İzmir’in İşgali ve Katliam
Bir Yunan istila ordusu 15 Mayıs 1919′da Amerika, İngiliz, Fransız ve Yunan harp gemileri himayesinde İzmir’i işgal etmeye başladı. Bir gün sonra İzmir’deki İngiliz Konsolosu işgal altındaki İstanbul Yüksek Askeri Komiseri Amiral Richard Webb’e şu acil şifreli telgrafı gönderdi:
“Dün sabah Yunan kıtaları İzmir’e girdi. İşgal bir disiplinsizlik içinde yürüyor. Türkler ile çatışmalar oldu. Ve çeşitli bölgelerde münferit muharebeler yapılmakta. Hıristiyan başıbozuk grubuna daha çok haklar tanınmış. Bir çok Türk sebepsiz olarak tutuklanmış ve haksızlığa uğramıştır. Türk evleri ve dükkanlarının yağması hala devam ediyor. Yunanlı ayak takımı çere köyleri kontrolleri altına almışlar. Türklerin yağma ve katledilmesi hariç İzmir şehri oldukça sessiz. Türk sivil idare makamları ortada yoklar. Askeri ve sivil zayiat: 300 Türk ve 100 Hıristiyan(1).”
Aynı gün İzmir’de bulunan Akdeniz Filosu Kumandanı İngiliz Amirali, Amiralliğe aşağıdaki şifreli telgrafı çekmişti:
“Şehir içinde Yunanlılar tarafından yapılan bir hayli yağma olayı vardır. Türk devleti dairelerindeki eşyalar ayak takımlarınca çalınmış ve tahrip edilmiştir. İzmir çevresinde durum ciddiyetini korumakta ve silahlı çatışmalar olmaktadır. Yunan bölgesinin kanun ve düzen sorumlulukları açıkça belirlenmelidir(2)”
İzmir’in Yunanlılar tarafından işgal edilmesi ve bunu takiben silahsız Türklere yapılan mezalim, İngiltere, Fransa, İtalya ve Osmanlı Dışişleri makamlarına gönderilmiş gizli raporlardan ve görgü şahitlerinin ifadelerinden öğrenilmiştir. İngiliz dokümanlarının dikkatli tetkikinden anlaşılacağı gibi Pan-Helenizm ismi altında Yunanlılarca mezalim yapılmıştır. İngiliz makamlarına resmi kaynaklar kanalıyla gönderilen görgü şahitlerinin ifadelerinden çıkarılan rapor özetleri, Yunan ordusuna teslim olan ve toplama merkezlerine götürülen silahsız Türk askerlerine yapılan Yunan barbarlığını gözler önüne sermektedir:
“Orient Bankası ile Mısır borsası arasındaki 10 metrelik bir yerde, grup halinde duran altı kişinin vurulmuş olduğunu gördüm. Biraz yukarıdaki bir noktada, Yunan mavzer ateşi sonucu yerde kıvranan beş kişi daha gördüm. Cordelio vapur iskelesine yakın bir yerde daha fazla insanın öldürülmüş olduğunu gördüm. Kramer yanında üç öldürme vakasına şahit oldum. Hunharlığın en dehşet verici manzarası da şöyleydi:
Karnından vurulmuş olan bir Türk subayı kendi gayreti ile kalkmaya çalışıyordu. Bir Yunan askeri derhal onun yanına koşarak gitti ve başına dipçikle vurarak öldürdü. 50 yaşını az aşkın bir Türk subayı arkadan vurulmasına rağmen oturmaya gayret ediyordu. Bütün mavzerler ona doğru çevrildi. Akat, ateş etmeye hacet kalmadan subay arkası üstü düştü ve öldü. Vurulmuş ve kaldırımda yatan bir sivil Türk hareket etmeye çalışırken, Yunanlı askerler yüzüne ve kafasına tekmelerle vurmaya başladılar. Her iki ayağı ve göğsünden yara almış bir subay inlemeye ve merhamet dilemeye başladı. Askerler tarafından alay edildikten sonra öldürüldü.
Bir Türk subayı sıradan çıkarak yol kenarına kaçmak isterken bir Yunan askeri elindeki misket tüfeğini dipçiği ile kafasına vurdu. Subay yan tarafa yıkıldı. Kalkmaya çalışırken bu sefer başka bir asker kafasının diğer tarafına tekrar dipçikle vurdu. Subay arkası üstü yere düştü. Belki de bayılıştı. Bir diğer Yunan askeri gelerek onu süngüledikten sonra tüfek namlusunu yüzüne yaklaştırarak ateşledi ve subayın beyni parçalandı.
Esirlerin sırası boyunca yürüyordum. Gümrük binasına daha varmadan bir Türk subayının sendelediğini ve öbür askerin dipçikle acımasızca ona vurduğunu gördüm. Sol gözü kanıyordu. Sağ çenesi kemiğe kadar kesilmişti. Yunanlı bir subay askerlerle birleşerek kafasına ve yüzüne kamçı ile vurmaya başladı. En sonunda bir asker gelerek tüfeği ile ona vurdu ve sonra da ayak takımının merhametine bıraktı. Yanında başka bir subayın şöyle söylediğini duydum: ‘Şu domuzlara bu layıktır.’ Esirler gümrük binasını geçinceye kadar bu dayak ve hırpalanma faslı devam etti.
Birkaç metre uzaklıkta diğer bir kişi, üzerine yağdırılan mermiler altında kıvranıyordu. Borsa binasının karşısına gelindiğinde birçok subay aldıkları darbeler neticesinde yere düştüler. Bunlardan ayağa kalkmaya çalışan bir subay, tekrar bir asker tarafından tekmelenmek suretiyle yere yıkıldı. Bir geminin arkasına bağlanmış olan mavna Yunanlılarca geçici bir hapishane olarak kullanılıyordu. Bir Yunanlı subayın en az üç defa esirleri baş aşağı mavnanın içine attığı görüldü. Bu en azından 2.5 metrelik yerden düşüşü idi. Mavna içindeki askeri muhafızlar esirlerin üzerlerini aradılar, değerli tüm eşyalarını müsadere ettiler.
Bir subay ofisinin önüne düştü. Tam kalmaya çalışırken bir başkası onun üstüne düşerek, bir başkası da üstüne atılarak onu tekrardan düşürdü. Böylece birçokları ortaya atıldı ve orda hareket edilmek, dövülmek ve tekmelenmek üzere terk edildi. Bazıları oldukları yerde öldürüldü. Diğerleri uzun müddet acı içinde kıvrandı. Yunanlı askerlerden hiçbir kimse gidip ölüleri bir kenara koymadı ve yaralılara yardım etmedi. Çok uzun bir zaman geçmesine rağmen kimse de yardım için gelmedi. Yaralı bir Türk Albayı gördüm. Ayağı kırılmıştı galiba. Sancı içinde kıvranıyordu. Bir Yunan askeri geldi süngüsünü çıkardı ve onu süngüledi.
Daha yirmi adım atmamışlardı ki sivil bir esir yere düştü. Bir asker süngüsü ile geldi ve onu esirin arka tarafına soktu. Esir tramvay yolunda bir su çukuruna düştü. Çok zayıf karşı koymalarına rağmen, ikinci defa karnından süngülendi. İkinci bir asker, artık kıpırdanamayacak hale gelinceye kadar vurmaya devam etti. Bu sahne, etrafta son derece derin bir nefret ve utanç uyandırdı. Ben de diğerleri ile beraber bu canavar ruhlu askerlere küfrederek, bu vahşete son vermelerini haykırarak söyledim. Bizi duydu ve fakat bir şey yapmadan oradan uzaklaştı.
Bundan sonra gözüm bir Türk askerine takıldı. Traş olmuş, başı kanlı, yüzü ve boynu ile bir tezat teşkil ediyordu. Pasaport ofisinden ileriye doğru uzatılmış derin ve ucu denizde biten raylardan 15 metre öteye atıldı. Elleri dışarıda son gayreti ile direği tutmaya çalışıyordu. Fakat iki Yunanlı asker ona hücum ederek süngüleri ile dürtüp tekrar suyun içine ittiler. Birkaç dakika ümitsiz bir şekilde çabaladıktan sonra tersine döndü ve yüzü su içinde öylece hareketsiz kaldı(25).”
Londra Müslümanlar Derneği, İzmir ve Aydın şehirlerinde bir İngiliz görgü şahidinden dinlettikleri gerçek olayları 21 Mayıs 1919′da yayınladı. Bunlardan bir tanesi şöyle yazıyordu:
“Yunan kıtaları Türk subaylarının toplandığı (teslim oldukları) yerlere girdiler. Bazıları oldukları yerde derhal öldürüldü. Bir kısmı da ‘Yaşa Venizelos’ diyerek bağırmayı reddettiklerinden dolayı sürüklenerek, boğulmak üzere denize atıldılar. Yunan askerleri tarafından üniformaları yırtılan subaylar ortada don ve gömlekle bırakılmışlardı. Çizmeleri çıkartılarak kendileri giymişlerdi. Vali, elleri yukarıda olmak üzere iskeleye kadar sürüklendi ve bir Yunan gemisine bindirildi. Çarşaflı olan karısı dövüldü ve evi kurşunlandı.
Yüzünden süngülenmiş olan Ordu Kurmay Başkanı, bir Yunan canlı hayvan gemisinin ambarına atıldı. Türk başhekimi öldürüldü. Topçu kumandanı da aynı akıbete uğratıldı. Bazı durumlarda yüzüklerin çıkarılması için parmaklar kesildi. Merhamet isteyenler, Yunan askerleri tarafından süngüleniyor veya tüfek dipçikleri ile dövülüp öldürülüyorlardı. İnsanların etrafını çevirdiği, ağır süngü yarası almış olan bir Türk’ü, Yunanlı asker tekrar süngüledi. Yunanlı bir asker, yaralı bir Türk’ün koltuk altına basarak çizmelerini çıkarmaya çalışıyordu. Esirler çok susamışlardı. Öldürülmüş Türklerin cesetleri, denize yayılmıştı. Bazı ağır yaralı olanlar denize atılarak boğulmaya terk edilmişti. Kısacası bu katliam sahnesinden uzaklaşmak oldukça fazla bir zaman istiyordu(3).”
Bu haberler, İngiliz Dışişleri Bakanlığı’ndan W. S. Edmons’un şu yorumu yapmasına sebep olmuştur:
“Yunanlılar vurma usulünü değiştirerek, Türkleri düştükten sonra vurmaya başlamışlardı. Tutuklanan tüm Türk subayları ve memurları, soyulmuşlar, öldürülmüşler ve en azından fena muamele görmüşlerdi. Evleri soyulmuş ve kadınlarına hakaret ve bazı hallerde tecavüz edilmişti. Türklerin ifadelerindeki hakikat payının çok yüksek olduğunu teslim etmek gerekir(4).”
Dr. Ronld Burrows’un, Dışişleri Bakanlığından görevle Lancelot Oliphant’a yazdığı 11 Haziran 1919 tarihli mektubunda, İzmir’de Yunan mezalimi hakkında daha fazla bilgi isteğinde bulunmuş ve N.D. Peterson kendi izlenimlerini şöyle bildirmiştir:
“Yunanlıların İzmir’de davranışları üzerine genel bir tartışma başlatılması için Dr. Burrows’u teşvik edeceğimizi zannetmiyorum. Amiral Calthorpe’un verdiği rapora göre; Türk askeri esirlerin, onları götüren Yunanlı askerler tarafından büyük bir soğukkanlılık içinde öldürüldükleri hiçbir şüphe götürmeyen bir hakikattir. Bu şartlar altında, bu hususta ne kadar az konuşulursa o kadar iyi olur kanısındayım(5).”
Yunan mezalimi o derece korkunçtur ki, 4 Haziran 1919′da, İngiliz parlamento üyesi Tuğgeneral Surtees, Parlamentoda Dışişleri Bakanına, basında çıkan İzmir’deki Yunan mezalimi ile ilgili olarak silahsız birçok sivilin ve ihtiyarın Yunan askerleri tarafından katledildiği hususları hakkındaki yazılardan bilgisi olup olmadığın ve eğer varsa bu mezalimden sorumlu olanların mahkemeye verilip verilmeyeceğini sormuştu. Dışişleri Bakanı yerine bu soruyu yanıtlayan Parlamento Başkan Yardımcısı Cecil Harmsworth, Yunan askeri birliklerini İzmir’e iner inmez karışıklık, disiplinsizlik ve baş kaldırmaların başlaması ve birçok zayiata sebep olmasından dolayı üzüldüğünü bildirmiştir. Bu tip anarşiyi yaratan sorumluların cezalandırılması için gerekli önlemler alınmış olduğunu da sözlerine ilave etmiştir(6).
Dokuz gün sonra Cecil Harsmworth çok ilgi çekici olan gizli bir muhtıra vermiş ve özetle şöyle demiştir:
“Dün İzmir’deki eğitim misyon başkanı Saygıdeğer Dr. Mac Lachlan, beni ziyaret etti. İzmir’den yeni dönmüş olan bu arkadaş hemen, Yunan askerlerinin İzmir’i işgali sırasında bazı utanç verici olayları gözleriyle gördüğünü söyledi. Verdiği raporlar, duyduğumuz bu acı olayları en icne teferruatına kadar anlatıp doğrulamaktadır.
Yunan mezaliminin yarattığı reaksiyonlardan birinin sonucu, HMS’ye ait olan Adventure gemi personel ve subayları, bu olaylar nedeniyle Adventure’e, hiçbir Yunan subayının girmesine izin verilmemesine karar vermişler ve aynı zamanda İzmir’de bir şubesi bulunan kulübün üyeleri de verilen bu söz üzerine kulüplerine, alınan karara benzer kurallar koymuşlardır(7).”
İşgal sırasında Yunan mezalimi, sadece İzmir’de olmadı. Çevre kasaba ve köylerde de aynı mezalim yürütülmüştü. Bunlardan bazılarını İsveç’in İzmir Konsolosu Alfred Van Der Zee’den öğreniyoruz. Van Der Zee’nin raporuna göre; Göztepe ve Kokaryalı’da yaklaşık 20 kişi öldürülmüştür. Bornova’da 9 adam öldürülmüş, 1000 koyun ve yaklaşık 50 at müsadere edilmiştir. Buca’da 17 keçi öldürülmüş, Kordolya’da ve Tahtalı Köyde birçok kişilerin kaybolduğu görülmüştür. Cumaovası ve tüm çevre köylerinden çok fazla kişinin hayatlarını kaybettiği görülmüştür. Bu nedenle Türkler, İzmir’den kaçmak için trenleri istila etmişlerdir. Kokardere içinde birçok kadın ve çocuk ölüsü bulunmuştur. Urla kazası kısmen tahrip edilmiştir.
KAYNAK:
Sonyel, Dr. Salahi Ramadan-; Türk Yunan Anlaşmazlığı, Kıbrıs Kültür Derneği Yayını, Lefkoşe 1985, s. 15-19.
DİPNOTLAR:
1) FO/4217/75460.
2) FO/4218/84061.
3) Londra’dan Sir R. Graham’ın Yunan Elçisine yazdığı 14 Haziran 1919 tarih ve 97053/ME sayılı yazıyı içeren FO/4219/97053 sayılı dosyaya bakınız. Bu yazıda; İzmir’deki İsveç Konsolosluğu’ndan Alfred Van Der Zee’nin, H. E. S. Soles’in, Donalt Whittall’in Amerikan YMCA’dan George W. Berry’nin, Amerikalı Deniz Yarbayı R. L. Berry’nin ve diğer şahısların gözleriyle gördükleri olayları havi raporlar bulunmaktadır.
4) FO/5140/E 1448.
5) FO/4218/85641.
6) FO/4218/88147.
7) FO/4218/85079.