum&#8217;un &#8220;yerleşmiş&#8221; sayılması gerektiğini ileri sürdü.</p>
<p>Bu görüş ayrılığından doğan anlaşmazlık Milletler Cemiyeti&#8217;ne havale edildi ve o da, konunun hukuki niteliği dolayısıyla Milletlerarası Daimi Adalet Divanı&#8217;ndan &#8220;istişari mütalaa&#8221; istedi. Divan&#8217;ın 1925 Şubatında yaptığı yorum, anlaşmazlıkları çözümleyemedi. Türk-Yunan ilişkileri gerginleşti.</p>
<p>Yunanistan&#8217;ın Batı Trakya Türklerinin mallarına el koyarak buralara Türkiye&#8217;den gelen Rumları yerleştirmesi ve buna karşılık olarak Türkiye&#8217;nin de İstanbul Rumlarının mallarına el koyması, gerginliği şiddetlendiren önemli bir gelişme oldu. &#8220;Etabli&#8221; anlaşmazlığı bu şekilde iki devletin siyasal ilişkilerine de yayılınca, her iki taraf da işi siyasal bir anlaşma ile çözümleme yoluna gitti; Türkiye ve Yunanistan arasında 1 Aralık 1926&#8242;da bir anlaşma imzalandı(2).</p>
<p>Bu anlaşma ile ahali değişiminin birçok sorunları çözümleniyordu. Fakat anlaşmanın uygulanması ve yürütülmesi de kolay olmadı. Yine bir takım anlaşmazlıklar çıktı. Türk-Yunan ilişkileri gerginleşti. Bir savaş havası esiyor ve her iki taraf da kendi görüşünü silah ve zor kuvveti ile yürütmek için hazırlanır gibi görünüyorlardı. Fakat Yunan Başkanı Elefterios Venizelos, Türk-Yunan ilişkilerindeki bu gerginliğin özellikle Yunanistan&#8217;a vereceği siyasal ve ekonomik zararları göz önüne alarak büyük bir ileri görüşlülük göstererek, işi tatlıya bağlama yoluna gitti ve tutumunu yumuşattı.</p>
<p>Yunanistan&#8217;ın yumuşak tutumu Ankara tarafından da olumlu bir şekilde karşılandı ve iki devlet arasında, ahali değişimi sorunlarını yeni esaslara göre düzenleyen 10 Haziran 1930 antlaşması imzalandı(3).</p>
<p>Bu antlaşma ile yerleşme tarihleri ve doğum yerleri ne olursa olsun, İstanbul Rumları ile Batı Trakya Türklerinin hepsi &#8220;etabli&#8221; deyiminin kapsamı içine alındı. Ayrıca, her iki ülkenin azınlıklarına ait mallar konusunda da birçok düzenlemeler yapıldı. Bu şekilde 6-7 yıldır devam etmekte olan anlaşmazlık sona erdi.</p>
<p>1930 Antlaşması iki taraf arasındaki buzları kırdı ve Türk-Yunan ilişkilerinde birdenbire yeni bir dönem başladı. Türk hükümeti &#8220;samimi bir dostluğun temellerini atmak için&#8221; harekete geçiyor ve Yunan Başbakanı Venizelos da &#8220;Ben itilafı yeni bir devrenin başlangıcı addediyorum&#8221; diyordu(4).</p>
<p>Türk Hükümeti Venizelos&#8217;u Türkiye&#8217;yi ziyarete davet etti ve ziyaret 1930 Ekim sonlarında gerçekleşti. Bu ziyaret sırasında, 30 Ekim 1930&#8242;da iki devlet arasında üç tane anlaşma imzalandı: Dostluk, Tarafsızlık, Uzlaşma ve Hakem Antlaşması; Deniz Kuvvetlerinin Sınırlanması Hakkında Protokol; İkamet, Ticaret ve Seyrisefain Sözleşmesi(5). Bu sonuncu sözleşme, iki taraf uyruklarına kendi ülkelerinde birçok ayrıcalıklar tanımaktaydı ki, bundan asıl yararlanan Yunanlılar olmuştur.</p>
<p>Türkiye Başbakanı İsmet İnönü ile Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras, 1931 Ekiminde Yunanistan&#8217;ı ziyaret ederek, Venizelos&#8217;un ziyaretini iade ettiler ve büyük gösterilerle karşılandılar. Türk-Yunan ilişkilerinde 1954 yılına kadar sürecek olumlu bir süreç başlamıştı.</p>
<p>KAYNAK:<br />
Armaoğlu, Prof. Dr. Fahir-; 20. Yüzyıl Siyasi Tarihi, Cilt 1-2: 1914-1995, Genişletilmiş 12. Baskı, Alkım Yayınevi, Ankara, s. 325-326.</p>
<p>DİPNOTLAR:<br />
1) Bu sözleşme ve protokolün metni: Cemil Bilsel, Lozan, Cilt II, İstanbul, 1922, ss. 666-672 ve Düstur, 3. Tertip, Cilt 5, (2. Basım), ss. 84-89.<br />
2) Bu antlaşma için bkz.: Düstur, 3. Tertip, Cilt 8, ss. 129-134 ve ekleri: ss. 134-142.<br />
3) 10 Haziran 1930 Antlaşmasının metni: Düstur, 3. Tertip, Cilt 11, ss. 707-716.<br />
4) Esmer, Siyasi Tarih, 1919-1939, s. 210.<br />
5) Bu anlaşmalar için bkz. : Düstur, 3. Tertip, Cilt 12, ss. 39-45 ve 62-73 ve ekleri: ss. 73-81.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turk-yunan.gen.tr/onemli-sorular-ve-yanitlar/turk-yunan-etabli-anlasmazligi-nedir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kardak Krizi nedir, kayalıklar niçin bu kadar önemlidir?</title>
		<link>http://www.turk-yunan.gen.tr/onemli-sorular-ve-yanitlar/kardak-krizi-nedir-kayaliklar-nicin-bu-kadar-onemlidir.html</link>
		<comments>http://www.turk-yunan.gen.tr/onemli-sorular-ve-yanitlar/kardak-krizi-nedir-kayaliklar-nicin-bu-kadar-onemlidir.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Jun 2009 00:19:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Önemli Sorular ve Yanıtlar]]></category>
		<category><![CDATA[Kardak Krizi nedir]]></category>
		<category><![CDATA[kayalıklar niçin bu kadar önemlidir?]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turk-yunan.gen.tr/?p=562</guid>
		<description><![CDATA[KARDAK KRİZİ VE KARDAK KAYALIKLARININ ÖNEMİ Figen Akad isimli bir geminin Kardak Kayalıklarında 25 Aralık 1995 tarihinde karaya oturması sonucu, bu kayalıkların hangi devlete ait olduğu konusu gündeme gelmiş ve anılan kayalıklar üzerindeki egemenlik iddiaları, bundan böyle, Türkiye ile Yunanistan arasında resmi bir nitelik kazanmıştır. Bu gelişmelere paralel olarak, Yunanistan&#8217;ın uluslararası antlaşmalar ile kendisine devredilen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>KARDAK KRİZİ VE KARDAK KAYALIKLARININ ÖNEMİ</p>
<p>Figen Akad isimli bir geminin Kardak Kayalıklarında 25 Aralık 1995 tarihinde karaya oturması sonucu, bu kayalıkların hangi devlete ait olduğu konusu gündeme gelmiş ve anılan kayalıklar üzerindeki egemenlik iddiaları, bundan böyle, Türkiye ile Yunanistan arasında resmi bir nitelik kazanmıştır.<br />
<span id="more-562"></span></p>
<div class="alignleft">
<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-2087985575086194";
/* 250x250, oluşturulma 21.06.2009 */
google_ad_slot = "9518632287";
google_ad_width = 250;
google_ad_height = 250;
//-->
</script><br />
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script>
</div>
<p>Bu gelişmelere paralel olarak, Yunanistan&#8217;ın uluslararası antlaşmalar ile kendisine devredilen adalar ve verilen hakların da ötesinde, Anadolu&#8217;nun 3 mil dışındaki alanlarda kalan bütün ada, adacık ve kayalıklara sahip olmak istemesi, Ege&#8217;de yeni ve belki de çok önemli bir başka sorunu gündeme getirmiştir.</p>
<p>Bu sorun çözümlenmeden, denizdeki yetki alanları ve bunlar üzerindeki hava sahasına ilişkin geçmişten beri süregelen sorunların çözümünün daha da zorlaştığı ve zorlaşacağı düşünülmektedir. Bu nedenle, Kardak Kayalıklarında somutlaşan sorunun çözümü büyük bir önem taşımaktadır.</p>
<p>Türkiye ile Yunanistan&#8217;ın, Ocak 1996&#8242;da Kardak Kayalıkları yüzünden bir savaşın eşiğine kadar gelmesini diğer devletler anlamakta güçlük çekmiş, hatta uluslararası kamuoyunda bu gerginliği tuhaf ve gülünç olarak yorumlayanlar da olmuştur. İki devlet arasında bir krize neden olan Kardak Kayalıkları, ekonomik ve jeopolitik yönden çok önemli görülmeyebilir. Ancak, kayalıkların egemenliğinin kime ait olduğunun tescil edilmesi ile iki devletin elde edeceği siyasi ve hukuki avantajlar, çok önemlidir. Kardak Kayalıkları bu nedenle bir semboldür.</p>
<p>Yunanistan&#8217;ın iddiaları doğrultusunda bu kayalıklar üzerinde Yunan egemenliğinin tescil edilmesi halinde:</p>
<p>Meis dışında kalan Oniki ada bölgesinde, Türkiye aleyhine sözde derıiz egemenlik alanlarını belirleyen 28 Aralık 1932 tarihli &#8220;Toplantı Tutanağı&#8221;nın bundan böyle hukuken bağlayıcı bir belge olduğu kabul edilmiş olacaktır;</p>
<p>Anılan Toplantı Tutanağının bağlayıcı bir belge niteliği kazanması halinde, Kardak Kayalıkları ile aynı statüde olan ve Oniki ada bölgesinde bulunan çok sayıda ada, adacık ve kayalık üzerindeki Yunanistan&#8217;ın egemenlik iddiaları meşruiyet kazanmış olacaktır;</p>
<p>Söz konusu ada, adacık ve kayalıklar üzerinde Yunan egemenliğinin kabul edilmesi neticesinde Yunanistan, Ege&#8217;de yeni karasuyu alanları elde etmiş olacaktır;</p>
<p>Oniki ada bölgesinde iki devlet arasında var olduğu Yunanistan tarafından iddia edilen &#8220;deniz sınırı&#8221; fiilen ve hukuken kesinleşmiş olacaktır (Yunanistan, geçerliliği olmayan bu deniz sınırını Türkiye&#8217;nin batı sınırı, kendi ülkesinin ve Avrupa&#8217;nın ise doğu sınırı olarak göstermeye çalışmaktadır).</p>
<p>Bu nedenle Kardak Kayalıkları sorununun çözüm şekli, her iki devlet için de, çok büyük bir önem taşımaktadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turk-yunan.gen.tr/onemli-sorular-ve-yanitlar/kardak-krizi-nedir-kayaliklar-nicin-bu-kadar-onemlidir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yunanistan NATO&#8217;ya ne zaman hangi gerekçeyle dönmüştür?</title>
		<link>http://www.turk-yunan.gen.tr/onemli-sorular-ve-yanitlar/yunanistan-natoya-ne-zaman-hangi-gerekceyle-donmustur.html</link>
		<comments>http://www.turk-yunan.gen.tr/onemli-sorular-ve-yanitlar/yunanistan-natoya-ne-zaman-hangi-gerekceyle-donmustur.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Jun 2009 00:19:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Önemli Sorular ve Yanıtlar]]></category>
		<category><![CDATA[Yunanistan NATO'ya ne zaman hangi gerekçeyle dönmüştür?]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turk-yunan.gen.tr/?p=560</guid>
		<description><![CDATA[YUNANİSTAN NATO&#8217;YA NE ZAMAN VE HANGİ GEREKÇEYLE DÖNMÜŞTÜR? Türkiye&#8217;nin 20 Temmuz 1974&#8242;te gerçekleştirdiği Kıbrıs Barış Harekatı&#8217;nı gerekçe gösteren Yunanistan NATO&#8217;nun askeri kanadından çekildiğini açıklamıştı. 1977 Haziranında NATO&#8217;ya başvuran Yunanistan, ittifakın askeri kanadı ile tekrar bağ kurmak istediğini bildirmiş ve bunun için gösterdiği gerekçe de, &#8220;Türkiye tehlikesi&#8221; olmuştur. Yunanistan&#8217;ın teklifine göre, İzmir&#8217;deki NATO karargahına dönmeyecek, fakat [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>YUNANİSTAN NATO&#8217;YA NE ZAMAN VE HANGİ GEREKÇEYLE DÖNMÜŞTÜR?</p>
<p>Türkiye&#8217;nin 20 Temmuz 1974&#8242;te gerçekleştirdiği Kıbrıs Barış Harekatı&#8217;nı gerekçe gösteren Yunanistan NATO&#8217;nun askeri kanadından çekildiğini açıklamıştı. 1977 Haziranında NATO&#8217;ya başvuran Yunanistan, ittifakın askeri kanadı ile tekrar bağ kurmak istediğini bildirmiş ve bunun için gösterdiği gerekçe de, &#8220;Türkiye tehlikesi&#8221; olmuştur.<br />
<span id="more-560"></span></p>
<div class="alignleft">
<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-2087985575086194";
/* 250x250, oluşturulma 21.06.2009 */
google_ad_slot = "9518632287";
google_ad_width = 250;
google_ad_height = 250;
//-->
</script><br />
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script>
</div>
<p>Yunanistan&#8217;ın teklifine göre, İzmir&#8217;deki NATO karargahına dönmeyecek, fakat kuzey Yunanistan&#8217;da Larissa&#8217;da, Yunan komutası altında ayrı bir NATO karargahı kurulacaktı. Ege Denizi&#8217;ndeki hava harekat sorumluluğu, yani hava kontrol sahası, 1974&#8242;den önce olduğu gibi Yunanistan&#8217;a ait olacaktı.</p>
<p>NATO Başkomutanı Haig ile Yunan Genel Kurmay Başkanı Davos arasında yapılan görüşmeler sonunda, 1978 Şubatında, aşağı yukarı Yunan görüşlerine uygun bir anlaşma yapıldı. Bu anlaşma diğer NATO üyeleri tarafından kabul edilmekle beraber, Türkiye tarafından reddedildi. Böylece Yunanistan&#8217;ın NATO&#8217;ya dönmesini Türkiye veto etti. Çünkü, Türkiye Ege hava kontrol sahası statüsünün 1974&#8242;ten önceki şekline dönüştürülmesini kabul etmeyip, eski görüşünde olduğu gibi, kontrol sahasının Türkiye ile Yunanistan arasında bölüşülmesini istiyordu.</p>
<p>NATO Başkomutanı Haig, Türk Genel Kurmayı ile yaptığı görüşmelerden sonra, yeni bir anlaşma taslağı hazırladı. İçeriği açıklanmayan bu plan, Yunan basınında yapılan eleştirilerden anlaşıldığına göre, şu ana noktalara dayanıyordu: Yunanistan&#8217;ın doğu kıyılarında bulunan adaların hava sahasının kontrolü Yunanistan&#8217;a, Ege&#8217;nin diğer kısımlarının hava sahasının kontrolü ise NATO komutanlığına verilecekti. Sonuçta, Ege Denizi&#8217;nin, Yunanistan&#8217;ın savunması için hayati olan kısımları da, NATO&#8217;nun özel koruması altına alınacaktı(1).</p>
<p>1979 Mayısında yapılan bu teklifler Yunanistan tarafından reddedildi. 1979 Haziranında NATO Başkomutanlığına General Rogers geldi. General Rogers, &#8220;Rogers Planı&#8221; adını alan yeni bir anlaşma taslağı hazırladı ve taraflara verdi. İçeriği açıklanmayan bu plan, doğal olarak taraflar arasında yeniden tartışmalara konu oldu. Bunanla beraber, Türkiye Ege hava sahasının kuzey-güney yönünde ortadan ikiye ayrılması isteğinden ve Yunanistan da 1974 öncesi statünün tekrar ve aynen kurulmasından vazgeçmiyordu.</p>
<p>Türk Genelkurmayı, 22 Şubat 1980&#8242;Da yaptığı bir açıklama ile, 4 Ağustos 1974 tarihli ve 714 sayılı NOTAM&#8217;ın kaldırıldığını bildirdi. Bu, Türkiye&#8217;nin Ege hava sahasının ikiye bölünmüşlüğünü ortadan kaldırması anlamına geliyordu. Bu açıklamanın ertesi günü Yunanistan da, kendisinin 13 Eylül 1974 tarihli ve 1157 sayılı NOTAM&#8217;ını kaldırdığını açıkladı. Böylece Ege Denizi tekrar sivil hava trafiğine açılmış oldu.</p>
<p>Rogers Planı&#8217;nın her iki tarafça kabulü ve Türkiye&#8217;nin vetosunu geri çekmesi üzerine Yunanistan, 20 Ekim 1980 tarihinde NATO&#8217;nun askeri kanadına tekrar döndü.</p>
<p>Yunanistan&#8217;ın tekrar NATO&#8217;ya dönmesi ve Ege hava kontrol sahası sorununun Rogers Planı ile çözülmesinin ardından Türk-Yunan ilişkilerinin bir yumuşama içine girmesi bekleniyordu. Ancak böyle olmadı. 18 Ekim 1981 genel seçimlerinde Yunanistan&#8217;da Pan Helenik Sosyalist Partisi&#8217;nin (PASOK) iktidara gelmesi ve Papandreau&#8217;nun başbakan olmasıyla birlikte, Türk-Yunan ilişkileri yeni bir gerginlik dönemine girdi.</p>
<p>KAYNAK:<br />
Armaoğlu, Prof. Dr. Fahir-; 20. Yüzyıl Siyasi Tarihi, Cilt 1-2: 1914-1995, Genişletilmiş 12. Baskı, Alkım Yayınevi, Ankara, s. 841-843.</p>
<p>DİPNOT:<br />
1) Veremis, Greek Security: Issues and Politics, p. 21. Bu tartışmalar için aynı zamanda bkz. : Turkey, Greece and NATO: The Strained Alliance, pp. 59-61.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turk-yunan.gen.tr/onemli-sorular-ve-yanitlar/yunanistan-natoya-ne-zaman-hangi-gerekceyle-donmustur.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
