<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Türk Yunan &#187; Osmanlı Dönemi</title>
	<atom:link href="http://www.turk-yunan.gen.tr/turkce/turk-yunan-iliskileri/osmanli-donemi/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.turk-yunan.gen.tr</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sun, 04 Dec 2011 10:52:01 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.1.2</generator>
		<item>
		<title>Milli Mücadele Dönemi</title>
		<link>http://www.turk-yunan.gen.tr/turk-yunan-iliskileri/milli-mucadele-donemi-2.html</link>
		<comments>http://www.turk-yunan.gen.tr/turk-yunan-iliskileri/milli-mucadele-donemi-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 21 Jun 2009 20:18:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osmanlı Dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Yunan İlişkileri]]></category>
		<category><![CDATA[Milli Mücadele Dönemi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turk-yunan.gen.tr/?p=126</guid>
		<description><![CDATA[Birinci Dünya Savaşı&#8217;nın galiplerince başlatılan ve 1919 ile 1920 yıllarını da içine alarak Londra ve San Remo&#8217;da sürdürülüp Sevr&#8217;de noktalanan barış görüşmelerinde, özellikle Osmanlı Devleti&#8217;nin geleceği, daha doğrusu, nasıl paylaşılacağı konusu ağırlık noktasını oluşturmuştur. 14 Mayıs 1919 günü yapılan görüşmelerde Anadolu&#8217;nun İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunan devletlerince ne şekilde bölüneceğine dâir plan son şeklini almıştır. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Birinci Dünya Savaşı&#8217;nın galiplerince başlatılan ve 1919 ile 1920 yıllarını da içine alarak Londra ve San Remo&#8217;da sürdürülüp Sevr&#8217;de noktalanan barış görüşmelerinde, özellikle Osmanlı Devleti&#8217;nin geleceği, daha doğrusu, nasıl paylaşılacağı konusu ağırlık noktasını oluşturmuştur. 14 Mayıs 1919 günü yapılan görüşmelerde Anadolu&#8217;nun İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunan devletlerince ne şekilde bölüneceğine dâir plan son şeklini almıştır. Elefterios Venizelos&#8217;un devamlı gayretleri ve diğer büyük devletlerin desteklemesi sonucunda İzmir&#8217;e Yunan askeri çıkarılması 15 Mayıs 1919 tarihinde uygulamaya konulmuştur.<br />
<span id="more-126"></span></p>
<div class="alignleft">
<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-2087985575086194";
/* 250x250, oluşturulma 21.06.2009 */
google_ad_slot = "9518632287";
google_ad_width = 250;
google_ad_height = 250;
//-->
</script><br />
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script>
</div>
<p>Amerikan, İngiliz, Fransız ve Yunan savaş gemilerinin koruyuculuğunda İzmir&#8217;e çıkan Yunanlıların burada giriştiği kırım harekâtı tüyler ürperticiydi. İşgalin ilk 48 saatinde İzmir ve banliyölerinde 2.000&#8242;den fazla Türk katledilmiştir. Vahşice işlenen tüm bu cinayetler, İzmir rıhtımında demirleyen yabancı devletler savaş gemilerinin subay ve erlerinin gözü önünde meydana gelmiştir.</p>
<p>İzmir&#8217;e çıkan Yunan birliklerinin ileri harekâtı, Küçük ve Büyük Menderes vadilerine yayılmış, Bayındır, Manisa, Aydın, Turgutlu, Tire ve Ödemiş&#8217;e kadar genişlemişti. Batı Anadolu&#8217;da başlayıp iç kesimlere yayılma eğilimi gösteren Avrupa emperyalizmi destekli Yunan işgali bölgede &#8220;Kuvva-yı Millîye ve Redd-i İlhâk&#8221; teşkilâtlarının kurulması ve tepkilerin eyleme dönüştürülmesi yönünde birtakım oluşumları ortaya çıkarmıştır.</p>
<p>Nitekim organizeli Türk direnişi sonucunda yer yer şiddetli çatışmaların başlaması üzerine durumun ciddiyetini anlayan Yüksek Konsey, bölgede bir sınır oluşturulması için General Milne&#8217;ye ricada bulunulmasını istemişti (18 Temmuz 1919).</p>
<p>General Milne, Temmuz ayının sonlarında İzmir&#8217;e gelerek Yunan Komutanı Paraskevopulos&#8217;dan Yunan birliklerinin daha ileri gitmemelerini istedi. Kendisi, çalışmaları sonucunda &#8220;Milne Hattı&#8221; diye anılacak olan sınırın projesini 2 Ekim&#8217;de Yüksek Konsey&#8217;e verdi ve taslak Konsey tarafından kabul edildi. Milne Hattı, Yunanlıların işgal ettikleri bölgeleri Türk taarruzlarına karşı korumaktaydı.</p>
<p>İstanbul Hükümeti&#8217;nin otoritesinin gözle görülür şekilde zayıflamasına karşılık Anadolu&#8217;daki Millî Hareketin giderek büyümesi karşısında İtilaf Devletleri, barış antlaşmasının fazla geciktirilmeden hazırlanması gerektiğini, aksi takdirde uygulanmasının ve kabul ettirilmesinin zorlaşacağını görmekteydiler. Paris Barış Konferansı&#8217;nın genel oturumu 21 Ocak 1920&#8242;de sona erdiğinde, İngilizlerin ısrarı üzerine Türkiye meselelerinin Londra&#8217;da görüşül­mesi kararlaştırıldı.</p>
<p>Londra Konferansı 12 Şubat 1920&#8242;de toplanıp 10 Nisan&#8217;da sona erdi. Konferansa katılan müttefik başbakanları Lloyd George, Francesco Nitti, Aleksandre Millerand ve Elefterios Venizelos arasında yapılan görüşmelerde, İstanbul ve Boğazlar, kurulması öngörülen yeni Türkiye&#8217;nin malî kontrolü, Anadolu&#8217;daki nüfus bölgeleri, azınlıklar meselesi, Suriye-Mezopotamya ve Arabistan konuları ele alındı. Londra&#8217;daki konferanstan sonra müzakerelerin San Remo&#8217;da sürdürülmesi uygun görüldü ve Yüksek Konsey 18 Nisan&#8217;da San Remo&#8217;da bir araya geldi.</p>
<p>Burada da Londra&#8217;da tespit edilen esaslar üzerinde duruldu. Bir taraftan barış antlaşmasına son şekli verilirken, Paris ve Londra&#8217;da sürüncemede kalmış olan Kürdistan ve Ermenistan meseleleri de gündeme getirildi. Türkiye&#8217;nin Avrupa&#8217;daki sınırının, İstanbul ve Boğazlar&#8217;da uygulanacak rejimin ve kapitülasyonların ele alınıp son şekillerinin verildiği &#8220;San Remo Konferansı&#8221; 26 Nisan 1920&#8242;de sona erdi(1).</p>
<p>Sevr Antlaşması taslağı onay için İstanbul Hükümeti&#8217;ne sunulduğunda, batılılar, böyle bir antlaşmaya karşı direnmeye kararlı olan Mustafa Kemalci güçler ortadan kaldırılmadan bu antlaşmanın uygulanamayacağı gerçeğini nihayet anlamışlardı. Bu nedenle daha önceden ileri çıkmalarına izin vermedikleri Anadolu&#8217;daki Yunan ordusuna, General Milne Hattı&#8217;nda yeşil ışık yakmışlar ve bundan sonra 22 Haziran 1920&#8242;de başlayan Yunan taarruzu, 20 Temmuz&#8217;da Bursa ve 5 Ağustos&#8217;ta da Uşak&#8217;ın düşmesi ile sonuçlanmıştı(2).</p>
<p>Bu arada Yunanlılar, Balıkesir, Alaşehir ve Nazilli&#8217;yi de ele geçirmişlerdi. Aynı şekilde 20 Temmuz&#8217;da Trakya&#8217;dan da bir saldırı başlatan Yunanlılar Tekirdağ ve Edirne&#8217;yi işgal ederek 26 Temmuz&#8217;da bölgede kontrolü ele aldılar. Böylece 9 Ağustos&#8217;a kadar devam eden Yunan işgali, müttefiklerin arzu ettiği şekilde gerçekleşmişti.</p>
<p>10 Ağustos 1920 tarihinde Sevr Barış Antlaşması, İtilaf Devletleri ile İstanbul Hükümeti arasında imzalandı. Sevr Antlaşması bir bakıma, Avrupalı büyük devletlerin XIX. yüzyıldan beri milletlerarası bir problem haline getirdikleri &#8220;Şark Meselesi&#8221;nin çözüme kavuşturulması anlamına geliyordu. Kesin hatları Birinci Dünya Savaşı&#8217;nda belirlenmiş olan ve Osmanlı Devleti&#8217;nin yıkılıp &#8220;Türk&#8217;ün Avrupa&#8217;dan atılarak geldiği yere gönderilmesi&#8221;ni öngören gizli-açık tertipler böylece gerçekleşecekti. Ne var ki zaman ve olayların gelişimi, meselenin çözümlenmediğini, en azından böyle çözümlenemeyeceğini ortaya koyacak, son sözü Türk milleti söyleyecekti(3).</p>
<p>Venizelos, ülkesine kazandırdığı bu başarıların sarhoşluğu içinde yeniden yasal olarak iktidara gelmek amacı ile 1920 Kasımı&#8217;nda genel seçimlerin yapıla­cağını ilan etmiş ve muhalefete her türlü demokratik imkânın sağlanacağını açıklamıştı. Bu arada maymunlarla oynamaya meraklı genç Yunan Kralı Aleksandr, bir maymun ısırığı sonucunda kuduza yakalanarak ölmüştü.</p>
<p>Venizelos ise 14 Kasım&#8217;daki seçimleri kaybetmiş ve 17 Kasım&#8217;da istifa ederek Fransa&#8217;ya gitmişti. Aralık&#8217;ta yapılan bir halk oylaması ile de Yunanlılar, büyük bir çoğunlukla Konstantin&#8217;in Atina&#8217;ya dönüp tahta oturmasını kararlaştırdılar. Konstantin&#8217;in 19 Aralık 1920&#8242;de Atina&#8217;ya dönmesi ile Yunanlıların &#8220;Küçük Asya Macerası&#8221; yeni bir aşamaya girmiştir.</p>
<p>KAYNAK<br />
Arşiv Belgelerine göre Balkanlarda ve Anadolu&#8217;da Yunan Mezalimi, Başbakanlık Devlet Arşivleri Yayını, Ankara 1995.</p>
<p>DİPNOTLAR<br />
1) Hatipoğlu, a.g.e., s.91-94, 102-103.<br />
2) Yuluğ Tekin Kurat, &#8220;Yunanistan&#8217;ın Küçük Asya Macerası&#8221;, Tarih Boyunca Türk-Yunan İlişkileri (20 Temmuz 1974&#8242;e kadar), Üçüncü Askeri Tarih Semineri-Bildiriler, Ankara 1986, s.411-412.<br />
3) Hatipoğlu, a.g.e., s.104.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turk-yunan.gen.tr/turk-yunan-iliskileri/milli-mucadele-donemi-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Birinci Dünya Savaşı</title>
		<link>http://www.turk-yunan.gen.tr/turk-yunan-iliskileri/birinci-dunya-savasi-2.html</link>
		<comments>http://www.turk-yunan.gen.tr/turk-yunan-iliskileri/birinci-dunya-savasi-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 21 Jun 2009 20:17:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osmanlı Dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Yunan İlişkileri]]></category>
		<category><![CDATA[Birinci Dünya Savaşı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turk-yunan.gen.tr/?p=124</guid>
		<description><![CDATA[Osmanlı Devleti Almanya&#8217;nın müttefiki olarak Birinci Dünya Savaşı&#8217;na girince, Yunanistan Başbakanı Venizelos, Megali İdea rüyasının gerçeğe dönüştürülmesi için önemli bir fırsat yakaladığını sanarak Kral I. Konstantin&#8217;i savaşa girmeye ikna etmeye çalıştı ise de Kral bu riski göze almak istemedi. Oysa Yunan Başbakanı, başta Lloyd George olmak üzere İngiliz yetkililerle savaş ertesinde parçalanacak olan Osmanlı Devleti&#8217;nden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Osmanlı Devleti Almanya&#8217;nın müttefiki olarak Birinci Dünya Savaşı&#8217;na girince, Yunanistan Başbakanı Venizelos, Megali İdea rüyasının gerçeğe dönüştürülmesi için önemli bir fırsat yakaladığını sanarak Kral I. Konstantin&#8217;i savaşa girmeye ikna etmeye çalıştı ise de Kral bu riski göze almak istemedi. Oysa Yunan Başbakanı, başta Lloyd George olmak üzere İngiliz yetkililerle savaş ertesinde parçalanacak olan Osmanlı Devleti&#8217;nden pay kapmanın pazarlığını başlatmıştı. Ancak Prusya Askeri Akademisini bitiren Kral, Alman Kayzeri II. Wilhelm&#8217;in kızıyla evliydi ve Almanya&#8217;ya karşı savaşmak istemiyordu. Genelkurmay Başkanı Albay Metaksas da kralı destekliyordu. İkinci Balkan Savaşı&#8217;nda Yunanistan ile Makedonya meselesi yüzünden savaşan Bulgaristan&#8217;ın belirsiz durumu da Venizelos&#8217;u rahatsız ediyordu(1).<br />
<span id="more-124"></span></p>
<div class="alignleft">
<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-2087985575086194";
/* 250x250, oluşturulma 21.06.2009 */
google_ad_slot = "9518632287";
google_ad_width = 250;
google_ad_height = 250;
//-->
</script><br />
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script>
</div>
<p>İngiltere ve Fransa, 1915 yılı başından itibaren Yunanistan&#8217;ı kendi yanlarında savaşa sokmak için girişimlerde bulundular. Yunanistan&#8217;ın savaşa girmesinin ödülü ise Batı Anadolu&#8217;nun kendisine bırakılması olacaktı. Venizelos bu durumdan yararlanarak savaşa girmek istemiş, fakat kral ile Yunan genelkurmayı buna karşı çıkmışlardı(2).</p>
<p>Çanakkale savaşı başlarken kralı bir kez daha zorlayan ve Çanakkale&#8217;ye Yunanistan&#8217;ın da asker göndermesini isteyen Venizelos, kralla açık bir anlaşmazlığa düşünce 1915 Martı&#8217;nda istifa etmek zorunda kaldı(3). Bulgaristan&#8217;ın 1915 yılı Ekim ayında savaşa katılması, aynı yılın Ağustos ayında yeniden başba­kanlığa gelen Venizelos&#8217;un harekete geçmesine ve Yunanistan&#8217;ı İtilaf Devletlerinin yanında savaşa sokmak, Sırbistan&#8217;a yardım etmek için, çalışmasını hızlandırmasına yol açtı. Fakat kral buna yine karşı çıktı.</p>
<p>Ancak Venizelos, bu arada İngiltere ve Fransa&#8217;dan gizlice birliklerini Selanik&#8217;e çıkarmalarını istedi. Bunun üzerine bu iki devletin Çanakkale&#8217;deki askerlerinden bir kısmı 29 Eylül 1915&#8242;den itibaren Selanik&#8217;e çıkmaya başladı. Bu hareketin amacı, Çanakkale üzerinden gerçekleştirilemeyen, Rusya&#8217;ya yardım gönderme ve birleşme girişiminin, Balkanlardan bir yol açılarak gerçekleştirilmek istenmesi ile, Yunanistan&#8217;ı müttefiklerin yanında savaşa sokmaktı. Bu kez de kral, Venizelos&#8217;u 5 Ekim 1915&#8242;de yeniden başbakanlıktan uzaklaştırdı(4).</p>
<p>İtilaf kuvvetleri, 1916 Ocağında Korfu&#8217;yu işgal ettiler. Venizelosçu subaylar itilaf kuvvetlerinin egemen olduğu Selanik&#8217;te Ağustos ayında bir ayaklanma başlattılar. 1916 Ekiminde Selanik&#8217;e çıkan Venizelos, buradaki ayaklanma hareketinin başına geçti. İtilaf kuvvetleri (İngiliz ve Fransızlar) Aralık ayında Atina üzerine harekete geçtiler, İngiliz ve Fransız hükûmetleri Selanik&#8217;teki Venizelos yönetimini tanıdıklarını açıkladılar. Kral Konstantin 1917 Haziranında Atina Hükûmeti&#8217;ne yapılan baskılar ve uygulanan abluka sonunda tahttan çekildi. İkinci oğlu Aleksandr tahta geçer geçmez Venizelos, yeniden başbakan oldu. Yunanistan artık savaştaydı ve yenilecek olan Osmanlı Devleti&#8217;nin savaş sonrası paylaşımına katılabilirdi(5).</p>
<p>Osmanlı Devleti&#8217;nin 30 Ekim 1918 tarihinde imzalamak zorunda kaldığı Mondros Mütarekesi&#8217;ni takip eden günlerde Rumlar, başta İstanbul olmak üzere Ege, Rumeli ve Doğu Karadeniz&#8217;deki yerleşim bölgelerinde taşkınlıklar yaparak Türkleri taciz etmekteydiler. Bu hareketler de doğrudan doğruya Venizelos&#8217;dan talimat alan &#8220;Mavri Mira&#8221; (Kara Baht) adındaki Anadolu Rumlarının kurduğu bir cemiyet tarafından yönetiliyordu. Anadolu&#8217;nun Yunan kuvvetlerince işgal edileceğine dâir söylentilerin yayılması da bu tecavüz ve aşırılıkların yoğunlaşmasına, Türk halkının giderek daha fazla ezilmesine sebep oluyordu.</p>
<p>Bu arada, Fener Patrikhânesi&#8217;nin güttüğü Megali İdeacı politika İstanbul Rumları tarafından büyük destek görmekteydi. 13 Kasım 1918&#8242;de aralarında Yunanlıların ünlü zırhlısı Averoff&#8217;un da bulunduğu bir İtilâf devletleri filosunun İstanbul&#8217;a gelmesi Rumları çılgına çevirmiş, İstanbullu Ermenilerin de katıldıkları büyük taşkınlıklar bütün şehirde ve adalarda sabahlara kadar sürmüştü.</p>
<p>Bütün bu olayların devam ettiği sırada Barış Konferansı, hazırlanacak barış şartlarını görüşmek ve tespit etmek üzere 12 Ocak 1919&#8242;da Paris&#8217;de çalışmalarına başladı. Birinci Dünya Savaşı&#8217;nın galiplerince başlatılan ve 1919 ile 1920 yıllarını da içine alarak Londra ve San Remo&#8217;da sürdürülüp Sevr&#8217;de noktalanacak olan barış görüşmelerinde, özellikle Osmanlı Devleti&#8217;nin geleceği, daha doğrusu, nasıl paylaşılacağı konusu ağırlık noktasını oluşturmuştur. Nitekim 14 Mayıs 1919 günü yapılan görüşmelerde Anadolu&#8217;nun İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunan devletlerince ne şekilde bölüneceğine dâir plan son şeklini almıştı.</p>
<p>Elefterios Venizelos&#8217;un devamlı gayretleri ve diğer büyük devletlerin desteklemesi sonucunda İzmir&#8217;e Yunan askeri çıkarılması 15 Mayıs 1919 tarihinde uygulamaya konuldu(6). Yunan istilâ gücü, Amerikan, İngiliz, Fransız ve Yunan savaş gemilerinin koruyuculuğunda İzmir&#8217;e çıktı. Venizelos&#8217;un deyişiyle bu harekât, Yunan ordusuna tarihi boyunca ilk kez emanet edilmiş &#8220;şerefli bir görev&#8221;di. Yunan askerleri, Türk halkına karşı birçok taşkın davranışlarda bulundular ve İtilaf Yüksek Konseyi&#8217;nin yönergelerine aykırı olarak, tüm Aydın ilini istilaya başladılar. Bu istila, Osmanlı Devleti için çok ağır şartlar ihtivâ eden Mondros Mütarekesi&#8217;ne bile aykırıydı; çünkü istiladan önce İzmir bölgesinde bu harekete bahane edilebilecek hiçbir kargaşalık çıkmamıştı(7).</p>
<p>Yunanlıların İzmir&#8217;de giriştiği kırım harekâtı tüyler ürperticiydi. İşgalin ilk 48 saatinde İzmir ve banliyölerinde 2.000&#8242;den fazla Türk katledilmiştir. Vahşice işlenen tüm bu cinayetler, İzmir rıhtımında demirleyen yabancı devletler savaş gemilerinin subay ve erlerinin gözü önünde meydana gelmiştir(8).</p>
<p>Yunanlıların zulüm ve baskılarından dolayı yerlerini terk etmiş olan Türkler geriye dönmek imkânından mahrum bırakılmışlardı. Buna ilave olarak Aydın vilayetindeki Rum unsurunu çoğaltmak maksadıyla buraya çok miktarda Rum göç ettirilmişti.(9)</p>
<p>Yunan istilasına karşı gösterilen tepki çok büyük olmuş Türk milleti bu olaydan duyduğu rahatsızlığı uzak köylerde yapılan küçük toplantılardan, İstanbul&#8217;da 23 Mayıs 1919&#8242;daki 200.000&#8242;den fazla kişinin katıldığı büyük Sultanahmet mitingine kadar çeşitli biçimlerde açığa vurmuştu(10). İzmir&#8217;in İtilaf Devletleri tarafından Yunanlılara işgal ettirilmesi Türk milletinin yüreğinde çok derin yara açmış, fakat o nispetle de mücadele azmini kamçılamıştır. Bundan sonra gelişecek olaylarda görülen hırs ve azim, özellikle Yunan unsuruna karşı oluşan tepkinin tabiî bir sonucu olmuştur. Paris&#8217;teki Barış Konferansı&#8217;nın öngördüğü bu işgal, yeni savaş tohumlarının da ekilip filizlenmesine yol açmıştır.</p>
<p>KAYNAK<br />
Arşiv Belgelerine göre Balkanlarda ve Anodulu&#8217;da Yunan Mezalimi, Başbakanlık Devlet Arşivleri Yayını, Ankara 1995.</p>
<p>DİPNOTLAR<br />
1) Gürel, a.g.e., s.33.<br />
2) Uçarol, a.g.e., s.403.<br />
3) Gürel, a.g.e., s.33.<br />
4) Uçarol, a.g.e., s.404.<br />
5) Gürel, a.g.e., s.34.<br />
6) Hatipoğlu, a.g.e., s.75-79, 87.<br />
7) Salahi R. Sonyel, Türk Kurtuluş Savaşı ve Dış Politika I, Ankara 1987, s.52-53.<br />
 <img src='http://www.turk-yunan.gen.tr/wp-includes/images/smilies/icon_cool.gif' alt='8)' class='wp-smiley' /> Hüseyin Işık, &#8220;Anadolu&#8217;da Yunan Mezalimi&#8221;, Tarih Boyunca Türk-Yunan İlişkileri (20 Temmuz 1974&#8242;de kadar), Üçüncü Askeri Tarih Semineri-Bildiriler, Ankara 1986, s.381.<br />
9) Cengiz Orhonlu, &#8220;Yunan İşgalinin Meydana Getirdiği Göç ve Yunanlıların Yaptıkları &#8220;Tehcir&#8221;in Sonuçları Hakkında Bazı Düşünceler&#8221;, Belleten, XXXVII/148 (Ekim 1973), s. 488<br />
10) Sonyel, a.g.e., s.60.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turk-yunan.gen.tr/turk-yunan-iliskileri/birinci-dunya-savasi-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türk-Yunan Savaşı</title>
		<link>http://www.turk-yunan.gen.tr/turk-yunan-iliskileri/turk-yunan-savasi.html</link>
		<comments>http://www.turk-yunan.gen.tr/turk-yunan-iliskileri/turk-yunan-savasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 21 Jun 2009 20:16:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osmanlı Dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Yunan İlişkileri]]></category>
		<category><![CDATA[türk yunan savaşı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turk-yunan.gen.tr/?p=122</guid>
		<description><![CDATA[Doğu Akdeniz&#8217;in Kıbrıs&#8217;tan sonraki en büyük adası olan Girit, XVII. yüzyılın ortalarında Osmanlı hakimiyeti altına girmiştir. Osmanlı Devleti yönettiği her bölgede uyguladığı adâletli ve hoşgörülü idâre tarzını Girit&#8217;te de icrâ etmiştir. Kandiye&#8217;nin fethinden Mora ihtilalinin başlangıcına kadar Osmanlı hakimi­yeti altında geçen zaman zarfında Girit&#8217;te gözlenen sükûnet devresi, Osmanlı idâresinin özenli iç politika uygulamalarına rağmen devam [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Doğu Akdeniz&#8217;in Kıbrıs&#8217;tan sonraki en büyük adası olan Girit, XVII. yüzyılın ortalarında Osmanlı hakimiyeti altına girmiştir. Osmanlı Devleti yönettiği her bölgede uyguladığı adâletli ve hoşgörülü idâre tarzını Girit&#8217;te de icrâ etmiştir.</p>
<p>Kandiye&#8217;nin fethinden Mora ihtilalinin başlangıcına kadar Osmanlı hakimi­yeti altında geçen zaman zarfında Girit&#8217;te gözlenen sükûnet devresi, Osmanlı idâresinin özenli iç politika uygulamalarına rağmen devam edememiştir. Mora ve adalarda Rumlar tarafından çıkarılan isyanlar Girit adasına da sıçradı. 1821 yılında başlayan bu ilk isyanın bastırılması için II. Mahmut, Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa&#8217;yı görevlendirmiş ve isyanı bastırmıştır(1).<br />
<span id="more-122"></span></p>
<div class="alignleft">
<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-2087985575086194";
/* 250x250, oluşturulma 21.06.2009 */
google_ad_slot = "9518632287";
google_ad_width = 250;
google_ad_height = 250;
//-->
</script><br />
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script>
</div>
<p>1830 yılında Yunanistan devleti kurulduğunda, Girit Rumları adanın bu devlete bağlanmasını sağlamak için yeniden isyan ettiler. Bu isyan da Mehmet Ali Paşa tarafından 1831 yılında bastırıldı. Ancak kendisine Girit valiliği de verilmiş olan ve kuvvetleri de adada bulunan Mehmet Ali Paşa Girit&#8217;i, buradan bir çıkarı olmayacağını anladığı için, 15 Temmuz 1840 tarihli Londra Antlaşması&#8217;ndan sonra boşaltmıştır(2). Girit&#8217;in Mehmet Ali Paşa&#8217;nın çekilme­sinden sonra yeniden doğrudan Osmanlı idaresine geçmesinden az bir zaman sonra, Rumlar buraya tekrar dönmüş olan Yunan mültecileri tarafından isyana teşvik edildiler. Bu ayaklanma da, Osmanlı Devleti tarafından 1841 yılının ilk aylarında bastırıldı(3).</p>
<p>Bu arada, yeni kurulmuş olan Yunan Devleti de Girit&#8217;teki Rumları isyana teşvik etmekte ve asilere her çeşit yardımı yapmaktaydı. Yunanistan, Mısır bunalımı sırasında Osmanlı Devleti&#8217;nin içinde bulunduğu zor durumdan yararlanmak için, 10 Ağustos 1839&#8242;da koruyucusu olan üç büyük devlete bir muhtıra göndererek, Girit&#8217;in kendisine verilmesini istemiştir. Diğer taraftan da Teselya&#8217;ya çeteler göndererek, Makedonya ve Epir&#8217;de karışıklıklar çıkartmıştır. Ancak İngiltere, Yunanistan üzerinde Rusya&#8217;nın nüfûz kazanacağı endişesi ile Yunanistan&#8217;ın bu genişleme politikasını önlemiştir. Kırım Savaşı sırasında da, Yunanistan&#8217;ın Osmanlı Devleti&#8217;ne savaş açmak istemesi, İngiltere ve Fransa tarafından engellenmiştir(4).</p>
<p>Yunanlıların ümit ve arzuları, 1864 yılında Yedi Ada&#8217;nın kendilerine verilmesi üzerine tekrar uyanmıştır. Rumların bulunduğu Ege&#8217;deki bütün adaları ele geçirerek büyük bir Yunanistan kurmak isteyen Yunanlılar, Girit&#8217;i de Osmanlı Devleti&#8217;nden kopartmak için tekrar harekete geçmişlerdir. Adaya gönderilen papaz ve öğretmenlerle Rum halkını isyana teşvik edilmiş ve 1866 Ağustos ayında Girit ilk defa geniş ölçüde bir ayaklanmaya sahne olmuştur. Rumlar kendi kendilerine geçici bir hükümet kurarak, Girit&#8217;in Yunanistan&#8217;a ilhâk edildiğini ilân ettiler.</p>
<p>Osmanlı Devleti, isyanı bastırmak üzere harekete geçti. Fakat Avrupa devletleri bu defa da işe karıştı. Fransa ve Rusya&#8217;nın Girit&#8217;in Yunanistan&#8217;a terki veya özerklik verilmesi önerisi Babıâli tarafından reddedildi. Asilere, Yunanistan ve diğer ülkelerden gönüllü ve yardım gelmekteydi.</p>
<p>1867 Mayıs&#8217;ında Rusya&#8217;nın da onayını alan Fransa, Girit halkının şikâyet ve isteklerini belirlemek üzere, adaya milletlerarası bir komisyon gönderilmesini teklif etti. Fakat, Osmanlı Devleti ile İngiltere ve Avusturya bu teklife karşı çıktılar. Bunun üzerine Fransa, tasarıda, gönderilecek komisyona Osmanlı Devleti&#8217;nin de bir heyet ile dahil edilmesi şeklinde değişiklik yaptı. Buna mütareke talebini de ilave ederek Rusya, İtalya ve Prusya ile müştereken, Osmanlı Devleti nezdinde yeni bir teşebbüste bulundu. Ancak Osmanlı Devleti bu teklifi de içişlerine karışma sayarak reddetti(5).</p>
<p>İngiltere ise Girit meselesinin, Osmanlı Devleti&#8217;nin yerel bir problemi olarak kalmasını istiyordu. Bu arada yapımı sürdürülen Süveyş Kanalı açılınca, Hindistan yolu üzerinde bulunan Girit&#8217;in önemi bir kat daha artacaktı. Bu bakımdan da adanın statükosunun devamında yarar görüyordu(6).</p>
<p>Avrupa devletlerinin devam eden baskısı sonucunda Babıâli 12 Eylül 1867&#8242;de Girit&#8217;te genel af ilan etmeye razı oldu. 28 Ekim&#8217;de Fuat Paşa, Sadrazam Âli Paşa&#8217;nın Girit&#8217;te tatbik edeceği tafsilatlı ıslahat programını ilgili devletlere gönderdi. Ancak tatbike konulması düşünülen program Fransa&#8217;yı memnun etmedi. Bunun üzerine Fransa, Rusya, Prusya ve İtalya, Babıâli&#8217;ye verdikleri notada, Osmanlı Devleti&#8217;nin İngiltere&#8217;nin tutumundan cesaret alıp, diğer devletlerin fikirlerini göz önünde tutmadığını, kendi teklif ettikleri ıslahat programlarını uygulamadığını ve bundan meydana gelebilecek hiçbir şeyin sorumluluğunu kabul etmediklerini bildirmişlerdir. Londra Siyasal Bilgiler Fakültesi hocalarından Kenneth Bourne nota hakkında; &#8220;Bu nota vaziyeti olduğu gibi bırakmak şöyle dursun adeta bir afetin kapısını açıyordu&#8221;. yorumunu yapmıştır(7).</p>
<p>Bu şartlar altında Sadrazam Âli Paşa 6 Ekim 1867&#8242;de Girit&#8217;e vardı ve hazırlanan ıslahat programını açıkladı. Buna göre: &#8220;Vergiler önemli ölçüde azaltılacak; valinin yanında biri Müslüman, diğeri Hıristiyan olmak üzere iki danışman bulunacak; yerel ve genel meclisler kurulacak, bunların üyeleri Müslüman ve Hıristiyanlardan seçilecek; ada gerektiği kadar sancaklara ayrılacak ve bunların başına getirileceklerin yarısı Müslüman, yarısı Hıristiyan olacak; adada resmî yazışmalar Türkçe ve Rumca olmak üzere iki dilde yapılacaktı&#8221;.</p>
<p>Böylece Girit&#8217;e özerklik veren bir yönetim şekli getirilmiş ve Girit isyanı da yatışmaya başlamıştı. Girit&#8217;teki durumun sâkinleşmesinden hoşlanmayan Yunanistan bu kez de Yunanistan&#8217;a gelen Girit göçmenlerinin adaya dönmesini devletlerarası bir mesele haline getirmeye çalıştı. Ancak, göçmenlerin Yunanistan&#8217;da karşılaştıkları kötü şartlar, Yunanistan&#8217;ın aleyhinde bir durum oluşturdu. Göçmenler Girit&#8217;e dönmek istiyor, fakat anlaşmazlık çıkartacak bir kozdan yoksun kalmak istemeyen Yunanistan buna izin vermiyordu. Babıâli, 1868 Kasım ayı sonlarına doğru göçmenlerin Girit&#8217;e serbestçe dönmesini istedi. Osmanlı Devleti, 11 Aralık 1868&#8242;de Yunanistan&#8217;a verdiği notanın reddedilmesi üzerine de Yunanistan ile ilişkilerini kesti. Ortaya çıkan savaş durumunu gidermek için harekete geçen büyük devletler, 9 Ocak 1869&#8242;da Paris&#8217;te bir konferans topladılar(8).</p>
<p>Fransa, İngiltere, Rusya, İtalya, Prusya, Avusturya ve Osmanlı Devleti&#8217;nin katılımıyla gerçekleşen konferansa Yunanistan katılmadı. Uzun süren müzâkerelerden sonra, Paris Konferansı&#8217;nın resmi bildirisi 20 Ocak 1869&#8242;da kabul edildi. Bu bildiri Yunanistan Hükümeti&#8217;nin Osmanlı Devleti&#8217;ne karşı çeteler toplamasını ve Yunanistan limanlarından Giritli âsîlere malzeme taşıyan gemilerin donatımını yasak edip mültecilerin de Girit&#8217;e dönmelerine mani olunmamasını talep ediyordu(9).</p>
<p>Büyük devletler bu bildiri ile Yunanistan&#8217;ı hareketlerinden dolayı suçladıklarını açıkça belli etmişlerdir. Yunanistan&#8217;a bildiriye ek olarak verilen notada da bildiride ifade edilen maddelerin en geç bir hafta içinde kabul edilmemesi halinde, Yunanistan&#8217;ın hareketlerinden doğacak sonuçlar karşısında yalnız bırakılacağını ihtar etmişlerdi. Yunanistan hükümeti, konferansa katılan devletlerin bu baskısı karşısında, 6 Şubat 1869&#8242;da bildiriyi kabul etmek zorunda kaldı. Böylece, İngiltere&#8217;nin isteği doğrultusunda statükonun korunması esas alınarak Doğu Akdeniz bunalımı önlenmiş ve Osmanlı-Yunan anlaşmazlığı ile Girit meselesi geçici de olsa sona ermiştir(10).</p>
<p>Girit Rumları, 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşında, Osmanlı Devleti&#8217;nin içine düştüğü zor durumdan yararlanmak amacıyla, Yunanistan&#8217;ın da teşviki sonucu yeniden isyan etmişlerdir. Rusya da, Ayastefanos Antlaşması&#8217;na, Girit adasında ıslahat yapılmasını ve uygulanmasını isteyen bir madde koyarak, konunun devletlerarası bir nitelik almasına sebep olmuştur. İngiltere ise Rusya&#8217;nın adaya tek taraflı olarak müdahalesini önlemek üzere, Girit meselesini Berlin Konferansı&#8217;na getirdi. Kongre, Berlin Antlaşması&#8217;nın 23. maddesine; Girit&#8217;te 1868 nizamnâmesi esaslarına göre ıslahat yapılmasını ve Osmanlı Devleti&#8217;nin bu konuda Avrupa devletlerine bilgi vermesi kaydını koydu(11).</p>
<p>Bu madde Osmanlı Devleti&#8217;nin Girit üzerindeki hâkimiyetini biraz daha kaybetmesine yol açtı. Nitekim sonradan büyük devletler, Osmanlı Devleti tarafından verilen bu vaadin yerine getirilmesini istediler. Bu vazife ile Girit&#8217;e gönderilen Gazi Ahmet Muhtar Paşa ile âsîler arasında, konsolosların kontrolü altında, Hanya&#8217;ya yakın Halepa mevkiinde müzakereler yapılarak, 23 Ekim 1878&#8242;de bir mukavelenâme imzalandı(12). &#8220;Halepa Mukavelenamesi&#8221;nin başlıca hükümleri şunlardır:</p>
<p>1- Girit genel valisi, beş yıl müddetle tayin edilecektir; genel vali, Müslüman veya Hıristiyan olabilecektir. Müslüman olduğu takdirde Hıristiyan, Hıristiyan olduğu takdirde, Müslüman bir yardımcısı bulunacaktır.</p>
<p>2- Vilâyet Genel Meclisi 80 üyeden oluşacak; bunlardan 49&#8242;u Hıristiyan, 31&#8242;i Müslüman olacaktır. Meclis yılda bir defa toplanacak, mahallî ihtiyaçlar hakkında karar verecektir.</p>
<p>3- Memurlar öncelikli olarak yerliler arasından seçilecektir.</p>
<p>4- Rumca, Türkçe gibi resmî dil olarak kabul edilecektir.</p>
<p>5- Vergi gelirlerinin fazlası adanın amme hizmetleri için kullanılacaktır.</p>
<p>6- Kâğıt paranın tedavülü yasak olacak, basın hürriyeti sağlanacaktır(13).</p>
<p>Böylece, Halepa Mukavelenamesi ile verilen yeni haklar ve getirilen düzenle, Rum halkın Girit&#8217;in yönetiminde daha etkili olması sağlanmıştır.</p>
<p>Yunanistan, Osmanlı-Rus savaşında Rus ordularının Edirne&#8217;ye girdikleri sırada Epir ve Teselya&#8217;da ayaklanmalar çıkartmış ve Yanya&#8217;yı da işgale hazırlanmaya başlamıştı. Bu durumun Balkanlarda yeni bir bunalıma yol açacağı ve Rusya&#8217;nın işine yarayacağı düşüncesiyle Avrupa devletleri Yunanistan&#8217;a engel olmuşlardı. Fakat Balkan meselesi sözkonusu olduğunda Yunanistan&#8217;ın çıkarlarının gözönünde tutulacağını da vaat etmişlerdi(14). Hatta İngiltere Sefiri Mr. Layard, Osmanlı Devleti tarafından ileride Yunanistan lehine bir hudut tashihi yapılabileceğine dâir Sadrazam Sadık Paşa&#8217;dan sözlü bir vaat almıştı. İngiltere, bunu resmi bir vaat gibi değerlendirerek Berlin Kongresi&#8217;nde, Yunanistan&#8217;ın da müzakerelere katılmasını teklif etti(15). Yunanistan Dışişleri Bakanı Deliyanis, kongrenin 29 Haziran 1878 tarihli toplantısına katıldı ve toplantıda; Yunan Hükûmeti&#8217;nin Rum halkının bulunduğu bütün toprakların Yunanistan&#8217;a ilhakını arzu ettiğini, ancak zorunlu şartları dikkate alarak şimdiki halde sadece Epir ve Teselya ile Girit adasını istediğini bildirdi.</p>
<p>Nitekim tartışmalı geçen müzakerelerden sonra Berlin Antlaşması&#8217;nın 24. maddesi şu şekilde kabul edildi:</p>
<p>&#8220;Osmanlı Devleti ile Yunanistan, Berlin Kongresi&#8217;nin 13&#8242;üncü protoko­lünde bildirilen sınır düzenlemesi konusunda, anlaşmaya varamadıkları takdirde Almanya, Fransa, Avusturya, İngiltere, İtalya ve Rusya devletleri, görüşmeleri kolaylaştırmak için kendilerine arabuluculuk teklif etmek hakkını korurlar&#8221;.</p>
<p>Böylece Berlin Antlaşması&#8217;nın 24. maddesi gereğince; Yanya, Tırhala, Preveze ve Golos taraflarından Yunanistan&#8217;a sınır düzenlenmesi yolu ile bir miktar toprak terki, Osmanlı Devleti&#8217;nin rızasını almak şartıyla, kararlaştırılmış oldu(16). Bunun üzerine harekete geçen Yunanistan, 16 ve 19 Temmuz 1878&#8242;de Babıâli&#8217;ye gönderdiği notalarla yeni sınırın düzenlenmesini istedi. Osmanlı Devleti ise Yunanistan&#8217;a hiçbir şekilde toprak vermemeyi kararlaştırdı ve bu kararını da büyük devletlere bildirerek, onlardan daha önceki düşüncelerini değiştirmelerini istedi. Ancak bu istek Avrupa devletleri tarafından kabul edilmedi ve Osmanlı Devleti ile Yunanistan da savaş hazırlıklarına başladı.</p>
<p>Fakat Avrupa devletlerinin baskısı üzerine, Gazi Ahmet Muhtar Paşa başkanlığında bir heyet, Yunanlılarla 6 Şubat 1879&#8242;da Preveze&#8217;de görüşmelere başladı. Taraflar arasındaki uzun tartışmalardan sonra, Yunan delegeleri bu toplantıdan birşey elde edemeyeceklerini anladıklarından 18 Mart 1879&#8242;da Preveze&#8217;yi terk ettiler ve görüşmeler sonuçsuz kaldı. Yunanistan bu durum üzerine Berlin Antlaşması&#8217;nın 24. maddesi gereğince büyük devletlerden arabuluculuk yapmalarını talep etti. Bu devletler, kendi aralarında Berlin&#8217;de yaptıkları 16 Haziran 1880 tarihli toplantıda, Yunanistan&#8217;a Osmanlı topraklarından toprak verilmesi kararını aldılar ve bu kararı Babıâli&#8217;ye bildirdiler.</p>
<p>Büyük devletlerin artan baskıları üzerine Osmanlı Devleti, 8 Şubat 1881&#8242;de, prensip olarak Yunanistan&#8217;a toprak verilmesine ve konunun İstanbul&#8217;daki büyük devletlerin elçileriyle Osmanlı delegeleri arasında yapılacak bir konferansta çözümlenmesine karar verdi(17). Nitekim, Osmanlı temsilcileri ile İngiltere, Fransa, Almanya, Avusturya-Macaristan, Rusya ve İtalya&#8217;nın İstanbul elçileri arasında görüşmeler, 8 Mart 1881 günü Alman elçiliği binasında başladı. Görüşmeler, çeşitli önerilerin ileri sürülmesiyle tartışmalı şekilde sürerken bu altı devletin elçisi, Babıâli&#8217;ye 19 Nisan 1881 tarihli ortak bir nota vererek, Osmanlı Devleti&#8217;nin oldukça aleyhine olan yeni bir sınır önerdiler. Bu nota üzerine, 21 Nisan 1881 günü toplanan &#8220;Heyet-i Askeriyye&#8221;, yapılan teklifi inceleyerek bir rapor hazırlamış ve bunu sultana sunmuştur.</p>
<p>Bu rapora göre: &#8220;Teklif edilen bu şartlar reddedilirse ve bu da bir savaşa yol açarsa, buna Osmanlı Devleti neden olmuş sayılacaktır. Böyle bir durumda büyük devletler, Osmanlıların aleyhinde, Yunanlıların lehinde olacaklardır. O takdirde meydana gelecek savaşın şiddeti şimdiden kestirilemez. Onun için askeri durumun buna göre hazırlanması gerekmektedir&#8221;(18).</p>
<p>Sultan da yeni bir savaşın çıkmasına meydan vermemek ve büyük devletlerin Osmanlı Devleti aleyhine bir harekete girişmelerini önlemek için, elçilerin bu önerisini kabul etti(19). Osmanlı Hükûmeti, 8 Mayıs 1881&#8242;de yaptığı toplantıda; Berlin Konferansı kararlarının yerine, ilgili devletler arasında alınan yeni karar esas olmak üzere bir sözleşmenin düzenlenmesi amacıyla Server, Gazi Ahmet Muhtar ve Ali Nizamî paşalar ile Artin Efendi&#8217;ye yeniden altı devletin elçileriyle görüşme yetkisini verdi. Osmanlı temsilcileri ile elçiler arasında görüşmelere yeniden başlandı(20).</p>
<p>Böylece, Osmanlı Devleti ile Yunanistan arasındaki sınırı, yeniden çizen anlaşma, 24 Mayıs 1881 günü imzalandı. Tamamı 19 madde olan bu anlaşmaya göre, iki devlet arasındaki sınır Salamirya ve Platamonan&#8217;dan geçip Narda nehrine ulaşmaktaydı. Yunanistan&#8217;a Teselya, Osmanlı Devleti&#8217;ne de Kuzey Epir kalacak şekilde sınır tespiti yapıldı.</p>
<p>Böylece Yunanistan bir savaşa katılmadan, diplomatik yollardan Avrupa devletlerinin çabası ve baskısı ile Osmanlı Devleti&#8217;nden bir parça toprak daha ele geçirerek, sınırlarını genişletmeyi başarmıştı(21). Bundan da cesaret alarak yayılmacı politikası doğrultusunda yeni hedeflere yöneldi ve öncelikle Epir ve Girit&#8217;e gözlerini dikerek bu yönde çalışmaya başladı(22).</p>
<p>Girit adasında, Halepa Sözleşmesi ile oluşturulan statüde, Rumlara geniş haklar verilmiş, ancak bu durum da onları memnun etmemişti. Rumlar, adanın yönetiminde daha etkili olabilmek ve adayı Yunanistan&#8217;a bağlamak amacın­daydılar. 1878&#8242;den itibaren, bu amaçlarına ulaşabilmek için uygun bir ortamın çıkmasını beklemeye başlamışlar ve bu arada bazı girişimlerde bulunmuşlardı.</p>
<p>Nitekim, Girit Rumları 1885&#8242;de Bulgaristan ile Şarkî Rumeli&#8217;nin birleşmesi üzerine doğan Balkan bunalımından yararlanarak harekete geçtiler. Girit&#8217;in Yunanistan&#8217;a bağlanmasını, bu olmaz ise Halepa Sözleşmesi&#8217;nin kapsamının genişletilmesini istediler. Yunanistan da büyüyen Bulgaristan&#8217;a karşı dengeyi sağlamak gerekçesiyle, Girit&#8217;i ele geçirmeye kalkıştı ve ada Rumlarını isyan için kışkırtmaya başladı.</p>
<p>Girit Rumları, Halepa Sözleşmesi&#8217;nin iyi uygulanmadığını ileri sürerek 1888&#8242;de yeniden ayaklandılar ve adanın Yunanistan&#8217;a bağlanmasına karşı çıkan Türklere saldırılara başladılar. Bunun üzerine Babıâli, Girit&#8217;e asker gönderdi ve isyanı bastırdı(23). 26 Ekim 1889&#8242;da yayınlanan bir fermanla Girit valisine olağanüstü yetkiler verilerek yanına bir de komutan atandı. Valinin yetkileri şöyleydi:</p>
<p>1- Girit meclisine başkanlık yapmak ve görüşmeleri yönetmek,</p>
<p>2- Meclisin aldığı kararları onaylamak veya reddetmek,</p>
<p>3- Meclisin çalışmalarına son verebilmek(24). Daha evvel adaya verilmiş olan imtiyazlar da bazı sınırlamalara tabi tutuldu(25).</p>
<p>Girit adasında bu gelişmeler olurken, Yunanistan da Bulgaristan olaylarını fırsat bilerek Girit, Epir ve Güney Makedonya&#8217;yı kendisine katmak amacıyla Osmanlı sınırlarında bazı askerî hazırlıklara başladı. Bunun üzerine, Balkanlar&#8217;da yeni bir bunalımın çıkmasını kendi çıkarlarına aykırı bulan büyük devletler, İngiltere&#8217;nin önerisi üzerine Yunanistan&#8217;a baskı yaparak, askerî girişimlerine son vermesini istediler. Yunanistan&#8217;ın buna karşı çıkması üzerine de, Fransa dışındaki beş büyük devletin ortak donanması Yunanistan&#8217;ı kuşattı. Teselya&#8217;ya hücum eden bir Yunan askerî birliği de Osmanlılar tarafından püskürtüldü. Bunun üzerine Yunanistan, büyük devletlerin de isteğine uyarak bir kısım askeri terhis ederken büyük devletler de Haziran 1889&#8242;da deniz kuşatmasını kaldırdı. Böylece, Yunan emelleri bir süre frenlenmiş ve yeni bir Osmanlı-Yunan çatışmasının çıkması önlenmiş oldu(26).</p>
<p>1894 Haziran&#8217;ında ise Rumlar Halepa Sözleşmesi&#8217;nin uygulanmasını ve adaya Hıristiyan vali atanmasını istediler. Osmanlı Devleti, 1895 Mayısı&#8217;nda Kara Todori Paşa&#8217;yı adaya vali olarak atadı(27). Fakat bu Hıristiyan vali, selefi gibi azimli olmadığı için adadaki karışıklığı gideremedi. Ertesi yıl, onun yerine Girit valiliğine getirilen Turhan Paşa da bu hususta büyük bir başarı sağlayamadı(28). Bütün bu çabalara rağmen, Hanya, Kandiye ve Resmo&#8217;da olaylar önlenemedi. Rum çetelerinin saldırılarına karşı korumasız kalan Türkler için kırsal bölgelerde yaşama imkânı kalmamıştı. Sahillerdeki kasaba ve limanlarda Türkler, iç bölgelerde ise Rumlar çoğunluğu oluşturmaya başladılar(29).</p>
<p>Rumlar, Türklere karşı vahşi bir terör uygulamasına girişmişlerdi. Yuna­nistan&#8217;dan yardım gören çeteler Türk köylerini ve hatta kasabalarını basarak Müslüman halkı kadın, erkek, çocuk, genç, ihtiyar ayırdetmeden öldürüyor, mallarını yağmalıyor, evlerini barklarını yerle bir ediyorlardı. Çok geçmeden, Türkler de teşkilatlanarak kendilerini savunmaya ve çetelerin yuvalandıkları yerlere karşı saldırılarda bulunmaya başladılar(30). Girit&#8217;teki konsoloslar, Türklerin varolma savaşını her zamanki gibi tek yanlı olarak değerlendirerek duruma müdahale edilmezse Hıristiyanların yok edileceğini bildirdiler. Fransa ve İtalya ada sularına gönderdikleri savaş gemileriyle Girit olaylarına müdahale etme girişimlerinde bulunurken, bu davranış diğer devletlerce benimsenmedi. Bu arada, Sultan II. Abdülhamid asilere karşı harekete geçerek, Avrupalı büyük devletler müdahale etmeden olayların bastırılması için adaya on altı tabur asker gönderdi.</p>
<p>Büyük devletlerin elçileri de kendi aralarında anlaşarak Osmanlı Hükûmeti&#8217;nden Halepa Sözleşmesi&#8217;nin uygulanmasını ve Ada Genel Meclisi&#8217;nin toplanmasını istediler. Sultan bunun üzerine Avrupa devletlerinin baskısı üzerine, Halepa Sözleşmesi&#8217;nde tespit edilmiş olan bütün maddeleri uygula­maya hazır olduğunu ifade ederek adada genel af ilan etti. Sisam&#8217;ın eski prensi Georgis Beroviç&#8217;i de vali olarak atadı(31).</p>
<p>Ancak Rumlar, bununla da yetinmeyerek yeniden ayaklandılar. Girit&#8217;teki Türkler de Rumlara verilen imtiyazları kabul etmeyerek Babıâli&#8217;nin bu tutumunu protesto için 4 Şubat 1897&#8242;de ayaklandılar; böylece Girit adasında bir iç savaş başlamış oldu. Osmanlı Devleti, büyük devletlerin karşı çıkması üzerine adaya yeni askeri birlikler gönderemediğinden olayları kontrol altına alamadı.</p>
<p>Bu arada, Balkanlar&#8217;da yeni bir bunalımın çıkmasını istemeyen Avrupa devletleri, İstanbul ve Atina&#8217;ya bir savaşa yol açmamaları için baskı yapıyorlardı. Fakat Yunanistan bir yandan Girit&#8217;e asker gönderirken, bir yandan da Yunan ordusunu seferber hale getirmekte ve Teselya sınırına yığınak yapmaktaydı. Buna karşılık Osmanlı Devleti de askerî hazırlıklarını tamamlamaya çalışıyordu. OsmanlıYunan ilişkilerinin bu şekilde gerginleşmesi üzerine İngiltere, Fransa, Rusya ve İtalya devletleri, Girit&#8217;e ortak bir donanma göndermeye karar verdiler(32).</p>
<p>14 Şubat 1897&#8242;de Albay Timalen Vasos komutasındaki bir Yunan birliği Yunan kralı adına işgal için Girit&#8217;e çıktı. Albay Türklere her türlü vahşeti yaparak kendisine verilen görevin icaplarını yerine getirmeye çalıştı(33). Vasos, 16 Şubat 1897&#8242;de Yunan kralı adına adayı Yunanistan&#8217;a ilhak ettiğini bildiren bir beyannâme yayınladı. Yunan Başbakanı Deliyanis de Yunan Meclisinde Girit&#8217;in Yunanistan&#8217;a ait olduğunu resmen açıklamıştı(34).</p>
<p>Osmanlı Devleti, olayı şiddetle protesto etti. Büyük devletler de 2 Mart 1897&#8242;de Yunan Hükûmeti&#8217;ne müşterek bir nota vererek, 6 gün zarfında Girit&#8217;ten askerini ve harp gemilerini geri çekmesini, aksi takdirde şiddetli tedbirlere başvurulacağını bildirdiler(35). Yunan Hükûmeti ada sularındaki savaş gemilerinin bir kısmını geri aldı ise de Rumları &#8220;Türklerin fanatizmi&#8221;ne terk edemeyeceği için adadan askerlerini çekemeyeceğini açıkladı(36). Bunun üzerine büyük devletler, 21 Mart 1897&#8242;de Girit&#8217;i kuşatarak adada özerk bir yönetim kurulduğunu açıkladılar. Ertesi günü de adaya asker çıkartıp Girit&#8217;i geçici olarak işgal ettiler.</p>
<p>Bu durum Yunan kamuoyunda büyük tepkiye yol açtı. Etniki Eterya&#8217;nın etkisi altında bulunan Yunan Hükûmeti ve kamuoyu, Osmanlı Devleti&#8217;ne savaş açılmasını istemeye başladı(37). Girit&#8217;teki hareket serbestisi kısıtlanan Yunanlılar bu sefer Teselya sınırında ihlal ve tahrik eylemlerine başvurarak, Osmanlı Devleti&#8217;yle harp isteyen kamuoyunun Makedonya&#8217;ya dönük ihtiraslarını gerçekleştirebileceklerini düşünüyorlardı. Etniki Eterya&#8217;nın ajanları vasıtasıyla ayaklandırılacak olan Makedonya Rumlarının yanısıra Balkanlar&#8217;da bulunan diğer topluluklar da Osmanlı Devleti&#8217;ne savaş açacaklar, Yunanistan da bu yolla zafer elde edebilecekti(38). Bu planı gerçekleştirmek için Yunan subayları komutasındaki çeteler, Osmanlı sınırına tecavüze başladı. 9-10 Nisan 1897&#8242;de Kalabaka&#8217;da Osmanlı sınırını on beş kilometre kadar geçtiler. Ancak Osmanlı kuvvetleri karşısında tutunamayarak Yunanistan topraklarına geri çekilmek zorunda kaldılar.</p>
<p>Yunan saldırılarının devamı üzerine Yıldız Sarayı&#8217;nda toplanan meclis savaşa karar verdi. On beş dakika sonra da padişahın, meclisin kararını onaylaması üzerine orduya savaş emri verildi. Bu sırada Yunan ordusunun eşkiya saldırısı süsü vererek hududu geçtiği haberi geldi. Böylece 17 Nisan 1897&#8242;de Osmanlı-Yunan savaşı başladı(39).</p>
<p>Savaş başladığı sıralarda devletlerarası politik durum Osmanlı Devleti&#8217;nin lehineydi. Yunanistan, büyük devletlerin uyarılarını dinlememiş ve barışı bozan taraf olmuştu. Makedonya&#8217;da büyük bir Yunanistan devletinin kurulması, öteki Balkan devletlerinin çıkarlarına ters düşüyordu. Bu sebeple Bulgaristan, Sırbistan ve Avusturya, bu arada Yunanistan&#8217;ın o tarihlerde daha fazla büyüme­sini istemediklerinden İngiltere ve Fransa tarafsız kalacaklarını bildirmişlerdi. Almanya da yeni yeni politik ve ekonomik ilişkilerini geliştirdiği Osmanlı Devleti&#8217;nin toprak bütünlüğünden yanaydı. Rusya ise bütün bu devletlere karşı çıkarak Yunanistan&#8217;a tek başına yardım edemezdi. Böylece Osmanlı Devleti ile Yunanistan yalnız olarak karşı karşıya kalmışlardı.</p>
<p>Türk-Yunan savaşı, bu ortam içerisinde 18 Nisan 1897&#8242;de fiilen başladı. Ethem Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu, Yunanlıları, arka arkaya yenilgiye uğratarak Yenişehir ve Tırhala&#8217;yı ele geçirerek geri çekilmeye mecbur bıraktı. Sonucu kesin olarak tayin eden savaş ise, 15-17 Mayıs 1897&#8242;de Dömeke&#8217;de yapıldı. Burada Türk ordusu Yunanlıları kesin ve ağır bir yenilgiye uğrattı(40). Bu yenilgiden sonra Yunan ordusu hızla geri çekilmeye başlamış, halk dehşet içinde kalmış, hükûmet ise ne yapacağını şaşırmıştı. Önünde artık ordu diye birşey kalmamış olan Türk askerinin Yunanistan&#8217;ı baştan başa işgal etmesine ve başkent Atina&#8217;yı ele geçirmesine hiçbir engel kalmamıştı(41).</p>
<p>Yunanlıların bu kadar ağır yenilgi almasından hoşlanmayan Avrupalı devletler, savaşı bir an önce bitirmek için Osmanlı Devleti&#8217;ne müdahâle etmeye başladılar. Bu arada Yunanistan&#8217;da da iktidar değişikliği olmuş, yeni Yunan Hükûmeti de Avrupalı devletlere ve sonra da Rusya&#8217;ya başvurarak mütareke yapılmasının sağlanmasını istemeye başlamıştı. Bunun üzerine, Rus Çarı, Sultan II. Abdülhamid&#8217;e telgraf göndererek savaşın durdurulmasını istedi. Abdülhamid ise ateşkes şartlarının oluştuğuna kanaat ederek, Türk ordusunun nihâî taarruza hazırlandığı sırada mütareke yapılması için emir verdi (20 Mayıs 1897)(42). Yunanlıları kendi elleriyle hazırladıkları kötü durumdan yine büyük devletlerin müdahaleleri kurtarmış oldu.</p>
<p>Avrupalı devletler ve Rusya, Babıâli ile Yunanistan&#8217;ı harp hususunda başbaşa bıraktıkları halde barış şartlarının tespiti için devletlerarası bir konferansın toplanmasını istediler. Bu maksatla 3 Haziran 1897&#8242;de toplanan &#8220;İstanbul Konferansı&#8221;&#8216;na, Osmanlı Devleti&#8217;nin temsilcisi ile Yunanistan adına hareket eden Almanya, Avusturya, Fransa, İngiltere, Rusya ve İtalya&#8217;nın İstanbul elçileri katıldılar. Dört ay süren görüşmelerden sonra 18 Eylül 1897&#8242;de, Teselya sınırındaki bazı düzeltmeler dışında genel hatlarıyla savaştan önceki statüyü esas alan bir önbarış imzalandı(43).</p>
<p>Yunanistan&#8217;ın bu esasları kabul etmesi üzerine de Osmanlı Devleti ile Yunanistan arasında 21 Ekim 1897&#8242;de İstanbul&#8217;da ikili barış görüşmelerine baş­landı. Kesin barış antlaşması ise 4 Aralık 1897&#8242;de imzalandı. On altı maddeden meydana gelen İstanbul Antlaşması&#8217;na göre(44):</p>
<p>1- Türk ordusu tarafından ele geçirilmiş olan Teselya, küçük sınır değişik­likleri yapılmak şartıyla, Yunanistan&#8217;a geri verilecek, sınır savaştan önceki duruma getirilecektir.</p>
<p>2- Yunanistan, Osmanlı Devleti&#8217;ne 4 milyon lira savaş tazminatı, ayrıca savaş sırasında halka verdiği zararlara karşılık 100 bin lira tazminat ödeyecektir.</p>
<p>3- Osmanlı Devleti, savaş tazminatının ödenmeye başlanmasından bir ay sonra Teselya&#8217;yı boşaltacaktır.</p>
<p>Osmanlı Devleti, Avrupa devletlerinin baskısıyla yapılan bu anlaşmayla savaş meydanında göstermiş olduğu büyük başarıdan yararlanamamış, masabaşı diplomasisinde kazandıklarını kaybetmiştir.</p>
<p>Türk-Yunan savaşı, Girit meselesi yüzünden çıkmış, buna rağmen barış antlaşmasının hiçbir yerinde Girit anlaşmazlığından ve hal şeklinden bahsedilmemişti. Barışın imzalanmasından iki hafta sonra da 18 Aralık 1897 tarihinde büyük devletler, Girit&#8217;in özerkliğini ilan ettiler. Buna göre Girit adası Osmanlı Devleti&#8217;nin hakimiyetinde tarafsız ve muhtariyete sahip bir eyalet oluyordu. Adaya, ilgili devletlerin de onayı ile Sultan tarafından beş yıl için Hıristiyan bir vali tayin edilecekti. Türklerin de temsil edildiği seçilmiş bir yasama meclisi bulunacak, onun kararları Osmanlı Devleti&#8217;nin müdahalesi olmadan valinin onayıyla yürürlüğe girecekti. Türklerin can güvenliği ve mal emniyeti temin olunduktan sonra Türk askeri adadan çekilecekti. Girit idaresi, Osmanlı Devleti hazinesine yıllık maktu bir vergi ödeyecekti(45).</p>
<p>KAYNAK<br />
Arşiv Belgelerine göre Balkanlarda ve Anadolu&#8217;da Yunan Mezalimi, Başbakanlık Devlet Arşivleri Yayını, Ankara 1995.</p>
<p>DİPNOTLAR<br />
1) Osmanlı idaresinin Girit&#8217;te yerli halka tanıdığı haklar için bkz. Cemâl Tukin, &#8220;Girit&#8221;, İslâm Ansiklopedisi, c.IV, İstanbul 1945, s.794-796.<br />
2) Uçarol, a.g.e., s.182-183.<br />
3) Tukin, &#8220;a.g.m&#8221;., s.796.<br />
4) Uçarol, a.g.e., s.183.<br />
5) Tukin, &#8220;a.g.m&#8221;., s.796-797.<br />
6) Uçarol, a.g.e., s.184.<br />
7) Kenneth Bourne, &#8220;İngiltere ve Girit İsyanı, 1866-69&#8243;, (Çeviren: Yuluğ Tekin Kurat), Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Tarih Araştırmaları Enstitüsü Tarih Araştırmaları Dergisi, I/1 (1964), s.266-267.<br />
 <img src='http://www.turk-yunan.gen.tr/wp-includes/images/smilies/icon_cool.gif' alt='8)' class='wp-smiley' /> Uçarol, a.g.e., s.185-186.<br />
9) Bourne, &#8220;a.g.m&#8221;., s.272-273.<br />
10) Uçarol, a.g.e., s.186-187.<br />
11) Uçarol, a.g.e., s.299.<br />
12) Tukin, &#8220;a.g.m&#8221;., s.798.<br />
13) Karal, a.g.e.,. c. VIII, s.119.<br />
14) Uçarol, a.g.e., s.300.<br />
15) Ali Fuat Türkgeldi, Mesâil-i Mühimme-i Siyasiyye, (Yayını Hazırlayan: Bekir Sıtkı Baykal), Ankara 1987, c.II, s.168-169.<br />
16) Rıfat Uçarol, &#8220;1878 Berlin Antlaşması&#8217;na Göre Yunanistan Sınırının Düzenlenmesi Sorunu ve Yunanistan&#8217;a Toprak Verilmesi (1878-1881)&#8221;, Tarih Boyunca Türk-Yunan İlişkileri; Üçüncü Askeri Tarih Semineri, Ankara 1986, s.212-214.<br />
17) Uçarol, a.g.e., s.301-302.<br />
18) Uçarol, &#8220;a.g.m&#8221;., s.225-226.<br />
19) Uçarol, a.g.e., s.303.<br />
20) Uçarol, &#8220;a.g.m&#8221;., s.226.<br />
21) Uçarol, a.g.e., s.303.<br />
22) Uçarol, &#8220;a.g.m&#8221;., s.229.<br />
23) Uçarol, a.g.e., s.303-304.<br />
24) Erdoğan Yeğen, &#8220;XIX. Yüzyılın Son Çeyreğinde Girit Olayları ve Osmanlı-Yunan ve Büyük Devletlerin İlişkileri&#8221;, Tarih Boyunca Türk-Yunan İlişkileri, Üçüncü Askeri Tarih Semineri, Ankara 1986, s.281-282.<br />
25) Tukin, &#8220;a.g.m&#8221;., s.798.<br />
26) Uçarol, a.g.e., s.304.<br />
27) Yeğen, &#8220;a.g.m&#8221;., s.283.<br />
28) Tukin, &#8220;a.g.m&#8221;., s.798.<br />
29) Yeğen, &#8220;a.g.m&#8221;., s.283.<br />
30) Midhat Sertoğlu, &#8220;Osmanlı Devleti&#8217;nin Kazandığı Son Harp Türk-Yunan Savaşı 1897(1313)&#8221;, Türk Dünyası Tarih Dergisi, Sayı: 10 (15 Ekim 1987), s.32.<br />
31) Yeğen, &#8220;a.g.m&#8221;., s.284-285.<br />
32) Uçarol, a.g.e., s.305.<br />
33) Yeğen, &#8220;a.g.m&#8221;., s.288.<br />
34) Sülayman Kocabaş, Tarihte ve Günümüzde Türk-Yunan Mücadelesi, İstanbul 1988, s.103.<br />
35) Tukin, &#8220;a.g.m&#8221;., s.799.<br />
36) Yeğen, &#8220;a.g.m&#8221;., s.289.<br />
37) Uçarol, a.g.e., s.305-306.<br />
38) Hatipoğlu, a.g.e., s.41.<br />
39) Yeğen, &#8220;a.g.m&#8221;., s.290.<br />
40) Uçarol, a.g.e., s.306-307.<br />
41) Mithat Sertoğlu, &#8220;a.g.m&#8221;., s.38.<br />
42) Sertoğlu, &#8220;a.g.m&#8221;., s.38-39.<br />
43) Karal, a.g.e., s.117, Uçarol, a.g.e., s.307.<br />
44) Uçarol, a.g.e., s.307-308.<br />
45) Sertoğlu, &#8220;a.g.m&#8221;., s.40.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turk-yunan.gen.tr/turk-yunan-iliskileri/turk-yunan-savasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yunanistan&#8217;ın Bağımsızlığını Kazanması</title>
		<link>http://www.turk-yunan.gen.tr/turk-yunan-iliskileri/yunanistanin-bagimsizligini-kazanmasi.html</link>
		<comments>http://www.turk-yunan.gen.tr/turk-yunan-iliskileri/yunanistanin-bagimsizligini-kazanmasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 21 Jun 2009 20:15:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osmanlı Dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Yunan İlişkileri]]></category>
		<category><![CDATA[Yunanistan'ın Bağımsızlığını Kazanması]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turk-yunan.gen.tr/?p=120</guid>
		<description><![CDATA[Yeniçağın başlarına kadar Avrupa&#8217;da bir Yunan problemi yoktu. Ortaya çıkan &#8220;Rönesans ve Hümanizm&#8221; hareketleriyle Avrupalı aydınlar Yunan kültürü hakkında araştırmalar yapmak için birimler oluşturarak düşünce alanında Yunan sempatizanlığı başlatmışlardır. Edebiyat alanında eski Yunan klasikleri tekrar tercüme edilerek yazılmış; bu gelişmeler Osmanlı Devleti vatandaşı olan Rumlar arasında da geçmişlerine karşı özlem ve hayranlık uyandırmıştır. Osmanlı Devleti&#8217;ni [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yeniçağın başlarına kadar Avrupa&#8217;da bir Yunan problemi yoktu. Ortaya çıkan &#8220;Rönesans ve Hümanizm&#8221; hareketleriyle Avrupalı aydınlar Yunan kültürü hakkında araştırmalar yapmak için birimler oluşturarak düşünce alanında Yunan sempatizanlığı başlatmışlardır. Edebiyat alanında eski Yunan klasikleri tekrar tercüme edilerek yazılmış; bu gelişmeler Osmanlı Devleti vatandaşı olan Rumlar arasında da geçmişlerine karşı özlem ve hayranlık uyandırmıştır. Osmanlı Devleti&#8217;ni içerden parçalayıp çökertmek için planlar hazırlayan Avrupalı devletler &#8220;Yunancılık&#8221; fikrinin uyandırılması ile istismar edilebilecek, kendi menfaatleri doğrultusunda kullanılabilecek bir unsuru yakalamış bulunuyorlardı. Bunun için de Yunanlılar arasında milliyetçilik ile bağımsızlık düşüncesini yaymaya gayret sarf etmişlerdir(1).<br />
<span id="more-120"></span></p>
<div class="alignleft"><script type="text/javascript">// <![CDATA[
 google_ad_client = "pub-2087985575086194"; /* 250x250, oluşturulma 25.02.2009 */ google_ad_slot = "6016136095"; google_ad_width = 250; google_ad_height = 250;
// ]]&gt;</script><br />
<script src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js" type="text/javascript"></script></div>
<p>1768-1774 Osmanlı-Rus savaşı esnasında Rusya, Balkanlarda ve Mora'daki Ortodoks halkı isyana teşvik etmiştir. 1770 yılında Rus filosu Mora sahillerine gelerek Koron'u muhasara altına almıştır. Rusya'nın Akdeniz harekâtı kumandanı Aleksi Orlof'un planına göre; Çanakkale Boğazı'nın Osmanlı donanmasının çıkmasını engellemek için kapatılmasından ve Akdeniz'deki bazı mühim adalara sahip olunmasından sonra Mora'dan itibaren Selanik'e kadar isyan başlayacaktı. Rus kışkırtmaları sonucunda ayaklanmalar 1770 Mart'ında başlamış, önceden yapılan hazırlıklar sebebiyle derhal genişlemiş, bu arada Müslümanlara karşı katliamlar yapılmıştır(2).</p>
<p>Osmanlı-Rus savaşı sonunda imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması'na(3) göre Ruslar, Osmanlı şehir ve kasabalarında münasip görecekleri yerlerde konsolosluklar açabilecekler, Galata'da bir kilise inşa edecekler ve Ortodoks halka mahsus olacak olan bu kilise Rus elçilerinin himayesinde bulunacaktı(4). Küçük Kaynarca Antlaşması ile Rusya, Ortodoks tebeayı himaye bahanesiyle, Osmanlı Devleti'nin içişlerine karışmak imkânını elde etmiştir(5).</p>
<p>Bu arada Çariçe Katerina ise "Grek Projesi"ni ortaya atmıştır. Çariçe'nin bu projesine göre, Slavlar ve Rumlar Osmanlı yönetiminden kurtarılacaklar ve Bizans diriltilerek Katerina'nın oğlu Konstantin tarafından yönetilecekti. Ancak, Rum Ortodoks dünyasında yankı ve kök bulan asıl düşünce, Fransız ihtilaliyle birlikte Avrupa'yı saran milliyetçilik düşüncesidir(6).</p>
<p>Fransız İhtilalinin ortaya çıkardığı "İnsan Hakları Beyannâmesi" ile Napolyon'un Yedi Ada'ya yerleştikten sonra burada yaşayan Rumlar arasında yaptığı milliyetçilik telkinleri Rumların Osmanlı Devleti'ne karşı ayaklanmaları için çok büyük tesir yapmıştır(7). 1805'ten sonra bu bölgede Fransızların yerini alan Rusların çalışmaları ile Rum ayrılıkçılığı fikri iyice yayılmıştır(8).</p>
<p>Bu arada İstanbul'da yaşayan Fenerli Rumlar da Montesquieu, Racine, Voltaire gibi Fransız yazar ve düşünürlerinden tercümeler yapmakta, gençlerini Avrupa üniversitelerine göndermekte, oralardaki fikir hareketleri ve bilim adamlarıyla temas halinde bulunmaktaydılar. Yunanistan ve Avrupa'daki Rumlar arasında da yeni akımlardan esinlenecek eserler veren Kazmas, Rigas, Korais gibi yazar, şair ve fikir adamları ortaya çıkmıştır(9). Gelişen bu ortamda, Rum Ortodoks dünyası kökenlerini Klasik Yunan'da arıyordu. Rumlar, şimdi köklerini Bizans'tan ve Roma'dan daha gerilere, Helenistik dönemlere uzatarak kendilerine güven duygusu kazanıyorlardı(10).</p>
<p>Filiki Eterya'nın Kurulması ve Faaliyetleri</p>
<p>Rumlar arasında, isyan ve ihtilal için gerekli zeminin oluşturulmasında, bu maksatla kurulan cemiyetlerin faaliyetleri büyük bir önem teşkil etmektedir.</p>
<p>İhtilalci, gizli cemiyetler arasında en etkilisi olan "Filiki Eterya" 1814 yılının sonlarında Odessa'da kuruldu. "Dostlar Cemiyeti" anlamına gelen Filiki Eterya, batı Avrupa'daki gizli mason cemiyetlerinin kuruluş ve işleyiş usullerini benimsemişti(11). Filiki Eterya, kurulurken bir önder arayışı içindeydi. Örgüt tarafından ilk düşünülen kişi, 1815'den beri Nesselrode ile birlikte Rus Dışişleri Bakanlığı'nı yürüten "Kapodistrias" idi. Ancak Kapodistrias bu görevi kabul etmeyince, örgütün liderliğine, "Aleksandr İpsilanti" getirildi. İpsilanti, çok eski Fenerli bir ailenin mensubuydu(12).</p>
<p>Filiki Eterya'nın ilk amacı, Rumları Osmanlı yönetimine karşı ayaklandırmak, bu arada mümkün olursa diğer Balkanlı Hıristiyan topluluklarını da bu isyana karıştırmaktı. Örgüt, malî problemlerini çözümlemek amacıyla bünyesine öncelikle büyük tüccar ve armatörleri kaydetmiş, ayrıca halk üzerinde daha etkili propaganda yapabilmek için papazları kullanmıştır(13). Bu örgüt zamanla güçlendikçe gayesini daha belirgin ve açık bir şekilde propaganda etmeye başladı. Filiki Eterya, ilk aşamada Mora'da bir Yunan devleti kurmayı, sonra da Orta Yunanistan, Batı Trakya, Selanik, Ege adaları, On İki Ada, Kıbrıs ve Batı Anadolu'yu Yunanistan'a katmayı, nihayet İstanbul'u ele geçirerek Bizans'ı yeniden kurmayı hedefliyordu(14).</p>
<p>Tepedelenli Ali Paşa'nın İsyanı</p>
<p>Bölücü ve ayrılıkçı Rum aydınları ile Avrupalı aydınların çalışmaları ve Filiki Eterya'nın faaliyetleri sonucu Rumlar arasında Osmanlı Devleti'ne karşı isyan düşüncesi doğmuş ve geliştirilmişti.</p>
<p>1788'den beri Yanya Valiliği'nde bulunan Tepedelenli Ali Paşa bölgedeki ayrılıkçı Rum faaliyetleri için engel teşkil ediyordu. Tepedelenli Ali Paşa zamanında yürütülen etkili istihbarat çalışmaları sayesinde Rumların yaptıkları bölücü faaliyetler hakkında günü gününe haber alınıyor ve gerekli tedbirler vakit geçirmeksizin uygulanıyordu. Bölücü Rum hareketlerinin Tepedelenli Ali Paşa ve adamları tarafından engellenmeye başlanması bu durumdan çok rahatsız olan saraya yakın Rumları harekete geçirmiş ve Tepedelenli Ali Paşa aleyhinde yalan ve iftira kampanyası başlatılmıştır. Bu kampanyayı yürütenlerin başında Rum işbirlikçisi olan Padişâhın Mühürdârı Hâlet Efendi ile İstanbul Fener Patriği bulunmaktaydı. Tepedelenli Ali Paşa'nın, iftiralar sonucunda görevden alınması üzerine başlattığı isyan, 1820-1822 yılları arasında sürmüş, devlet ile vali arasında meydana gelen bu çatışma en çok bölücü Rumların işine yaramış, bölgede asayiş ortadan kalkmış, büyük bir istikrarsızlık ve kargaşa ortamı belirmiş, bu durumdan yararlanan Rum çeteleri ilk şiddet hareketlerine başlamışlardı(15).</p>
<p>Dış Müdâhaleler ve Yunanistan Devleti'nin Kurulması</p>
<p>Büyük Avrupa devletleri, Kutsal ve Dörtlü ittifakların getirdiği genel prensipler çerçevesinde, Yunan isyanının başından itibaren tarafsız bir politika izlemişler, konuyu Osmanlı Devleti'nin bir iç meselesi olarak kabul etmişlerdi. Fakat, Çar I. Aleksandr'ın ölümü (Aralık 1825) ile Rusya'nın başına geçen I. Nikola'nın şiddetli bir Türk düşmanı olup Yunan asilerine aşırı sempati duyması ve Doğu Akdeniz'i Mehmet Ali Paşa gibi güçlü bir komutan ve idarecinin denetimine bırakmayı ülkesinin çıkarlarına aykırı bulması, Rusların Yunan meselesini devletler arası bir problem haline getirmesine neden olmuştur(16).</p>
<p>Yunan meselesini Rusya'nın yararına çözümlemek için harekete geçen Çar I. Nikola, ilk olarak Prut boylarındaki sınıra asker yığmaya başladı(17). Arkasından da 17 Mart 1826'da Babıâli'ye verdiği bir ültimatomla Bükreş Antlaşması'nın (1812) uygulama şeklini gözden geçirmek istediğini bildirdi. Osmanlı yönetimi, bu durum karşısında, Rum isyânının Rusya tarafından genişletilmesinden çekinerek görüşmeyi kabul etti. Ruslarla yapılan temaslar Akkerman Mukavelesi (7 Aralık 1826) ile sonuçlandı. Bu belgede Yunan meselesinden hiç söz edilmemekteydi, fakat Rusya bu mukavele ile Balkanlar'da bazı avantajlar temin etmiştir.</p>
<p>I. Nikola, Osmanlılar ile Akkerman Mukavelesi görüşmelerini yaparken bir yandan da İngilizler ile Yunan meselesi hakkında görüşmelere başlamıştı. Nitekim, İngilizler, Doğu Akdeniz'de muhtemel bir Rus nüfûzunun ortaya çıkabileceği düşüncesiyle harekete geçmiş ve Rusların Yunanlılar lehinde alınmasını teklif ettikleri önlemler hususunda görüşmeyi kabul etmişlerdi(18). Görüşmeler sonucunda, daha Akkerman Sözleşmesi yapılmadan, 4 Nisan 1826'da "Petersburg Protokolü" imzalandı.</p>
<p>Buna göre:</p>
<p>"Yunanlılar, Osmanlı Devleti'ne vergi ile bağlı özerk bir devlet haline getirilecek ve bütün Türkler Yunanistan'dan çıkartılacak; İngiltere ile Rusya her türlü çıkar hesaplarından uzak olarak, bu öneriyi Osmanlı Hükümeti'ne kabul ettireceklerdi"(19).</p>
<p>Petersburg Protokolü, Yunanistan Devleti'nin kurulması yolunda, devletlerarası diplomasi alanında atılan ilk adım oldu. Avrupa devletlerinden Avusturya ile Prusya protokole katılmayı reddederken Fransa ise kabul etti. Rusya ile İngiltere, protokol esaslarını Osmanlı Hükümeti'ne bildirerek uygulamaya konulmasını istediler. Osmanlı Devleti gönderilen notaya kesin bir şekilde olumsuz cevap verdi.</p>
<p>6 Temmuz 1827'de Londra'da imzalanan ve Petersburg Protokolü'nü teyit eden ayrı bir protokol, Osmanlı Devleti'nin Petersburg kararlarını kabul etmesi durumunda asilerle Türk yönetimi arasında bir mütareke yapılmasını, bunu takiben de Yunanistan Devleti'nin kurulacağını, eğer İstanbul bunu kabul etmezse Londra Protokolü (6 Temmuz 1827 )'nde imzası bulunan üç devletin (İngiltere, Fransa, Rusya) Yunanlı "muhariplere" yardım etmesinin yanı sıra, Osmanlı Devleti'ne baskıda bulunacağını öngörüyordu(20).</p>
<p>Osmanlı Devleti, kendisine zorla kabul ettirilmeye çalışılan şartları reddedince, protokolde imzası olan devletler hemen harekete geçtiler. İngiliz, Rus ve Fransız donanmaları Mora'yı ve Çanakkale Boğazı'nı abluka altına aldılar. Navarin'de demirlemiş olan Osmanlı-Mısır birleşik donanması 20 Ekim 1827'de İngiliz-Rus-Fransız birleşik donanması tarafından yakıldı(21). Navarin olayından sonra, üç devlet büyükelçilerini İstanbul'dan çekerek Osmanlı Devletiyle ilişkilerini kestiler.</p>
<p>Navarin olayı, Osmanlı deniz gücü açısından çok olumsuz bir dönüm noktasıdır. Birbirine denizlerle bağlı üç kıtaya yayılmış bulunan ve 16 bin mil kadar kıyısı olan Osmanlı Devleti, "donanmasız bir deniz imparatorluğu" durumuna düşmüştür(22). Osmanlı donanmasının yediği bu büyük darbeden sonra Rusya, emellerini gerçekleştirme fırsatı çıktığı için memnundu. Ancak, Rusya'nın aşırı istekleri ve davranışları, İngiltere ve Fransa'yı endişelendiriyordu.</p>
<p>Nitekim Fransa ve İngiltere, Mehmet Ali Paşa'nın askerlerini Mora ve Girit'ten çıkarmak için aralarında bir protokol yaptılar. Paşa'nın Mora'daki askerlerini geri çekmeyi kabul etmesi üzerine, iki taraf arasında 6 Ağustos 1828'de bir sözleşme yapıldı. Eylül ayı başında da Fransızlar, Mora'ya asker çıkartarak işgal ettiler(23). Navarin olayından sonra büyük askerî güç ve moral kaybeden Osmanlı Devleti'nin bu durumundan istifade etmek isteyen Rusya, 1828 Nisan'ında Osmanlı Devleti'ne savaş ilan etti.</p>
<p>Batıdan ve doğudan iki cephe açan Ruslar doğudan Erzurum'a batıdan ise Edirne'ye kadar ilerlediler. Edirne'nin de düşmesi üzerine, Osmanlı Devleti barış istemek zorunda kaldı. Osmanlı ve Rus temsilcileri arasında Edirne'de yapılan görüşmelerden sonra 14 Eylül 1829'da Edirne Antlaşması imzalandı.</p>
<p>Küçük Kaynarca Antlaşması'ndan sonra imzalanmış şartları en ağır antlaşmalardan biri olan "Edirne Antlaşması" ile Osmanlı Devleti, Yunanistan Devleti'nin kurulmasını kabul ediyordu. Edirne Antlaşması'nın 10. maddesine göre Osmanlı Devleti; Rusya, İngiltere ve Fransa'nın Londra'da 6 Temmuz 1827'de ve buna dayalı olarak yine Londra'da 22 Mart 1829'da aralarında yaptıkları, Yunanistan Devleti'nin kurulmasını ve bağımsızlığını öngören anlaşma ve protokolü kabul edecekti.</p>
<p>Edirne Antlaşması'ndan beş ay sonra, 3 Şubat 1830 tarihinde İngiltere, Fransa ve Rusya arasında imzalanan yeni bir "Londra Protokolü" ile bağımsız Yunanistan Devleti'nin kurulduğu ilan edildi. Osmanlı Devleti de 24 Nisan 1830'da Yunanistan'ın bağımsızlığını kabul etmek zorunda kaldı.</p>
<p>Yunanlıların hâmisi olan İngiltere, Fransa ve Rusya Mayıs 1832'de Yunanistan'a son şeklini veren bir anlaşma yaptılar. Bununla, Yunanistan'ın kuzey sınırı olarak "Arta-Volo hattı" kabul edildi. Böylece, Yunanistan'a Attik ve Mora yarımadaları bırakılmış oldu. Ayrıca bu yarımadaların çevresindeki tüm adalar ile kuzey Sporadlar, Ege'nin ikinci büyük adası Eğriboz dahil olmak üzere yüzlerce ada Yunanistan'a bağlandı. Kurulan Yunan Krallığı'na da Bavyera Kralı Louis'in oğlu Otto seçildi.</p>
<p>Bu arada üç büyük devlet, Yunanistan adına Osmanlı Devleti ile İstanbul'da son antlaşmaları doğrultusunda görüşmelere başladılar ve 21 Temmuz 1832'de taraflar arasında bir protokol imzalandı. İstanbul Hükümeti yeni Yunan sınırını ve statüsünü kabul etti. Yeni Yunan Devleti de topraklarındaki Türk mallarının bedeli olarak, Osmanlı Devleti'ne belli bir tazminat ödemeyi yüklendi(24).</p>
<p>KAYNAK<br />
Arşiv Belgelerine göre Balkanlarda ve Anadolu'da Yunan Mezalimi, Başbakanlık Devlet Arşivleri Yayını, Ankara 1995.</p>
<p>DİPNOTLAR<br />
1) Enver Ziya Karal, Osmanlı Tarihi, c. V, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1983, s. 108-109.<br />
2) İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, c.IV, 1. Bölüm, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1982, s.394-395.<br />
3) Küçük Kaynarca Antlaşmasının geniş tenkidi için bkz. Roderic H. Davison, "Küçük Kaynarca Antlaşmasının Yeniden Tenkidi", (Tercüme: Erol Aköğretmen) İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Enstitüsü Dergisi, sayı:10-11 (1979-1980), s.343-368.<br />
4) Uzunçarşılı, a.g.e., s.423-424.<br />
5) Akdes Nimet Kurat, Rusya Tarihi, Ankara 1987, s.291.<br />
6) Gürel, a.g.e., s.27.<br />
7) Karal, a.g.e., c. V, s. 108-109<br />
 <img src='http://www.turk-yunan.gen.tr/wp-includes/images/smilies/icon_cool.gif' alt='8)' class='wp-smiley' /> Uçarol a.g.e., s.101.<br />
9) Murat Hatipoğlu, Yunanistan'daki Gelişmelerin Işığında Türk-Yunan İlişkilerinin 101 Yılı (1821-1922), Ankara 1988, s. 5.<br />
10) Gürel, a.g.e., s.26.<br />
11) Hatipoğlu, a.g.e., s.8-10.<br />
12) Gürel, a.g.e., s.28.<br />
13) Hatipoğlu, a.g.e., s.10.<br />
14) Karal, a.g.e., s. 109<br />
15) Hatipoğlu, a.g.e., s.13-14.<br />
16) Hatipoğlu, a.g.e., s.23; Uçarol, a.g.e., s107.<br />
17) Uçarol, a.g.e., s.108.<br />
18) Hatipoğlu, a.g.e., s.23-24.<br />
19) Uçarol, a.g.e., s.109.<br />
20) Hatipoğlu, a.g.e., s.24.<br />
21) Gürel, a.g.e., s.29.<br />
22) Şimşir, a.g.e., s.XIII.<br />
23) Uçarol, a.g.e., s.III.<br />
24) Uçarol, a.g.e., s.113-115.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turk-yunan.gen.tr/turk-yunan-iliskileri/yunanistanin-bagimsizligini-kazanmasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ticaret Hürriyeti</title>
		<link>http://www.turk-yunan.gen.tr/turk-yunan-iliskileri/ticaret-hurriyeti.html</link>
		<comments>http://www.turk-yunan.gen.tr/turk-yunan-iliskileri/ticaret-hurriyeti.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 21 Jun 2009 20:13:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osmanlı Dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Yunan İlişkileri]]></category>
		<category><![CDATA[Ticaret Hürriyeti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turk-yunan.gen.tr/?p=118</guid>
		<description><![CDATA[Dördüncü Haçlı seferiyle birlikte Ege&#8217;de üstünlük, Bizans İmparatorluğu&#8217;ndan Venedik Devleti&#8217;ne geçmiş, yerli Rumlar iktisadî yönden, Katolik Venediklilerce ezilmiş ve sömürülmüşlerdir. Bu şartlar hüküm sürerken bölgede hâkimiyet kurmaya başlayan Osmanlılar, Rumlar için kurtarıcı olarak kabul edilmiş, Rumların çağrısı üzerine Venedik&#8217;in elinde bulunan birçok Ege adası Türkler tarafından fethedilmiştir. // Osmanlı Devleti, takip ettiği askerî ve ekonomik [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dördüncü Haçlı seferiyle birlikte Ege&#8217;de üstünlük, Bizans İmparatorluğu&#8217;ndan Venedik Devleti&#8217;ne geçmiş, yerli Rumlar iktisadî yönden, Katolik Venediklilerce ezilmiş ve sömürülmüşlerdir. Bu şartlar hüküm sürerken bölgede hâkimiyet kurmaya başlayan Osmanlılar, Rumlar için kurtarıcı olarak kabul edilmiş, Rumların çağrısı üzerine Venedik&#8217;in elinde bulunan birçok Ege adası Türkler tarafından fethedilmiştir.<br />
<span id="more-118"></span></p>
<div class="alignleft"><script type="text/javascript">// <![CDATA[
 google_ad_client = "pub-2087985575086194"; /* 250x250, oluşturulma 25.02.2009 */ google_ad_slot = "6016136095"; google_ad_width = 250; google_ad_height = 250;
// ]]&gt;</script><br />
<script src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js" type="text/javascript"></script></div>
<p>Osmanlı Devleti, takip ettiği askerî ve ekonomik politika çerçevesinde Doğu Akdeniz'deki Ceneviz ve Venedik tüccarlarının elinde olan deniz ticaretine son vermiş, bunlardan boşalan yerin öncelikle Osmanlı vatandaşı olan Rumlar tarafından doldurulmasının yolunu açmıştır. Böylece Osmanlı yönetimi, Rumları askerlikten muaf tutarak daha çok ticaret işlerine yöneltmiştir. Hatta Ege adalarında öteki bölgelere göre vergi oranı daha düşük tutulmuş; böylelikle Rumlar ticarete teşvik edilmiştir. Yunan dostu yazarların ileri gelenlerinden biri olan İngiliz tarihçisi Profesör Dakin: "Halk Türk yönetimini Venedik yönetimine yeğ tutuyordu, vergiler daha hafif, yönetim daha yumuşaktı ve Müslümanlar, Roma Katolikleri'nden daha hoşgörülüydü" demektedir(1).</p>
<p>Rum tüccarlar, daha XVII. yüzyılda Osmanlı Devleti'nin iç ve dış ticaretinde Ermeni ve Yahudi tüccarlarla rekabete başlamışlardı. 1700'lü yıllara gelindiğinde Rum tüccarlar, Venedik, Trieste, Napoli ve Marsilya gibi ticaret merkezlerinde de koloniler kurmuşlardı(2). Bu arada 1779'da, Rum tüccarları, gemilerine Rus bayrağı çekme ve Rus konsoloslarının koruyuculuğundan yararlanma ayrıcalığını da sağlamışlardı(3). Bu durum Rusya'nın bayrağı altında Karadeniz'de ticarî faaliyetlerde bulunan Rumların elindeki ticaret filosunun hızla büyümesini sağlamıştır.</p>
<p>Fransız İhtilal savaşları da Rum ticareti için yeni imkânlar oluşturdu. Napolyon'un Mısır seferi üzerine Osmanlı-İngiliz işbirliğiyle Fransızlar doğu Akdeniz'den atıldılar. Daha önce Venediklilerin bu bölgeden uzaklaştırılmaları sırasında olduğu gibi bu kez de Fransız tüccarlarının doğu Akdeniz'de bıraktığı boşluğu kısmen Rumlar doldurdu. 1821 yılında Rum ticaret filosunun 600 gemiye, yıllık ticaret hacminin de 150.000 tona ulaştığı bilinmektedir. Osmanlı Devleti'nin kendilerine sağladığı bu imtiyazlar ve muafiyetler sayesinde zengin­leşen Rumlar, dışarıdan gelen destek ve tahriklerle devletine karşı ilk isyanı başlatan unsur olmuştur(4).</p>
<p>KAYNAK<br />
Arşiv Belgelerine göre Balkanlarda ve Anadolu'da Yunan Mezalimi, Başbakanlık Devlet Arşivleri Yayını, Ankara 1995.</p>
<p>DİPNOTLAR<br />
1) Bilâl N. Şimşir, Ege Sorunu-Belgeler, Ankara 1976, c.I, s.XIV.<br />
2) Gürel, a.g.e., s.24.<br />
3) Rıfat Uçarol, Siyasi Tarih, İstanbul 1985, s.100.<br />
4) Şimşir, a.g.e., s.XVI.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turk-yunan.gen.tr/turk-yunan-iliskileri/ticaret-hurriyeti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Din ve Vicdan Hürriyeti</title>
		<link>http://www.turk-yunan.gen.tr/turk-yunan-iliskileri/din-ve-vicdan-hurriyeti.html</link>
		<comments>http://www.turk-yunan.gen.tr/turk-yunan-iliskileri/din-ve-vicdan-hurriyeti.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 21 Jun 2009 20:12:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osmanlı Dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Yunan İlişkileri]]></category>
		<category><![CDATA[Din ve Vicdan Hürriyeti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turk-yunan.gen.tr/?p=116</guid>
		<description><![CDATA[Osmanlı sınırları içinde yaşayan gayr-i müslimlere, ırkî ve dinî hüviyetlerini barış ve düzen içinde koruma fırsatı verilmişti. Avrupa&#8217;nın bir çok yerindeki Museviler, İrlandalı Katolikler, Fransa ve Silezyalı Protestanlar, Macaristanlı Kalvinistler gibi daha birçok toplulukların dinî inançlarından dolayı uğradıkları zulümler ve çektikleri işkenceler, sürgünler hattâ katliâmlar göz önüne alınacak olursa Osmanlı yönetimi altında yaşayan değişik inanç [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Osmanlı sınırları içinde yaşayan gayr-i müslimlere, ırkî ve dinî hüviyetlerini barış ve düzen içinde koruma fırsatı verilmişti.</p>
<p>Avrupa&#8217;nın bir çok yerindeki Museviler, İrlandalı Katolikler, Fransa ve Silezyalı Protestanlar, Macaristanlı Kalvinistler gibi daha birçok toplulukların dinî inançlarından dolayı uğradıkları zulümler ve çektikleri işkenceler, sürgünler hattâ katliâmlar göz önüne alınacak olursa Osmanlı yönetimi altında yaşayan değişik inanç ve ırklara ait toplumların ne kadar huzur ve güven içinde bulundukları ortaya çıkar. Sözü edilen bu toplumlardan birçoğunun çareyi Osmanlı Devleti&#8217;ne sığınmakta bulduğu da bilinen tarihî bir gerçektir(1).<br />
<span id="more-116"></span></p>
<div class="alignleft"><script type="text/javascript">// <![CDATA[
 google_ad_client = "pub-2087985575086194"; /* 250x250, oluşturulma 25.02.2009 */ google_ad_slot = "6016136095"; google_ad_width = 250; google_ad_height = 250;
// ]]&gt;</script><br />
<script src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js" type="text/javascript"></script></div>
<p>Temelde İslâmî kurallara bağlı kalan Osmanlı Devleti "millet sistemi"ni esas kabul etmiş, böylece idarî mekanizmanın işleyişini kolaylaştırmış ve devamlılığını sağlamıştır. "Millet sistemi"nin temel yapısı Fatih Sultan Mehmet tarafından örülmüştür(2).</p>
<p>İstanbul'un fethi tamamlandıktan sonra Ayasofya'ya giren Fatih Sultan Mehmet, Patrik ve papazlar da dahil olduğu halde, kadın ve çocuk bütün halk kesiminden insanları burada toplanmış ve ağlar halde gördü. İçeride sükûnet sağlandıktan sonra Fatih, Patriğe korkmamasını ve ayağa kalkmasını emrederek şöyle dedi: "Ben Sultan Mehmet; sana ve arkadaşlarına ve bütün halka söylüyorum ki bugünden itibaren artık ne hayatınız ne de hürriyetiniz hususunda benim gazabımdan korkmayınız". Daha sonra kumandanlarına dönerek "Askerlerin halka hiç bir fenalık yapmamalarını emretmelerini ve herhangi birisi bu emre itaat etmezse ölümle cezalandırılacağını" bildirmiştir. Diğer bir fermanla da savaş sebebi ile İstanbul'dan kaçmış olanların geri dönerek iş ve güçleriyle meşgul olmalarını ve bunların haklarının garanti altında tutulduğunu beyan etmiştir(3).</p>
<p>İstanbul'un fethinin ilk gününde, fethi gerçekleştiren büyük padişâh tarafından sergilenen bu hoşgörülü tutum daha sonraki dönemlerde de aynen devam etmiş, Ortodoks kilisesinin Bizans İmparatorluğu zamanındaki bütün hakları tanınmak suretiyle Rumlar, hiç bir zaman benimsemedikleri, Katolik Garp Kilisesi'ninin nüfuz ve hâkimiyeti altına düşmekten kurtarılmış, böylelikle kiliselerin bağımsızlığı emniyet altına alınmıştır. Fatih Sultan Mehmet, Gennadios'u Patrik olarak tayin etmiş, aynı zamanda İstanbul'da oturan Katolik Cenevizliler ve Galata ahâlisine de bir fermanla kilise ve inançlarının teminat altında olduğunu bildirmiştir(4). Aynı imtiyazlar Ermeni ve Yahudi cemaatlerine de tanınmıştır(5).</p>
<p>Ortodokslara verilen dinî imtiyazlar şöyle sıralanabilir:</p>
<p>1- Ortodoksları kimse rahatsız etmeyecektir.</p>
<p>2- Gennadios ve ona bağlı piskoposlar her türlü vergi ve resimden muaf olarak yaşayacaklardır.</p>
<p>3- Kiliseler cami olmayacaktır.</p>
<p>4- Evlenme, boşanma ve her türlü dinî ibadetler serbestçe yerine getirilecektir.</p>
<p>5- Paskalya yortusu tam bir özgürlük içinde kutlanacak ve üç bayram gecesi Fener'in kapıları açık kalacaktır.</p>
<p>6- Piskopos ve metropolitler yargı ayrıcalıklarına sahip olacaklardır.</p>
<p>Bütün bunlara karşılık Gennadios da yeni hükümdarı tanıdığını ve ona uyruk olduğunu ilan etmiştir.</p>
<p>O zamana kadar sadece ruhânî lider olan patrik, şimdi padişâhın koruyuculuğunda, kendi dinî topluluğunun birçok dünyevî işlerinin de tartışılmaz yöneticisi olmuştu. Ortodoksların evlenme, boşanma, miras gibi özel hukuk meseleleri ve Ortodokslar arasındaki her türlü anlaşmazlıklar da ya patrik veya yetki verdiği papazlar tarafından çözümlenecekti(6).</p>
<p>Rum Ortodoks patriği, dinî yetkilerine, yargı ve eğitim ile alâkalı yetkileri katmış olmakla kalmıyor, aynı zamanda Osmanlı Devleti içindeki Rumlardan hariç, çok daha geniş bir kitle üzerinde otorite sahibi kılınıyordu. Çünkü Osmanlı Devleti içindeki Ortodokslar sadece Rumlardan ibaret değildi; Sırplar, Romenler, Bulgarlar, bazı Arnavut ve Araplar da Ortodoks mezhebine dahildiler. Bu durum XVIII. yüzyıl sonlarına kadar sürmüştür. Fransız ihtilalini takip eden dönemde Avrupa'nın her tarafına yayılan "milliyetçilik" fikri Osmanlı Devleti bünyesinde bulunan toplumları da etkilemiştir. Bu akımın bir neticesi olarak Rum kontrolünde bulunan Ortodoks kilisesinin statüsüne, Rumlar dışındaki Ortodoks unsurlar tarafından itiraz edilmeye başlanmıştır(7).</p>
<p>Fener Patrikhanesi, sahip olduğu geleneksel yetki ve imtiyazları, zaman zaman keyfiliğe ve Rum olmayan unsurları sindirmeye kadar götürmüştür. Rumlar, patrikhane içindeki nüfuzları sayesinde Bulgaristan'daki bütün dinî makamları ele geçirdikleri gibi, o bölgenin ticaretinde de önemli bir hâkimiyet kurmuşlardı. Bütün amaçları Bulgaristan'ı Rumlaştırmaktı(8). İstanbul patriği, 1800 tarihlerinde metropolitlere gönderdiği bir tamimle Bulgar kilise mekteplerinin kapatılmasını, kiliselerde yalnız Yunanca yazılmış din kitaplarının okunmasını, mekteplerde Yunanca kitapların kullanılmasını emretmiştir. Nitekim Rum Papazı Hilaryan, Tırnova Katedrali'nin mihrabı arkasında bulduğu eski Bulgar patriklerine ait kütüphaneyi merasimle yaktırmıştır(9). Patrikhanenin Bulgarlar üzerindeki baskısı, Sultan Abdülaziz'in Bulgarların 1870'de ayrı bir kilise kurmalarına müsaade etmesine kadar devam etmiştir.</p>
<p>Osmanlı Devleti'nin azınlıklara tanıdığı serbestlik çerçevesinde onlara kendi dillerinde eğitim yapma hakkının verilmesinden yararlanan Rumlar da kendi kiliselerini kurmuşlar ve kendi eğitim-öğretim kurumlarını açmışlardır. Bu kurumlar dinî niteliği ağır basan bir eğitim düzenini benimsemişler, dolayısıyla da kiliselere bağlı kurumlar halinde teşkilatlanmışlardır(10), zamanla da örgün eğitim-öğretim kurumu haline getirilmişlerdir. Bir süre bu şekilde devam ettikten sonra Osmanlı Devleti'nin parçalanması yönünde planlar tatbik eden batılı devletlerin güdümüne girmeye başlayan bu "eğitim" kurumları buna bağlı olarak da ilgili devletlerin siyasî amaçları doğrultusunda Osmanlı Devleti aleyhine olan her türlü faaliyette yerlerini almışlardır(11).</p>
<p>İstanbul'dan başka İzmir, Bükreş, Sakız, Ayvalık gibi yerlerde Rum tüccarları tarafından açılan okullarda, dinî konulardan çok Yunan klasikleri, matematik ve doğa bilimleri okutulmaya başlanmıştı. Çoğu batı üniversitelerinde eğitim görmüş öğretmenlerin görev aldığı bu okulların mezunlarına, Rum tüccarların sağladıkları burslarla batı üniversitelerinin kapıları da açılıyordu(12).</p>
<p>KAYNAK<br />
Arşiv Belgelerine göre Balkanlarda ve Anadolu'da Yunan Mezalimi, Başbakanlık Devlet Arşivleri Yayını, Ankara 1995.</p>
<p>DİPNOTLAR<br />
1) Salahi R. Sonyel, "Büyük Devletlerin Osmanlı İmparatorluğu'nu Parçalama Çabalarında Hıristiyan Azınlıkların Rolü", Belleten, XLIX/195 (Aralık 1985), s. 648-650.<br />
2) Gülnihâl Bozkurt, Alman-İngiliz Belgelerinin ve Siyasi Gelişmelerin Işığı Altında Gayrimüslim Osmanlı Vatandaşlarının Hukuki Durumu (1839-1914), Ankara 1989, s.10.<br />
3) Uzunçarşılı, a.g.e., s. 491.<br />
4) Uzunçarşılı, a.g.e., c. II, s. 6-7.<br />
5) Bozkurt, a.g.e., s. 10.<br />
6) Coşkun Üçok, "Osmanlı İmparatorluğu ve Rum-Ortodoks Kilisesi", Tarih Boyunca Türk-Yunan İlişkileri, Üçüncü Askerî Tarih Semineri, Ankara 1986, s.191.<br />
7) XVIII. yüzyıl sonuna gelindiğinde, patriklik, Osmanlı Devleti'nin bütün uyruklarının dörtte biri demek olan 13.000.000'dan fazla Hıristiyan Osmanlı uyruğu üzerinde yetki sahibiydi. Tözün Bahcheli, Greek-Turkish Relations Since 1955, Boulder 1990, s.5'den naklen, Gürel, a.g.e., s.23.<br />
 <img src='http://www.turk-yunan.gen.tr/wp-includes/images/smilies/icon_cool.gif' alt='8)' class='wp-smiley' /> Bilal Eryılmaz, Omanlı Devletinde Gayr-i müslim Teb'anın Yönetimi, İstanbul 1990, s.52.<br />
9) Halil İnalcık, Tanzimat ve Bulgar Meselesi, İstanbul 1992, s.19.<br />
10) İlknur Polat, "Türk-Yunan İlişkileri Çerçevesinde Rum Eğitim-Öğretim Kurumlarının Yeri ve Önemi", Tarih Boyunca Türk-Yunan İlişkileri, Üçüncü Askeri Tarih Semineri, Ankara 1986, s.440.<br />
11) Polat, "a.g.m"., s.443.<br />
12) Gürel, a.g.e., s. 26.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turk-yunan.gen.tr/turk-yunan-iliskileri/din-ve-vicdan-hurriyeti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

